?Içinde bulunduğumuz bu hareket, ciddi bir harekettir; Düşmanları bile tehdit eden, bir harekettir!?

Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) Rahmetullâhi Aleyh

07-06-2013

Besmele, hamdele ve salveleden sonra...


Rabb?imiz Teala ve Tekaddes Hazretleri, bütün toplantılarımızı ve bu arada şu anda yaptığımız bu toplantıyı rızasına uygun eyleyerek, daha geniş, daha büyük, daha güçlü hizmetlere vesile kılsın!

Biz, herşeyden önce insanlık şerefine sahip bir insanız.

Diğer varlıklardan farklı tarafımız budur! Insan olmanın yanı başında da müslümanız elhmadülillah! Müslüman olmayan insanlardan farklı tarafımız da budur: Onlar müslüman değil, biz müslümanız elhamdülillah!


Islam?ın şerefiyle müşerref olmuş, onun feyzi ile feyzyab olmuş insanlarız. Keza, Kur?an gibi bir kitaba sahibiz. Öyle kitap ki, onun ne bir misli gelmiş, ne de gelecek. Her haliyle hikmet dolu, feyiz kaynağı, hayat kaynağı. Içinde insanın ruhuna ruh katacak, hayatına hayat katacak, hayat çeşmeleri fışkırmakta. Işte böyle bir kitaba sahibiz!


Peygamberler Peygamber?i Hz. Muhammed?e ümmet olma şerefine mazharız. O büyük Peygamber?e ümmet olma şerefinin büyüklüğü her tasavvurun üstündedir. Bunlar her biri birer hayatî ehemmiyete hayız nimetlerdir. Başımızı secdelerden gece ve gündüz kaldırmasak, bu büyük nimetlerin şükr-ü şükranesini yerine getiremeyiz. Bizi biz yapan, bize hayatiyet veren, bize heyecan veren, bizi istikbalin ufuklarına doğru açan bunlardır!


Ve bütün bunların yanında ve ışığı altında sahip olduğumuz, müştereken sahip olduğumuz bir nimet daha var: O da bir cemaatiz, bir ailenin fertleri durumundayız. Öyle ki, birimizin başarısı hepimizin başarısıdır, birimizin kaybı hepimizin kaybıdır.

Ve öyle bir cemaatiz ki, 50-60 seneden bu tarafa hiçbir kuruluşa -cemaat demiyeceğim- nasib olmayan bir hizmeti, Mevlay-ı Müteal, Rabb-i Zülcelal bizlere ve sizlere nasib etmiştir!

Cumhuriyet?in gelişiyle Kur?an yürürlükten kaldırılmış, Şeriat susturulmuş,

gerçek müslümanların ağzı kapatılmış, bunların yerine baykuşlara hürriyet tanınmış, küfrün-kâfirin kanunları getirilmiş, onunla ülke ve ülke sakinleri idare edilmeye kalkışılmıştır.

Kur?an-ı Azimüşşan ve onun getirdiği Şeriat, dibe-köşeye itilmiş, üzeri toz bağlamış, örümcek ağı ile örülmüş, o gün bu gün onu köşesinden alıp dünyanın gündemine getirmeye hiçbir fert, hiçbir kuruluş cesaret edememiştir. Işte bu cesareti sizler gösterdiniz! Bu da sizin için ayrı bir değerdir, hem öylesine bir değerdir. Tavizsiz-ivezsiz, garazsız ve kimseden korkmadan, kimseden çekinmeden,

o dibe-köşeye itilmiş ve susturulmak istenmiş, hakkı ortaya getirdiniz ve onun gür sesini, dost ve düşman bütün bir dünyaya duyurdunuz, elhamdülillah! Bu da o diğer büyük nimetlerin yanıbaşında bizim için ehemmiyete haiz bir nimettir!

 

 

Biz bir cemaatiz dedik. Bir cemaat demek, bir ailenin fertleri demektir. Bir çatının altında barınan, birbirinin derdiyle dertlenen, birbirinin sevincini ve birbirinin acısını paylaşan insanlarız. Birbirimize yardım etmek zorundayız. Birbirimizin işiyle, meseleleriyle (problemleriyle) meşgul olmak hepimizin vazifesidir. Esasen, müslüman öyle olacak!


Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.), müslümanı bir yönü ile şöyle târif eder: ?Bir kimse müslümanların işleriyle uğraşmazsa, onların derdiyle dertlenmese, onların dilinden anlamazsa o, onlardan değildir!?

Öyle olan müslümanları Islam çerçevesinin dışına atıyor Peygamber. O halde, bazen biz sizin yanı başınıza gelecek, sizin derdinizle dertlenecek, sevinçlerinizi paylaşacağımız gibi, bazen de sizler uzun mesafeleri katederek buraya kadar geleceksiniz, birbirimizin derdiyle dertlenecek, birbirimizin ihtiyaçları ne ise onu gündeme getirip, hal çaresi ne ise onu yerine getirmeye çalışacağız. Sa?yiniz meşkur olsun! Çok uzak mesafelerden geldiniz. Herhalde bu gelişiniz sahip olduğunuz imanın, sahip olduğunuz davaya bağlılığın bir ifadesi, bir isbatıdır!

Burada size para vermeyecekler, gelmeyebilirdiniz. Kimse sizden hesap da soramazdı. Ama geldiniz, içinizden vicdanınızın, imanınızın sesini duyarak davete icabet etme ihtiyacını hissettiniz ve geldiniz; Safa geldiniz hoşgeldiniz! Cenab-ı Hakk hepinizden razı olsun!

Sizlere ve evlatlarınıza herşeyden önce Islam nedir, ne değildir, farz nedir, Şeriat nedir, Kur?an nedir, dünya nedir, ahiret nedir gibi ilmihal bilgilerini vermek, dilimizin döndüğü kadar bize birer vecibe, birer vazife olduğu gibi, sizler de gücünüzün yettiği nisbette bu bilgileri elde etme zorundasız.

Islam bu suretle cemaat fertlerini birbirine bağlamıştır!

Efendimiz (s.a.v.) Kur?an-ı Kerim?in ayet ve sureleri çoğaldıktan sonra, emir vermiş, ?Bilenler bilmeyenlere öğretecek, bilmeyenler de bilenlerden öğrenecektir!? demiştir.

Bir hizmet, bir Kur?an öğrenme faaliyeti başlamış ve kısa zamanda müslümanlar, o zamana kadar gelen Kur?an ayetlerini ve Kur?an surelerini öğrenmişlerdir; Müslüman budur! Müslüman daima birbirine yardımcı olacaktır!


Ilmihal bilgisini öğrenme kâfi gelir mi?
Genelde gelir! Ilmihal bilgisi demek, bir müslümana hayatta lazım gelen ve üzerine düşeni hakkıyla yapma imkânını bulan bilgiler demektir.


Ama bu her zaman kâfi gelmiyor. Bunun daha ilerisi, bunun daha ötesi var ki, o da Kur?an dili olan Ulum-i Arabiye?yi öğrenmektir. Ulum-i Diniyye?yi geniş çapta öğrenmek, onun hikmetlerini ortaya çıkarmak, onun güzelliklerini yaymak ve bütün bir dünyaya göstermek gerekir. Bu şekilde güçlü, geniş ve kuvvetli bir bilgiye sahip olmak da en azından farz-ı kifayedir!


Herkesin ilmihal bilgisini elde etmesi farz-ı ayın ise, bunun daha ötesinde bunun ilmini yapacak derecede, bunun kaynağına inecek derecede, meselelerini delillendirecek derecede bilgiye, ilme, irfana sahip olması en azından farz-ı kifaye?dir.

Yani bir şehirde, bir mahallede, bir köyde, bir veya iki kişi enine, derinliğine Islam?ın ilmini, ilmihal bilgisinin ilmini yapacak derece bir bilgiye sahipse diğerlerinden bu farz sakıt olur. Yoksa ilmihal bilgisinin ilmini yapacak, onun nereden geldi, hangi ayetten çıktı, hangi hadis?e dayandı diye mâlumata sahip olan o bölgede, o köyde, o şehirde hiç kimse yoksa, o köylerin, o mahallelerin, bütün sakinleri farzı terketmişçesine vebaldedirler, günahtadırlar!


