ÇOCUK TERBIYESI

HANIMLARLA BAŞBAŞA

07-06-2013


Büyük Islam ulemasından Imam-ı Gazali Hazretleri ?Ihyâu?l-Ulüm? adlı kitabında diyor ki: ?Şeriat nazarında çocuk terbiyesi mühim işlerdendir. Çünkü evlad ebeveyni nazarında Allah tarafından bir emanettir.

Ilk yaratıldığında kalbi her şeyden temiz ve her şekilden arı ve sade nefis bir cevherdir ki, hayır ve şerden her çeşit şekil ve sureti kabul ve her türlü renk ile renklenmeye istidatlı ve meyillidir.?

Şanı Yüce Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: ?Her çocuk Islam dinini kabule muheyyâ bir kabiliyet üzere doğar. Ancak ebeveyni yahudi terbiyesi vererek yahudi, hıristiyan terbiyesi vererek hıristiyan, mecusi terbiyesi vererek mecusi yapar!?

Binaenaleyh hayırlı olanı alıştırır ve hayırlı şeyleri öğretir ve terbiye ederse çocuk doğruluk üzere büyüyüp dünya ve ahirette büyük bir saadete nail olur. Çocuk almış olduğu sahih mâlumat ve mükemmel terbiye karşılığında müsâp ve me?cur olacağı gibi ebeveyni,

muallim ve murebbisi de o sevapta çocuğa ortak olurlar. Ebeveyni terbiyesinde kusur eder ve başı-boş hayvanlar gibi salıvererek şer, fısk ve sefahet üzere büyüyüp hem dünyada ve hem de ahirette helâke düçar olur. Çocuğun itiyat edinmiş olduğu terbiyesizlik ve ahlaksızlığın yük ve günahı ebeveyni ve şer yoluna teşvik edenlerine ait olur.

Işte bunun için Tahrim Suresi?nde, ?Ey iman edenler! Nefsinizi ve ehlinizi cehennem ateşinden koruyunuz!? buyurulmuştur. Ve Cenab-ı Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: ?Ey insanlar! Hayır işlemeye ve günahtan kaçınmaya karşı nefsinizi ve evladınızı cehennem ateşinden koruyunuz. Evladınızı da din ve dünyaya ait faydalı ilimleri öğreterek terbiye ediniz. Çünkü onlar sizin yanınızda bir emanettir.? Ve sahabe-i kiram?dan Ebi Süleyman, ?Ya Resulellah! Bizim evladlarımız üzerinde haklarımız olduğu gibi onların da bizim üzerimizde hakları var mıdır?? diye sorduğu zaman Cenab-ı Peygamber Efendimiz, ?Evet, evladın ebeveyni üzerinde hakkı vardır.

Çocuğun ebeveyni üzerindeki hakkı yazı yazmak, suda yüzmek, ok ve tüfek atmasını öğretilmek ve güzel bir şekilde edep ve terbiye vermektir!?
buyurmuşlardır. Diğer bir hadis-i şerif?lerinde de, ?Ey insanlar! Evladınıza suda yüzmeyi, ok ve tüfek atmayı öğretiniz. Kadın ve kız evladınıza da ip ve iplik eğirmeyi öğretiniz!? buyurmuşlardır.

Imdi ebeveyni çocuğu dünya ve ahirette dalâlete helâke düşmekten koruyup her cihetten saadetini temine çalışması lazımdır. Bunun yolu çocuğu terbiye ve çirkin alışkanlıklardan temizleyip korumalı ve ahlakı fazilet ve insani meziyetleri öğretmelidir.

Fena kimselerle ihtilâttan, nimet içinde rahata alışmaktan, ziynet ve sefahat sebeplerine meyl ve muhabbetten uzaklaştırılmalıdır. Çünkü bu şeylere alışırsa büyüdüğü zaman insanî fazilet kemallerden olmayan hevai şeyleri istemek uğrunda ömrünü tüketerek dünya ve ahirette helak olup gider.

