BÜTÜN KARDEŞLERİMİZE TAVSİYE VE RİCALARIMIZ

Genel Yayın Müdürlüğü

07-06-2013

1- Haberleri kaynaklarından alma:

Toplum ve cemaatlerin havasını bulandıran, fertleri birbirine düşüren sebeplerden biri de

iftiralar ve yalan haberlerdir. Veya haberleri, söylenenleri veya yapılanları mecrasından

saptırmak, ilaveler ve noksanlıklar yaparak öteye beriye aktarmaktır.

Çare:

Bunlara meydan vermemek veya asgariye indirmek için:

a) Hakkı söylemek ve illa susmak,

b) Yüzde yüz doğru bildiğini söylemek; su-i zanda bulunmamak,

c) Bilmediği, hususiyle şer?î yönünü bilmediği meselelere karışmamak, onlar hakkında fikir beyanında bulunmamak,

d) Biri bir haber getirdiğinde ondan kaynağını sormak veya delilini istemek veya en azından o sözü kendisinin söylediğine, kendisinin haber verdiğine dair ondan yazılı ve imzalı kağıt almak!

Kur?an-ı Azimüşşan şöyle der:

?Ey iman edenler! Size fasık bir adam haber getirdiğinde onun doğruluğunu

araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa (veya bir kimseye) karşı kötülük edersiniz

de sonra yaptığınıza pişman olursunuz!? (Hucurat, 6)

?De ki: Delillerinizi getirin, eğer doğru söylüyorsanız!? (Bakara,111)

Eğer bizler, bilhassa fitne devirlerinde, bu emir ve tavsiyelere uyarsak, ortalığı karıştıran asılsız sözler, dedi kodular kesilir veya en azından azalır.

2- İlim öğrenme ve öğretme:

Bilindiği üzere ilim öğrenmek ve öğretmek, yerine göre farz-ı ayn, yerine göre farz-ı

kifayedir. Yani farzdır. Türkiye?de de insanımız bir cahiliyet ve bir dalalet devri yaşamıştır.

Şeriat-ı Garra?yı öğrenme veya tam bilme fırsatını bulamamıştır. Bunun bir neticesi olarak teşkilat mensubu kardeşlerimizde de mühim bir ilim boşluğu vardır. Bu boşluk doldurulmadıkça, cemiyet hayatının, devlet hayatının muhtaç olduğu ilim ve idareci adamlarımızı yetiştirmedikçe, yani şeriat gereği gibi bilinmedikçe, teşkilat olarak bir yere varamayız. O halde bu farz yerine getirilmeli ve bu boşluk mutlaka doldurulmalıdır ve herkes bu hususta üzerine düşeni yapmalıdır ve nihayet bir öğrenme ve öğretme seferberliğine gidilmelidir.

Vazife bir emanettir:

İslam davasının hâkim olmasında herkes vazifelidir. Hiçbir müslüman kendisini kenara

çekemez. Hele hele ferdî vazifesinin yanında bir de idarecilik, hocalık, emirlik gibi bir vazifeyi deruhde etmiş, üzerine almış ise, böyle kardeşlerin mesuliyetleri kat kattır.

Çare:

a) Her mü?min kardeşimiz, akşama döndüğünde kendini bir hesaba çeksin; o gün

dava adına, öğrenme ve öğretme babında ne yaptı, tebliğ adına ne söyledi veya ne okudu, ne okuttu, ne dinledi veya ne dinletti?..

b) İdareci, hoca ve emir kardeşlerimiz de hem kendi üzerlerine düşeni yapacak, hem de

emrindekilere dava ile ilgili tavsiyelerde bulunacak, yıllık programlarda ve tamimlerde

de ifade ettiğimiz gibi takib edecek, her ay rapor halinde bir üst makama gönderecektir.

Göndermeyenlerden yine Islam adına hesap sorulacaktır...

c) Gerek ilmî çalışmalarda ve gerekse üzerine aldığı vazifeyi yerine getirmede ihmali

görünenler uyarılmalı, hem de yazılı olarak uyarılmalı, uyarıdan da almıyanlar, gözünün

yaşına bakılmadan geri çekilmelidir ve böylelerine de kimse arka çıkmamalıdır. Çünkü,

vazife emanettir, onu yerine getirme farzdır, getirmemek hiyanettir ve haramdır. Üzerine

düşeni yapmayan, uyarıldığı halde düzelmeyen bir nev?i zulmetmiştir ve zalim olmuştur.

Zalimlere yardım ise insanı ateşe götürür.

Bu hususta Kur?an şöyle der:

?Zalimlere en ufak meyille meyletmeyin, sonra size ateş çarpar. Sizin Allah?tan başka dostlarınız yoktur, sonra size yardım edilmez!? (Hud,113)

 

MESAJLAR, Merhum Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan)

Not:

Herkes bu yazıyı Cuma günü hutbede okuyacak!

Bu bir talimattır!

Diğer Yazıları