Kendi adamını kendi yetiştirme:


Yamama ile bu işler olmaz! Kendi adamımızı kendimiz yetiştirmek zorundayız, mecburiyetindeyiz. Yani şu hareket, Islam?ın ruhuna, metnine tıpa tıp uygun olan şu hareket, hiç kimse tarafından tenkidi ve eleştirilmesi yapılamıyan ve bu suretle doğruluğunu bir kez daha ortaya koyan şu hareket, muhtaç olduğu adamını kendi içinden yetiştirecektir.

Dışarıdan getirip monte etme işe yaramıyor; Uymuyor, yamama oluyor, ayak uydurulamıyor, atın üzerinde durulamıyor! Onun için bu hareket, kendi modeline, kendi hususiyetine, kendi temizliğine, kendi sadakatına göre adamını yetiştirmek  zorundadır. Fakat ne yazık ki, iki sene önce kendi adamını yetiştirmek üzere yola çıkan ve bir hayli de mesafe alan bu hareket bir noktaya geldi, bir tıkanıklık gösterdi.

Yerli-yabancı bütün düşman harekete geçti. Başka uğraşacakları hiçbir şey yokmuş gibi, basını ile, resmiyeti ile, mahkemeleriyle, idarecileriyle hücüma kalktılar. Koskoca bir Içişleri Bakanı bile TV?de ?Medrese mutlaka kapanacaktır!? dedi. Ve sözü acizane bizim üzerimize getirdi, ?Kaplan!? dedi ?Sadece Türkiye için tehlikeli bir şahıs değil, bütün bir dünya barışı için tehlikelidir!?

Yazdılar-çizdiler, sanki bir iş yapıyorlarmış gibi, yüzlerce polisle medreseyi sardılar ve kapattılar. Dava adamlarının önünde bu kabil hareketler ve bu gibi engeller olur. Ve bu da işin sadakatını, samimiyetini, ihlasını ve ciddiyetini gösteriyor. Niye başkalarının üzerine yürüyen olmadı? Particiler, Süleymaniler, Nursiler ve diğerlerinin üzerine giden olmadı. Ve onlardan genelde bahseden de olmadı! Ama, kıyametler kopardılar.

Niçin? Işin önemini, işin ciddiyetini, işin ehemmiyetini onlar da birer gayr-i müslim olmakla beraber idrak ettiler.

Ertesi gün Merkez?e komiser geldi. Arkadaşlar çıkıştılar, ?Yaptığınızı beğeniyor musunuz?? diye. O da, ?Siz de Şeriat?tan, siyasetten, devletten bahsediyorsunuz!? dedi.

?Peki bundan size ne? Biz doğup-büyüdüğümüz ülkemizde Islam?ın devlet olmasını istiyoruz. Bu sizi niçin bu kadar ilgilendiriyor?? diye karşılık verince komiser de, ?Hayır!? diyor, ?Biz buna razı değiliz. Türkiye Avrupa?nın bir parçasıdır!? Tam bu ifadeyi kullanıyor!


Sonra, ?Süleymaniler var, Milli Görüş var ve başka daha diğer kuruluşlar vardır ve onlarla bizim hiçbir problemimiz yoktur. Sadece sizinle problemimiz vardır!? diye cevapladı.

Şimdi bu tâbirden şu anlaşılıyor: Onlar suya-sabuna dokunmuyorlar ki?!.

Bu itibarla üzülmenin yanında bir yönüyle de sevinmek gerekiyor. Demek ki, şu hareket ciddi bir harekettir. Düşmanları bile tehdit eden, endişeye sevk eden, onların uykusunu kaçıran bir harekettir. Ve öyledir de!..