Şu halde ebeveyni doğduğu zamandan itibaren çocuğun terbiyesine son derece itina ve ihtimam göstermek ve her durumu murakabede bulundurması lazımdır. Bu babta ilk olarak süt ninesinden başlatmalıdır. Çocuğu salih, mütedeyyin, helal lokma yiyen bir kadından emzirtmeli. Ahlaksız, hayasız, facir, fâsık ve sefih olan, haram lokma yiyen kadınlardan sakın emzirmemelidir.

Çünkü çocuğun büyümesi süflî kadınların sütünden hasıl olunca tabiatı habis ve murdar sütten yoğrulur. Tabiatı emmiş olduğu sütte, süt ninede toplanmış olan habasetlere, çirkin ahlaksız-lıklara meyl edip her türlü şer, fısk ve sefa-hata istidâtlı olarak büyür. Işte zamanımız-da ekser insanların şerir, fasık ve sefih olmasının başlıca menşe ve sebebi budur.

Çocuk temyiz etme yaşına ulaşınca ebeveyni onun durumunu daha fazla murakabede bulundurmalıdır. Bu babta ilk olarak yemeğe ait  terbiyesinden başlatmalıyız. Yemek hususunda terbiye şu şekilde verilmelidir. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkatmak, yemeğe başlarken

 ?Bismillahirrahmanirrahim? demek. Lokmayı sağ eli ile almak, kabın önüne gelen tarafından yemek, büyüklerden evvel yemeğe başlamamak, aç gözlü gibi yemeğe iştahla bakmamak, kendisi ile yiyenlerin lokmasına dikkat etmemek. Yemekte sürat göstermemek, lokmaları birbiri ardında ağzına almamak, lokmaları çiğneyip, parça parça yutmak.

Çok yemeğe alıştırmamak, çok yemenin zararlarından bahsedip yiyenleri ayıplamak ve onları hayvanlara benzetmek. Az yemenin faydalarından bahsetmekle beraber az yiyenleri övmek...

Ikinci olarak, tembelliğe alışmaması için bedenini riyazete sokmalı ve bazı günler yürümek ve hareket etmeyi alışkanlık haline getirmelidir.

Üçüncü olarak, bir mecliste nasıl oturulması gerektiğinin terbiyesi verilmeli: Mecliste bulunan kimselere arkasını çevirmekten, ayaklarını uzatmaktan, birbiri üzerine koymaktan, bir kimsenin yanında sümkürmekten, burnunu ayıklamak ve çekmekten, aksırmaktan, ağzını aça aça esnemekten men etmeli. Kendinden büyüğünün yanında ayakta durmak, yer göstermek. Biri söz söylerken güzelce dinleyip sözünü kesmemek ve çok söz söylememek. Bunların insanî terbiyeden ileri geldiği öğretilmelidir.

Dördüncü olarak, çocuk iyiyi kötüden seçmeye başlayınca mektebe göndermeli. Ilk önce de dinî terbiye vermelidir. Peygam-berlerin siyer ve şimaili, ümmetin büyük-lerinin hayat ve menkıbelerini öğretmeli. Kur?an-ı Kerim ve toplu olarak dinin esas ve ayrıntılarını öğretmeli ki, ilk büyüme ça-ğında iken kalbinde Islam dini nakledilmiş ve resimlenmiş, nefsinde peygamber ve salihlere meyl ve muhabbet dikilmiş olsun.

Beşinci olarak, kendilerini zarif ve nazik sandıkları halde asla dinî terbiyeleri bulunmayan, fısk ve fücür ile ülfet etmiş olan edip ve zarif kimseler takımı ile görüşmelerinden, aşk ve sevdayı, kötüleme ve söğüp saymayı ilk yetişme çağında iken o temiz ve saf kalbinde fısk, sefahat ve ahlaksızlık tohumları saçılıp dikilmiş olmasın.

Altıncı olarak, mektep yorgunluğu çıkıp zihnî istirahat etmek için mektepten geldiği zaman şer?an haram olmayan oyunları oynamasına izin vermeli, fakat oyunda yorulacak derecede meşgul ettirilmemelidir. Çocuğu daima eğitim ve öğretim ile meşgul ettirmek pek zararlıdır. Zekâsını ibtal ve kalbini köreltir.

