Bazı kadınların örtünme adı altında giyindikleri cazibeli elbiseleri giyinmelerin hükmü nedir?

FETVA KÖŞESİ

07-06-2013

  Bazı kadınların örtünme adı altında giyindikleri cazibeli elbiseleri giyinmelerin hükmü nedir?

Cevab: Rabb?imiz (c.c.) Ahzab Suresi 59. Ayet-i Kerime?de şöyle buyurmaktadır:

?Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve mü?minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edil­memelerine daha uygundur. Allah çok yargılayıcıdır, çok esirgeyicidir!?

Bu Ayet-i Kerime?de Allahu Teala hicabın farziyyetinin hikmetini açıklamıştır. «Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur» ayetin­den maksat, «Onlar örtüleri sebebiyle iffetli olarak tanınırlar. Bu sebeble hiç kimse onlara dokunamaz!» demektir.

Maalesef toplumumuzda örtünme adı altında belkide yüzden fazla çeşit görülür. Ayet-i Kerime?nin de sarahaten belirttiği gibi tanınmamak aslolanıdır. Yoksa tesettürüyle daha çok erkeklerin cazibesini çekme çabası değil. Bakınız âlimler şer'i örtünmenin şartlarını 6 madde halinde belirtmişlerdir:

1-              Örtü, bütün vücudu örtmelidir. Zîra Allahu Teala, ?...Dış elbise­lerinden üstlerine giymelerini söyle!? buyurmuştur. Cilbab, bütün vücudu örten bir elbise, bir örtüdür. «Yüdnine», idna kökünden gelen bir fiildir. İdna elbiseyi, örtüyü aşağıya doğru salıvermektir. Buna göre şer'i örtün­me, vücudun tamamını örtmektir.

2-              Örtü, alttaki elbiseyi gösterecek kadar ince olmamalıdır. Zîra hicabtan maksat gizlemektir, ince örtü alttaki elbisenin görünmesini ön­leyemez. Bakışlara da mani olamaz. Nitekim Hz. Aişe, ?Ebubekir Sıddık'ın kızı Esma üzerinde ince bir elbise ile Resulullah (s.a.v.)'ın yanına gelince Resulullah (s.a.v.) ondan yüzünü çevirdi!? (Ebu Davud)

3-              Örtünün kendisi bir ziynet olmamalı ve cazib renkli kumaşlar kullanılmamalıdır. Zîra Allahu Teala, ?Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesna.? buyurmuştur. Ayet?teki görünen kısımdan maksat, kasıtsız olarak görünen kısımdır. Eğer üstten örtülecek örtünün kendisi ziynet sayılabilecek renk ve görünüşte olursa ona hicab denile­mez. Böyle bir örtüyle örtünme de caiz değildir. Zîra örtünmekten maksat, ziynetlerin yabancılar tarafından görülmesini önlemektir.

4-              Örtü, vücud hatlarını belli edecek ve fitneye sebeb olacak kadar dar olmamalıdır. Zîra Resulullah (s.a.v.), ?İki sınıf insan vardır ki onlar ce­hennem ehlidirler. Sığırların kuyruğuna benzer sopalarla halkı dövenler ve giyinmiş oldukları halde çıplak görünen vücud hatlarını tamamiyle belli edecek elbise giyen kadınlar. Ki bun­lar bu elbiselerle erkeklerin kalblerini çelmek için gezerken kırıtarak yü­rürler. Saçlarını da deve hörgüçlerine benzetirler. Onlar cennete gireme­yecekleri gibi çok uzaklardan duyulablilen cennet kokusunu bile duyamaz­lar!? buyurmuştur. Hadis?in diğer bir rivayetinde de, ?Cennetin kokusu beşyüz yıllık yoldan geldiği halde onlar koklayamazlar!? (Müslim, Cennet 52) buyurulmuştur. Hadis?teki «Kasiyatün Ariyat'ın manası, sureta giyinik fakat hakikatta çıplaktırlar» demektir. Çünkü onlar öyle ince ve dar giyiniyorlar ki, elbise ne avretlerini, ne de vücudlarını örtmektedir. Bu Hadis de Resulullah (s.a.v.)'ın mucizelerinden birisidir. Çünkü kendisinden bindörtyüz sene son­ra geleceği tasvir etmiştir.