Bu arada Ümmet-i Muhammed Gazetesi?nin son sayısında bir yazı yazdık, ?Not? başlığı altında. Dedik ki, ?Dinletmek üzere size bandını, okumak üzere dergisini, gazetesini gönderen kişilere, yazı yazın, mektup yazın ve deyin ki, biz bir kuruluş, bir hareketiz! Üzerinden altı senelik bir zaman geçmiştir. Inceleyin, eleştirin, tenkid edin, tahlil edin, hatasını arayın... Ve şayet bulursanız gazetelerde, dergilerde neşredin. Bu hareket çöksün ve bitsin ki, meydan size kalsın.

Yoksa boşuna göndermeyin; Ne bandınızı dinleriz, ne gazetenizi okuruz!

Ortada bir hareket varken ve hem de dimdik ayakta dururken, bütün bir dünya hatasını, yanlışını, eksiğini-gediğini, bulamazken, sizin bir kuruluş olarak devam etmeniz veya yeni yeni kuruluşlara gitmeniz caiz değildir, haramdır; Tefrika meydana gelir!?

Işte göğsünüzü kabarta kabarta bütün bir dünyaya meydan okuyabileceğiniz bir hareketi Allahü Azimuşşan size nasib etmiştir. Bu da ayrı bir nimettir!

 

Binaenaleyh, böyle bir milletin evladına, hatta kendilerine hizmet etme mühim bir zevktir!

Hizmet yapmanın usulü:


Ve, insanlara hizmeti ulaştırmak için -oturup- onların bize gelmesini beklemeyeceğimizi, bilakis bizlerin onların ayaklarına gideceğimizi de arkadaşlara, hoca efendilere söylüyorum. Değil mi yani? Oturacaksınız, çocuklar gelecek, büyükler gelecek de siz onlara bir şeyler belleteceksiniz. Bu olmaz! Oturup beklemeyeceksiniz!

Peygamber (s.a.v.) oturup beklemedi, ?Gelsinler de ben anlatırım!? demedi. Gezdi-dolaştı, yanıbaşlarına kadar gitti, evlerine ve yol kavşaklarına kadar çıktı. Binaenaleyh, o Peygamber?in ümmeti olan ve onun hizmetini devam ettirme sorumluluğunu üzerine alan bizlerin ve sizlerin de evlatlarınızın yanıbaşlarına kadar gelip, öğretilmesi gereken nelerse onları öğretmek zorundayız!


Hem sonra haddimiz olmayarak bu işin başına getirilirken, onu taahhüt etmiş durumdayız. Işin başına getirilme bir süs değildir, mücerred bir şeref de değildir; Ağır bir mesuliyeti taşımadır!


Babalar olarak siz, hocalar olarak biz, çocuklarımızı, çocuklarınızı, gençlerinizi, kızlarınızı, oğullarınızı mutlaka yetiştirmek zorundayız. Burada da öyle!

Burada çalışanları saat sabah 5?te veya 6?da kaldırıyor ve bir şeyler öğretmek de istiyoruz. Zira meydan boş, ilim adamı yok! Biraz önce başka bir hoca efendiye de söyledim: ?Cebi diplomalı olan hoca çok! Ama ilim-irfan yok!? Iki satır Ulum-i Arabiye?yi tahlil edecek, tercümesini yapacak adam bulamazsınız!

Mevlay-i Müteal, medreseyi kapattı! Onun iradesi olmazsa kapatamazdı kimse! Onun nezareti altında kapatmışlar!

Ama demek ki, her şeyde bir hikmet vardır ve bu başlamıştır. Ama şu harekâtın havasını teneffüs eden ve ona göre ayak uydurmasını bilen elemana, hocaya ihtiyaç vardır, erkek ve kadın hocaya ihtiyaç vardır, ki başına koyasınız. Getirirsiniz başka birisini, altından girer üstünden çıkar!

 

Bu hareket, kendi modeline, kendi havasına ve kendi çapına göre erkek ve kadın hocasını yetiştirecektir. Mesele bu derece ciddidir. Yarın bunların hesabı sorulacaktır!

 

Bizde vebal kalmasın diye bu meseleleri gündeme getirdik ve sizinle bunun müzakeresini, muhasebesini yapmaktayız!