Yedinci olarak, çocuktan güzel bir huy ve hareket ortaya çıktığı zaman ona ikramda bulunmalı, sevincini sağlayacak mükâfatta bulunmalı, halk arasında medh etmelidir.

Çocuktan bazen edep dışı bir şey zuhur ederse ana-babası ve mürebbisi onu görmemiş gibi davranmalı, onu açıklamaya kalkışmamalıdır. Çünkü kabahatı söylenecek olursa çocuğun kötülüğe cesareti artar. Bundan böyle işlemiş olduğu fenalığın açıklanmasına ehemmiyet vermez, iltina göstermez. Fakat çirkin bir işi ikinci defa olarak işleyecek olursa onu gizlice tekdir ve bir daha işlemekten şiddetle men ve tehdit etmelidir.

Baba çocuğu üzerinde sözünün tesirini muhafaza etmeli. Her zaman çocuğu azarlayıp durmamalı. Zira çocuk söz işite işite arsız olup sözden müteessir olmamaya başlar.

Annesi babasından korkutmalı, kabahatlerinden men ve zecr etmelidir.

Sekizinci olarak, ana-babsının malik olduğu bir şeyle, yahut giydiği elbise, yediği ekmek veya başka bir şey ile akranından birine karşı iftiharda bulunmaktan men etmeli. Ve görüşmüş olduğu şahsa tevazu, ihtiram, taltif ve iltifat etmeyi ve güzel sözlü ve tatlı dilli olmasını alışkanlık haline getirmeli. Büyük ve küçük kimseden bir şey almaktan men etmekle beraber üstünlük ve şeref almakta değil, vermek ve ihsanda bulunmakta olduğu, almanın hasislik ve denâet olduğu öğretilmelidir. Altın ve gümüş sevgisi verilmemelidir.

Dokuzuncu olarak, ana ve babasına hürmet ve itaat, muallim ve mürebbisine gerek yakın, gerekse yabancı olsun, kendinden büyüklere ta?zim ve tekrim, kendisinden küçüklere merhamet ve şefkatte bulunmayı itiyat ittirmelidir.

Onuncu olarak, gerek yalan, gerekse doğru olsun, mutlaka yemin etmekten, faydasız, manasız söz söylemekten, fuhşiyat, küfriyat, yalan, sövme ve hakaretten, haram olan oyunlar ve çalgılardan men etmeli. Arsız, hayasız çocuklar yalan ve çirkin sözler söyleyen, fısk, rücür, sefahat, oyun ve eğlenceler işleyen kimselerle karışmaktan şiddetle men etmelidir.

 Çünkü kötü haller ve çirkin huylar yakın kimselerin kötülüklerinden sirayet edeceği muhakkaktır. Hususiyle hayır ve şerre istidatlı bulunduğu ilk yetişme çağlarında çocuk ihmal olunup fasık, facir, hayasız, arsız, namussuz kimselerle ihtilat eder ve onlarla düşer-kalkarsa mutlaka onların çirkin ahlak ve kötü halleri sirayet edip şerir, fasık, facir, sefih, hayasız, arsız, namussuz, hırsız, cimri, yalancı, koğucu, küfürbaz olarak yetişeceğine şüphe yoktur.

Binaenaleyh çirkin ve kötü huy ve hallerden kurtarmak, ancak kötü arkadaştan muhafaza etmek ve mükemmel bir şekilde dinî terbiye vermekle temin olunabilir.

Çocuklara dinî terbiye verilmesi hususunda arz olunan ahval ve ahkâma son derecede itina ve ihtimam lazım olduğu gibi, ?Çocuklarınıza yedi yaşında namazı emredin, on yaşına geldiklerinde dövünüz!? hadis-i şerif?i iktizasınca da çocuk yedi yaşına vasıl olunca taharet, namaz, muktedir olabileceği her türlü şer?î emirlerle emretmek ve on yaşına baliğ olunca ahkâmı terk etmemesi için dövmek ve Ramazan?dan bazı günler oruç tutmak üzere emretmek, oyun, çalgı, içki içmek, hırsızlık, yalan ve hıyanet, fısk ve sefahat gibi şer?î yasakların umumundan nehy etmek ve Allah korkusunu kalbine yerleştirmek ana-babanın üzerine vaciptir.



