Cennetin yolu Kaza ve Kadere teslimiyetten geçer

CUMA HUTBESİ

07-06-2013

Allahu Teala bizim için faydalı ve zararlı olan şeylerin neler oluğunu en iyi bilendir. Dolayısıyla kimi kullarını hayır ile, kimi kullarını da şer ile imtihan eder. Allah (c.c.) peygamberlerini de bu imtihanlardan geçirmiş, bu peygamberlerden biri de Eyyüb (a.s.)?dır.

 

İmtihan kalblerin kuvvetlenmesine sebebdir.

Allahu Teala istisnasız her kulunu imtihandan geçirir. Ama herkesin imtihanı kendisinin kaldıracağı cinstendir.

Bir hadis-i şerifte sahabeden Abdullah adında biri şöyle demektedir:

"Rasulullah (s.a.v.) (bir gün) bize (toprak veya kum üzerinde) dörtgen bir şekil çizdi. Sonra onun ortasına bir çizgi çizdi. Sonra bu (çizginin) etrafına çizgiler çizdi. Bir de (dörtgen) şe­kilden dışarı çıkan bir çizgi çizdi ve şöyle buyurdu:

?Şu -yani ortadaki çizgi- insandır.

 

Şu (yani dörtgen şeklindeki ömür) süresi onu kuşatmıştır. Bunlar (yani ortadaki çizginin et­rafındaki çizgiler) ise (insanın) başına gelen (olaylar, belâ ve musîbetlerdir). İşte ona (bu belâ ve musîbetlerden) biri isabet etmezse di­ğeri eder (ve ölümüne sebep olur). Şu -yani (dörtgenden) dışarı çıkan çizgi- ise arzu ve ümitlerdir!?" (Sünen-i Darimi: Kitab?ur-Rikak, Arzu Ve Ümitlerle (Ömrün) Süresi Hakkındaki bab:8/439/2875)

 

Yani insan daima imtihan ve musîbetlerle içiçedir.

Evet, imtihanlar kalbi kuvvetlendirir. Onun için Allahu Teala?nın en çok imtihana tabii tuttuğu insanlar peygamberlerdir.

Bundan dolayı Musa (a.s.) korka korka, (etrafı) gözetleyerek Mısır?dan çıktı.

Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke-i Mükerreme?den çıkarken mağaraya sığındı. Ciddi imtihanlardan geçenler kalbleri çok kuvvetli insanlardır.

Lüks içinde yaşayanlar kalbleri en zayıf ve en ürkek olanlardır.

 

İnsanlar kıyamet günü kalbleriyle tartılacak, bedenleriyle değil.

İbrahim (a.s.) Allahu Teala?ya şu şekilde dua etmiştir:

"(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme. O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."  (Şuara, 87-89)

Ve yine Abdullah b. Mesud (r.a.) Erak ağacından misvak koparıyordu (ağaca çıktı), ince bacaklıydı, bir yandan rüzgar onun bacaklarını sallıyor, hareket ettiriyordu da bunun üzerine ashab ona gülmeye başladı, Rasulullah (s.a.v.) "Niye gülüyorsunuz? Kıyamet günü mizanda onun ayakları Uhud Dağı?ndan daha ağır olacaktır!? buyurmuştur. (Müsned, Ahmed b. Hanbel:  9/99/4072)

Bu Kıssa Allahu Teala?nın insanları kalbleriyle tartacağının en net delillerindendir.

 

Eyyüb (a.s.) belaya sabır hususunda güzel bir örnektir.

"Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir. " (Sad, 44)

Eyyüb (a.s.)?dan bir hadis-i şerifte şöyle zikredilmektedir:

"Eyyüb (a.s.)?ın musîbeti 18 sene sürdü. Kardeşleri arasından en önemli olan iki kardeşi hariç, akrabası ve akrabası olmayan herkes onu terketti. O iki kardeşi sabah-akşam onun ziyaretine gelirlerdi. Onlardan biri diğerine: ?Biliyor musun, Eyyüb hiç bir kimsenin işlemediği bir günah işledi? dedi. Arkadaşı ona: ?Nedir o? dedi. O da: ?On sekiz senedir Allahu Teala ona merhamet etmedi ki ondaki o musîbeti gidersin.? Akşam olunca tekrar onun ziyaretine gittiklerinde o adam sabredemeyip Eyyüb (a.s.)?a bu meseleyi anlattı. Eyyüb (a.s.) da: ?Ne dediğini bilmiyorum, ancak şu kadar varki -Allah (c.c.) da biliyor- tartışan iki kişinin yanından geçiyordum Allah (c.c.)?ın adını andılar (Allah (c.c.) adına yemin ettiler). Evime gidip Allah (c.c.)?ın adının ancak hak üzere zikredilmesini istediğim için o kişilerin yeminlerinin keffaretini ben yerine getiriyordum.?" (Sahih İbni Hibban, Kitab?ul-Cenaiz, 7/158)

 

Yani Allahu Teala Eyyüb (a.s.)?ı o kadar imtihandan geçirmesine rağmen Eyyüb (a.s.) Allahu Teala?nın adının yalan yere anılmasına tahammül edemiyor ve o insanların yemin keffaretini kendisi yerine getiriyor. Bunun üzerine Allahu Teala onu bu sıkıntısından kurtarıyor ve:

"(Biz ona): ?Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su? dedik." (Sad, 42)

Hanımı onun yanına geldiğinde onu sıhhat ve afiyette olan bir adam olarak buldu ve ona "Allah (c.c.) senin bu halini mubarek kılsın! Hasta olan Peygamber Eyyüb (a.s.)?ı gördün mü?" diye sordu. Eyyüb (a.s.) da: "O işte benim" dedi.