 

Ve elhamdülillah şunu da müjde olarak verebilirim: Işler gayet güzel gidiyor. Şu hareket kendiliğinden inkişaf ediyor! Anadolu?da kendisini kabul ettiriyor, diğer dış ülkelerde kendini kabul ettiriyor. Sayılarınız belki az olabilir, ama Hakk?ın etrafında toplandınız!

 

Hz. Ali, cemaat ve tefrikanın târiflerini ederken, üstelik de yemin ederek diyor ki: ?Hakk?ın etrafında toplananlar cemaattir, sayıları az da olsa! Batılın etrafında toplananlar tefrikadıdır, sayıları çok da olsa!?


Elhamdülillah, Rabb?imizin bir lütfudur! Bu lütfun tecellisini hiç birbirimize bağlamayalım!

 

Allahü Azimüşşan iyi niyyetinizden dolayı sizlere lutfetmiştir ve işler güzel gidiyor.

 

Ama ne var ki, işlere biraz daha hız vermek arzumuzdur!

Ve sizi de tebrik ederim. Kız çocuklarımız hakikaten çalışıyorlar. Arazide -yani evlerde- olanlar da bantlarla çalışıyorlar, terk etmediler, bırakıp gitmediler. ?Adam sen de!? demediler elhamdülillah! Ve, verdiğimiz tâlimata da uydular! Allah mübarek eylesin, zekâlarını ve imanlarını daha da artırsın ve bütünleştirsin! Ne kadar iftihar etseniz Allah için azdır!

bu dünyanın kötü şartları içerisinde çarşafına bürünmüş olup, bir çok hücumlara maruz kalmasına rağmen o çarşafının hürmetini biliyor ve ileride, istikbalde kendisine teslim edilecek hizmetleri hakkıyle yapmak için geceyi-gündüzüne katmış çalışıyor!

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Ben kendilerine de söylüyorum, ?Yarın size çok büyük hizmetler düşecektir. Anadolu?nun insanını sizler yetiştireceksiniz. Bir enkaz altındadır Anadolu; Bu enkazın altından çıkacak olan insanları sizler yetiştireceksiniz!?


Ve babalar olarak şunu da size bir müjde olarak verebiliriz: Siz belki ölüp-gidersiniz, ama geriye bir sadaka-i cariye bıraktınız; Sadaka-i cariye?dir bu! O kız çocuklarımız, o evlatlarımız Ulum-i Diniyye?ye, Kur?an ilmine hizmet ettiği müddetçe sizin payınız gelir arkadan!


Yukarıda söyledik, biz bir cemaatiz diye!.. Cemaatin fertleri bir ailenin fertleri gibidir, birbirini tamamlayacaktır, birbirlerine yardımcı olacaklardır!


Hareket olarak, aç olanların karnını doyurmaya çalışmak, işsiz olanların elden geldiği kadar iş bulmalarında yardımcı olmak, hasta olanların ziyaretine gidip, hal-hatırlarını sormak, cenazesi olanlara yardımcı olmak gibi hizmetler vermeye çalışıyoruz!

 

Ister yadırgayın, ister yadırgamayın şu hareket üzerine düşeni yapacaktır!

 

Dilimizin döndüğü kadar meseleyi anlatmaya çalıştık! Çocuklar sizindir; Fakat tavsiyemiz acizane, çok dikkatli olacaksınız, çok iyi düşüneceksiniz!


Madde: 1-
Davayı ön plana alacaksınız!

Madde: 2- Çocuklarınızın hizmet vermesini de düşüneceksiniz!


Şunu da söyliyeyim:

Bu çocuklar erkek olsun kız olsun, bunlar sizin elinizde birer emanettir!  

 

Inşaallah bir taraftan dikkatli olacaksınız, bir taraftan da dua edeceksiniz, bir taraftan istişareye riayet edeceksiniz! Ve Rabb?ülâlemin Hazretleri de dileğinizi yerine getirir inşaallah!


El-Fatiha!

 

 

Bu yazı Merhum Cemaleddin Hocaoğlu?nun 1408 Hicrî Yılbaşı Toplantısı?nda yapmış olduğu konuşmanın bant çözümüdür:

 

Diğer Yazıları