?Şiratü?l-Islam? adlı eserde deniyor ki: ?Çocuğun ebveyni üzerindeki hukuku cümlesinden biri de helal lokma yedirmek ve bulüğ çağına vasıl olduktan sonra evlendirmektir. Evlendirmeyip de çocuk bir isyanda bulunacak olursa ebeveyni o günahta çocuğa ortak olur.?

Işte Islam?ca çocuk terbiyesi bu şekilde açıklandığı gibi olur. Çocuklara bu şekilde terbiye verilirse ekseriyetle mütedeyyin, salâh-ı hâl ile muttasıf yetişeceklerinde şüphe yoktur.

 

Islam dini müslümanlar arasında fitne, fesat ve tefrika zuhurunun kaynağı olan ahlakî farkların husulüne meydan verilmemesi için ta ilk gelişme çağlarından itibaren mükemmel bir şekilde dinî bir terbiye verilerek ahlakça bir seviyede büyümeleri hususunda son derece ehemmiyet vermiş ve bu babta tekid edici şekilde emirler vermiştir.

Halbuki Hulefa-i Raşidin devirlerinden sonra müslümanlar arasında umumî şekilde dinî terbiye ve ahlakî faziletlerin neşrine lâyıkı şekilde ihtimam olunmamıştır. Hele son zamanlarda terbiye ve ahlak noktasından Islam dininin emrettiği usul ve kaideler büsbütün terk olunarak ta ilk devirlerden itibaren ahlakî fazilet ve dinî terbiye yerine rezilce âdetler ve çirkin ahlaklar yayılıyor. Bu yüzden çocuklar hemen ilk devirlerden her türlü fenalık ve rezalete istidât peyda ediyorlar. Işin başında çocuklara helal süt emzirilmiyor. Süt nineler ekseriyetle ahlaksız, terbiyesiz, hayasız, fısk ve fücür ile muttasıf kadınlardır.

 Hususiyle Islam diyaneti ile muttasıf olmayan ecnebî ve gayr-i mü
slim kadınlardan intihap olunuyor. Hele yüksek tabakalardan addolunan ailelerde cahil ve ahlaksız lalalarla terbiye olunuyor. Son derece pohpohlarla şımarık olarak terbiye ve gurur, keyf ve heva, fısk ve sefahat üzere yetiştiriliyor. Biraz aklı başına gelir gelmez ahlaksızlığın esasını teşkil eden düzme ve uydurma masal, meddahçılık, karagözcülük ile kalbi doldurulur.

Temyiz yaşına vasıl olunca çirkin ahlak ve rezilce âdetlerin menşei olan aşk ve sevdaya dair şiirler, romanlar, hikâyeler okumak ve çalgı, oyun, tiyatro mahallerine gitmek, karı ve kız oynatmak itiyat ettirilir.

Bulüğ yaşına erince de rakı, şarap gibi içkileri içmek, meyhane, karhanelere gitmek, tavla, iskambil oynamak gibi menhiyyata alıştırılır.

Yüksek tabakada bir aileye mensup ise Islamî terbiyenin asla kokusunu bile duymadığı halde frenk mürebbiyeler ile terbiye, frenk mekteplerinde tâlim, frenk âdet ve muaşeretleri itiyat ettirilir.

Işte bir taraftan bu şekilde ilk devirlerden itibaren umumî şekilde çocuklara dinî terbiye ve Islamî milliyetlerine aykırı istidatlar verilir.

Bir taraftan da şu son zamanlarda medeniyet ve kemal zannedilerek Avrupalı milletlerin çirkin âdet ve ahlakları Islam?ın arasına yerleştiriliyor.