 

Buhari ve Müslim?de geçen bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

Ebu Hureyre'den, o da Peygamber (s.a.v.)'den, (O) şöyle bu­yurmuştur: "Eyyüb çıplak yıkandığı sırada üzerine altından çekir­geler düştü. Eyyüb hemen elbisesinin içine avuçlamaya başladı. Rabb'i ona: ?Yâ Eyyüb, şu görmekte olduğun şeyden Ben seni zengin kılmamış mı idim?? diye nida etti. Eyyüb: ?Sen'in izzetine yemin ederim ki evet zengin kıldın, lâkin Sen'in bereketinden benim için müstağni ol­mak yoktur? dedi." (Sahih-i Buhari, Gusl kitabı, Halvette Tek Başına İken Çıplak Olarak Yıkanan Ye Örtünmek Daha Fazîletli Olduğu İçin Örtünen Kimse Bâbı 1/488/279)

 

Belaya sabırda ise en büyük örnek şu kıssadır:

 

Ebu Kılabe el-Cermi?nin kıssası.

 

Abdullah b. Muhammed'den rivayet olunuyor:

"Deniz sahiline tayin edilmiştim, o zaman kaldığım yer Mısır?daki bir kulube idi. Sahile vardığımda geniş bir vadi vardı. Vadide de bir çadır ve içinde de bir adam vardı ki, adamın iki eli de iki ayağı da yok. Gözü ve kulağı da ağırlaşmış. Vucudunda dilinden başka işe yarar bir organı da kalmamış, ve bir yandan şöyle dua ediyordu: ?Ey Rabb?im! Bana verdiğin nimete denk olan bir hamd ile hamdetmeyi ve beni yaratmış olduklarının bir çoğuna üstün kılmana karşılık sana şükretmeyi gönlüme ver.?  Abdullah dedi ki: ?Vallahi ben bu adama gidip, bu söz anlamı bilinerek söylenmiş bir söz mü, yoksa ilim ile mi, yoksa kalbe verilmiş bir ilham sonucu bir ilham mı diye soracağım.

 

O adama gidip selam verdim ve ona: Allahu Teala?nın sana vermiş olduğu hangi nimet var ki ona hamdediyorsun, Allahu Teala?nın sana vermiş olduğu hangi bir lutuf var ki ona karşı şükrediyorsun? ve "Ey Rabbim! Bana verdiğin nimete denk olan bir hamd ile hamdetmeyi ve beni yaratmış olduklarının bir çoğuna üstün kılmana karşılık sana şükretmeyi gönlüme ver" diyorsun.? O da: ?Acaba Rabb?im bana ne (kötülük) yaptı ki Vallahi eğer üzerime gökyüzünden ateş gönderseydi beni yakardı, dağlara emretseydi beni paramparça ederdi, denizlere emretseydi beni boğardı, yeryüzüne emretseydi beni yutardı, Rabb?im bana dil nimetini verdiği için ona devamlı şükrümü artırıyorum.

 

Fakat ey Abdullah! benim ne halde olduğumu görüyorsun ya, ben tek başıma ne fayda ve ne de zarar verebilirim, benim senden bir ricam var, yaparmısın? Benim bir çocuğum vardı bana bakıyordu, namaz vakitlerinde abdestimi aldırıyor, acıktığım zaman beni doyuruyor, susadığım zaman bana su veriyordu. Üç gündür onu kaybettim onu bana Allah rızası için ararmısın?? O da: ?Vallahi hiç bir insan hiç bir kişinin Allah (c.c.) katında sevap bakımından senin gibi birinin ihtiyacını gidermeden daha fazîletli bir işte koşmuş olamaz.? Abdullah: ?Çocuğu aramaya çıktım, daha fazla gitmeden hemen kum yığınlarının arasına girdim ve bir de baktım ki yırtıcı hayvanlar o çocuğu parçalamış, etini yemişler, bende istirca' (inna lillahi ve inna ileyhi raciûn dedim) ettim. Ben ne şekilde adama gideceğim de ona bunu söyleyeceğim dedim, ona doğru giderken birden aklıma Eyyüb (a.s.) geldi. Ona gittim, ona selam verdim o da selamımı aldı. Bana: "Sen benim arkadaşım değil misin?" dedi, bende "evet" dedim.