5-              Örtüden güzel koku gelmemelidir. Çünkü güzel koku, erkekleri iğ­fal eder. Zîra Resulullah (s.a.v.), ?Harama bakan göz zanîdir. Güzel koku sürünerek erkeklerin arasına çıkan kadın da!? buyurmuştur. Diğer bir riva­yette de, ?Bir kadın güzel koku sürünerek erkeklerin arasından geçer ve erkekler o kokuyu alırlarsa o kadın zanîdir!? buyurulmuştur. Musa bin Yesar'dan şöyle rivayet edilmiştir: ?Güzel koku sürünmüş bir kadın geçiyordu. Ebu Hureyre (r.a.) ona, ?Ey Cebbar?ın annesi nereye gidiyorsun?? dedi. Kadın, ?Mescid?e? cevabını verdi. Ebu Hureyre (r.a.), ?Sen koku süründün mü?? diye sordu. Kadın, ?Evet? dedi. O zaman Ebu Hu­reyre (r.a.), ?Evine dön. Koku gidinceye kadar yıkan. Zîra ben Resulullah (s.a.v.)'tan, ?Allahu Teala süründüğü kokuyu etrafa saçan bir kadının nama­zını, dönüp yıkanıncaya kadar kabul etmez!? dediğini işittim.? dedi.? (Terğib ve Terhib, c. 3, sf. 65)

6-              Kadın ne erkek elbisesi giymeli, ne de giydiği elbise erkek el­bisesine benzemelidir. Zîra Ebu Hureyre (r.a.), ?Resulullah kadın elbisesi giyen erkek de, erkek elbisesi giyen kadını da lânetlemiştir!? demiştir. (Ebu Davud, Nesai, Tahricüs-Sünen, c. 6, sf. 57) Di­ğer bir Hadis?te de Resulullah (s.a.v.), ?Allahu Teala kendilerini kadınlara benzeten erkeklerle, erkeklere benzeten kadınları lânetler!? buyurmuştur. (Ahkâm Tefsiri, M. Ali Sabûnî, c. 2, sf. 330)

yukarıdaki şartlara baktığımız zaman bugün birçok müslüman kadının tesettürünün şer'i tesettüre uygun olmadığını görürüz! Rabb?imiz kendi rızasına mutabık hareket etmeyi nasib etsin!

 

 

 

 

Peruk takmanın şer'i hükmü nedir?

 

Cevab: Allahu Teala Nisa Suresi 118-119 ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: ?Allah o şeytana lânet etti ve o da, ?Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım? dedi. ?Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler.? Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür!?

Ve yine Resulullah (s.a.v.) Buhari?de zikredilen bir Hadis-i Şerif?te şöyle buyurur: ?Allah, dövme yapanlara, yaptıranlara, yüzlerdeki kılları alanlara, aldıranlara, güzelleşmek maksadıyla dişlerini törpüleyip aralarını ayıranlara, Allah?ın yarattığı şekli değiştirenlere lânet etsin!?

Buhari?de geçen bir Hadis-i Şerif?te şöyle kaydedilir: Humeyd b. Abdurrahman demiştir ki; Muâviye b. Ebî Süfyân, Hac senesinde (Resulullah?ın) minberi üzerinde, bir muhafızın elindeki kâkülü alıp şöyle derken dinlemiştim: ?Ey Medineli?ler, âlimleriniz nerede? Ben Resulullah?ı (s.a.v.), bu gibi şeylerden nehyedip şöyle derken işittim: ?İsrailoğulları, ancak ka­dınları bunu yaptıkları zaman helak olmuşlardır!?