 

"Benim sorunumu hallettin mi?" dedi. Ben de: "Allah (c.c.) katında sen mi daha üstünsün yoksa Eyyüb (a.s.) mı?" dedim. O da: "Eyyüb (a.s.)" dedi. "Biliyorsun değil mi Rabb?i ona ne yaptı. Onu malı ile, ailesi ve evladı ile imtihan etmedi mi?" dedim. O da: "Evet etti!" dedi. "Rabb?i onu nasıl buldu?", "Sabredici, hamd ve şükredici olarak buldu" dedi. Ben de: "Ama Allah (c.c.) bununla da yetinmedi de onu akrabasından ve sevdiklerinden de uzak tuttu. O da: "Evet" dedi. "Rabb?i onu nasıl buldu.", "Sabredici, hamd ve şükredici olarak buldu" dedi. Ben de: "Ama Allah (c.c.) bununla da yetinmedi de onu yoldan geçenler için rastgele bir şahış haline döndürdü." O da: "Evet" dedi. "Rabb?i onu nasıl buldu?", "Sabredici, hamd ve şükredici olarak buldu" dedi. "Allah rızası için kısa kes!" dedi. Ben de: "Aramam için gönderdiğin çocuğu kum yığınları arasında buldum. Onu yırtıcı hayvanlar parçalayıp etini yemişler.

 

Allah (c.c.) senin ecrini arttırsın ve sana sabırlar versin" dedim. O da: "Allah?a hamd olsun ki benim zürriyyetimden ona isyan edip de cehennemine koyacağı birini yaratmadı" dedi ve istirca' da (inna lillahi ve inna ileyhi raciûn dedi) bulundu. Son nefesini verip vefat etti. Ben de istirca' ettim. Şu an benim başıma gelen felaket ne büyük, böyle bir adamı burada bıraksam yırtıcı hayvanlar onu parçalar, eğer burada kalırsam tek başıma elimden bir şey gelmez. Üzerine bir örtü örttüm ve baş ucunda ağlamaya başladım. Ben orada otururken dört kişi geldi ve: "Ey Abdullah! Senin bu halin nedir?" dediler. Ben de benim ve onun kıssasını anlattım. "Yüzünü açar mısın belki onu tanırız" dediler. Yüzünü açınca hemen onun üzerine üşüşüp, gözlerini ve ellerini öpmeye başladılar ve: "Babam sana feda olsun! Ne kadar uzun bir süredir bu gözler haramdan uzak kaldı

 

. Babam sana feda olsun! Ne kadar uzun bir süredir insanlar uykudayken bu beden Allah?a secde etti" dediler. Allah için söyler misiniz bu adam kimdir dedim. Onlar: "Bu İbni Abbas?ın arkadaşı Ebu Kılabe el-Cermi?dir, bu Allah (c.c.)?ı, ve Rasulu?nu son derece seven biridir" dediler. Yıkadık, yanımızda bulunan elbiselerle kefenledik ve onu defnettik. Bende görevimin olduğu yere gittim ve gece karanlık çökünce başımı koyup uyudum ve rüyamda onu cennet bahçelerinden bir bahçede gördüm, üzerinde cennet elbiselerinde iki elbise vardı. Bir yandan Kur?an-ı Kerim?den: "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!" (Ra'd, 24) ayetini okuyordu.

 

Ben: "Sen benim arkadaşım değil misin?" dedim. O da: "Evet" dedi. "Sana bu nimetler nereden geldi?" diye sordum. O da: "Allah (c.c.) katında öyle dereceler vardır ki o derecelere ancak gizlilikte ve aşikarda Allah (c.c.)?dan korkmakla beraber bela anında sabır, bolluk anında da şükür ile ulaşılır" dedi.?" (Sikat, İbni Hibban, 5/2/3560)

 

Bu çok önemli olan kıssada olduğu gibi iman kalbe yer etti mi, kul musîbetlere karşı ciddi bir tahammül gösterir ve ona karşı göğüs gererek üstesinden gelir. Bu sonuç itibariyle kulda Allah (c.c.) tarafından hasıl olan bir saadete sevkeder.

 

Bu hususda Said b. Museyyeb (r.a.) şöyle demiştir: "Biz öyle bir mutluluk içerisindeyiz ki eğer yeryüzünün kralları bu saadetin farkında olsa, onu elde etmek için kılıçlarla bizim ile savaşırlardı."

 

Çünkü saadet sadece Allah (c.c.)?a kulluk ve onun kelamı uğrunda cihad edip çaba sarfetmeyle gerçekleşir!

Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

"Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler ancak Allah'ın zikri ile yatışır!" (Ra'd, 28)

 

Sonuç olarak:

1- İmtihan kalblerin kuvvetlenmesine sebebdir. Ve her imtihan kulun kaldırabileceği nisbettedir.

2- İnsanlar kıyamet günü kalbleriyle tartılacak, bedenleriyle değil.

3- En çok imtihana mübtela olanlar peygamberlerdir. Daha sonra salih kullardır.

 

4- Eyyüb (a.s.) belaya sabır hususunda güzel bir örnektir.

5- Kul her ne kadar sıkıntı ve musîbet içerisinde olursa olsun, Rabb?ine teslimiyeti gösterir ve ona tevekkül ederse dünya ve ahiret saadetine erişir.

Diğer Yazıları