Bir de Saîd ibn Müseyyeb şöyle demiştir: ?Muâviye, gelişleri­nin sonuncusu olarak (51. senede) Medine'ye geldi de bizlere hitâb etti. Bu arada birbiri üzerine durulmuş birkaç demet saç çıkardı ve: ?Ben bunu yahudiden başka bir kimsenin yapacağını düşünmüyorum. Çünkü Peygamber (s.a.v.) bu işi, yani saçta takma ve ekleme yapıcılığını yalancılık ve bâtıl şey diye isimlendirmiştir?, dedi. (Buhari)

Bu Hadis-i Şerif?te bize iki şey öğretiliyor:

1. Bu peruğu ilk çıkartan topluluk yahudi toplumu olup bu da onların kadınların helak sebebiyeti olmuştur.

2. Bir de peruk takmanın haramlılığın bir hikmetini göstermiştir. O da yalancılık, aldatma.

Müslüman kadının başına peruk değil, Kur?an-ı Kerim?in ifadesiyle ?Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler!? Ve bir de peruk takmak kadının ziynetini açığa vurmadır.

Hulasa: Bir kadının peruk takması yukarıda zikri geçen Ayet ve Hadis-i Şerifler mûcibince kebairden (büyük günahlardan) olarak haramdır. Çünkü Allah?ın (c.c.) lâneti olan her bir haram kebairdendir. Bunda örtünme yoktur, bunda ziyneti açığa vurma vardır, aldatma ve tedlis vardır. Rabb?im (c.c.) Hakkı Hak olarak öğrenmeyi ve tabi olmayı nasib etsin!

Sonuç olarak bugün Anadolu'da bazılarının okulda okuma adına başına peruk takarak veya başını açarak gitmeleri caiz değildir! Onlara Rabb?imizin (c.c.) şu Ayet-i Kerimesi?ni hatırlatmak isteriz: ?Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz!? (Araf, 51)

 

 

 

 

Yılbaşını kutlamanın hükmü nedir?

 

Cevab: Allahu Teala Casiye 18?de şöyle buyurmaktadır:

 

?Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma!?

Ve yine Maide 51?de ise:

?Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez!?

Konuyu başkalarına benzeme noktasından ele alan sayılamayacak kadar Hadis-i Şerifler vardır. Bunlardan birinin mealini vermekle yetinebiliriz:

?Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır!? (Ebu Davud, Libas 4; Müsned N/50) Özellikle bu Hadis-i Şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şeklî benzeşmenin sonuçta itikadî benzeşmeye götüreceğini anlatır: İbn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihî gerçeklere parmak basar. Mağlupların galipleri taklid etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (İbn Haldun, Mukaddime, trc. I/374-75.)

Sonuç şudur: İnsan ancak sevdiğini, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklit eder. Şeklî taklit itikadî taklide götürür. Bu ilmî gerçege de dikkat çektikten sonra genel bir fıkhî kaideyi hatırlatıp, mesele hakkında âlimlerimizin istinbatlarını (bir kısmını verdiğimiz naslardan çıkardıkları hükümleri) nakledeceğiz. İttifakla kabul edilen bu fıkhî kaide şudur: ?Müslümanın, bir başka dinin şiarı (alâmeti farikası) olan bir fiili kendi ihtiyarı ile yapması küfürdür!?

Nevruz ve yılbaşı kutlamaları âlimlerimizce başka dinlerin ve inanç sistemlerinin şiarları olarak görülmüş ve bu konudaki hüküm ona göre verilmiştir. Görebildiğimiz kadarıyla, Buhara bölgesi âlimlerimizden Baytekin et-Türkmanî bu tür konularda en geniş bilgiler veren âlimlerimizden biridir. Buna benzer meseleleri müstakil bir kitapla anlatmış ve sözünü ettiğimiz konu üzerinde özellikle ve sayfalarca durmuştur. ?Bazı Hanefi âlimleri demişlerdir ki, adı geçen bütün bu (başka inançların gereği olan) bayram ve kutlamalara katılan ve bundan tevbe etmeyen onlar gibi kâfirdir. İmam Malik'in arkadaşlarından biri de demiştir ki, Nevruz günü (o günü ta'zim için) bir karpuz kesen sanki domuz kesmiş gibidir. Dolayısı ile müslüman, böyleleriyle oturması, kesmede ve pişirmede onlara yardımcı olması ile günahkâr olmuş olur!? (Türkmanî, Kitabu'l-lümu fil-havâdisi vel-bida' I/293-94.)

Meselenin hem hukukî hem de itikadî yönü bulunduğu için fıkıh kitaplarımızın ?Mürtedle ilgili hükümler?, ya da ?Küfür sözler? yer alır ve özet olarak şunlar söylenir: ?Mecûsîler?in Nevruz (yeni gün, yeni yıl, yılbaşı) kutlamalarına katılmakla da kâfir olur. Çünkü bunda onların o gün yaptıkları şeylere muvafakat anlamı vardır. Daha önce satın almamakta olduğu bir şeyi Nevruz'da, o günü ta?zim için -yeme içme için değil- satın alması, keza yine o günü kutlayan şirk ehline Nevruz günü, velev bir yumurta olsun, bir şey hediye etmesi de aynıdır!? (Hindiyye, N/276-77)

?Nevruz'da (yılbaşı gününde) bir müslüman diğerine bir şey hediye etse, ama bununla da o günü ta?zimi (kutlamayı) düşünmüş olmasa, fakat bir takım insanların o güne mahsus böyle bir uygulaması bulunmuş olsa bunu yapan kâfir olmaz, ancak o günlerde yapmaması, daha önce veya daha sonra yapması gerekir. Ta ki onlara benzemiş olmasın. İbadette muvafakat, yani, onlara has ibadet saatleri olan üç vakitte namaz kılmak haram olursa, ibadet olmayanları bir düşünün!? İmam Ebu Hafs demiştir ki, "Bir adam Rabb?ine elli yıl ibadet etse, sonra Nevruz (yılbaşı) geldiğinde, o günü kutlamak için şirk yapanlardan birine bir hediye gönderse kâfir olur!? (Bezzâziye VI/333; Abdullah b. Muhammed es-Sîbî, el-Abdevî, ed-Delilü?l-kavim ales-sirati?l-müstakîm 143)

?Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah'a iman etmezler!? (Yusuf, 106) Bu, Allah'a inandığını söyleyenlerin de şirk koşuyor olabileceklerini, ya da şirk koşanların da Allah'a inandıklarını söyleyebileceklerini anlatır.

Bu gibi kutlamalarda yahudi ve hıristiyanlara benzeme de vardır. Resulullah (s.a.v.) bir Hadis-i Şerif?inde şöyle buyurur: Ebu Saîd Hudrî (r.a.) Allah Resulü'nün (s.a.v.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: ?Şüphesiz ki sizler, kendinizden önce gelen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına muhakkak uyacaksınız. O kadar ki, şayet onlar bir kelerin deliğine girseler, siz de muhakkak onların arkasından gideceksiniz!? Biz: ?Ey Allah'ın Resulü! Bunlar yahudilerle hıristiyanlar mıdır?? diye sorduk. Allah Resulü: ?Başka kim olacak?? buyurdu.

Hulasa :

1- Yılbaşı gibi başka inançların şiarı olan günlere, o güne ta?zim ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak küfürdür. Bunu yapmış ve tevbe etmemiş bir insanın imanından, nikahından, ibadetlerinin boşa gitmesinden korkulur.

2- Müslümanların, hangi maksatla olursa olsun, o günlere mahsus birşey yapmamaları gerekir.

3- Hindi gibi sırf o günlere mahsus şeyleri, o günlerde satmak, fasıklara "günahta yardım" anlamı taşıdığından, haram ya da tahrîmen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse "meyte" olacaklarından satılmaları hiç bir surette caiz olmaz!

Diğer Yazıları