Işte bunca menbalardan ahlaksızlık, terbiyesizlik Islam?ın arasında gayet geniş mikyasta, büyük bir şiddetle intişar ettiğinden hemen dinî ahlak ve millî terbiyelerine taban-tabana zıt ve ahlaksızlıkta da birbirlerine son derecede muhalif olarak neşet ediyorlar. Bunun içindir ki, kimi vakit cehaletten kalma (...) eski adet ve çirkin ahlaklarını takip ediyorlar.
 Kimi oyuncu, çalgı, tiyatrocu, meyhaneci, kerhaneci rezilce âdetlerini itiyat ediyorlar. Kimi de dalalet ve bid?at ehli tarafından Islam?ın mübeccel birliğini parçalamak için Islam?lar arasında yerleştirilmiş olan Şiilik, Bektaşilik, Kızılbaşlık (gibi) bid?at ve dalaletlerinde ısrar ediyorlar.

Kimi de Ingiliz, Fransız, Alman, Rus, Rum, Roma milletlerinin çirkin ahlaklarını büyük bir iftiharla kabul ve Islam memleketlerinde yayılmasına son derece gayret sarf ediyorlar.

Müslümanlara ibret olmak için Avrupalı müsteşriklerden birinin gayet mühim bir sözünü aşağıda naklediyoruz; Ingilizler?den biri demiştir ki: ?Şarkın ahlakiyatta, âdet ve muaşeretteki medeniyeti gayet güzel ve gayet naziktir. Ey şarklılar, bu medeniyetinizi hakir görmeyiniz, terk ve ihmal etmeyiniz. Avrupa?nın o hâşin medeniyeti sizin nazik ve güzel medeniyetinizi mahvetmek azmindedir. Buna karşı hepiniz yekvücûd müttefik olarak medeniyetinizi muhafaza için mücahade ediniz. Avrupa ile temasta bulunan şarklılar mutlaka Avrupalı?ların en iyi kaidelerini, en güzel adetlerini almıyorlar.

 Meyhane, kerhane, oyun ve süfli müesseselerini büyük bir arzu ile daha önce alıyorlar. Işte Hindistan, Mısır, Tunus ve Cezayir meydandadır. Yoksa ilim ve sanat gibi milliyet renginden ari olan ve bütün insanlığın maddî tekâmülü için istihsal vasıtalardan sayılan âdetlerin hepsinden pervasız alabilirsiniz. Fakat millî hüviyetinizi kaybettirecek harekette bulunmayınız. Yalnız Avrupa?yı sathice taklit ile Islam?lıktan çıkar, kararsız tayin edilmemiş bir maneviyat içinde yaşarsınız. Işte bu da sizin için büyük bir felakettir!?

Müslümanlar, hakikat noktasından söylenmiş bu gibi sözlerden ibret almak lazım gelirken, ne yazık ki, basiretleri bağlanmış olduğu için hakikatleri görüp de uslanmıyorlar. Mısırlı?lar, Hindli?ler, Tunuslu?lar, Cezayirli?ler şer?î ahlak ve âdet, Islamî milliyet ve medeniyet yerine, kemal ve şeref zannederek Avrupa?nın rezalet ve sefahetini kabul ettikleri gibi bizim Osmanlı müslümanları da ahlaksızlıkta rezil âdet ve sefih ahlakını taklitte yarışıyorlar.

Meyhaneler, kerhaneler, tiyatrolar vasıtasıyla Avrupa?nın çirkin ahlak ve rezil âdetlerini Islam memleketlerinde yayarak, müslümanlar arasında bir nebze kalmış bulunan dinî ahlak ve Islamî milliyet ve medeniyeti de mahvetmeye çalışıyorlar.

Yukarıdan beri bahsettiğim birbirine zıt bunca ahlak ve âdetlerle muttasıf olan kavimler birbirleriyle ittihad ederek birbirlerini tahkim ve takviye etmeleri şöyle dursun, fırsat buldukça birbirlerinin mahv ve helakına çalışacakları tâbidir.


Işte bu yüzden Cenab-ı Peygamber Efendimiz tarafından va?z ve tesis olunup Hülefa-i Raşidin devirlerinin sonuna kadar büyük bir metanetle devam eden Islam birliği parçalanarak Islamlar kuvvet ve satvetlerini kaybetmişler, hakir ve zelil olarak düşmanların esareti altına kalabilmişlerdir.

Ey müslümanlar! Dünyada düçar olduğunuz şu zillet ve hakaretten kurtulmak, sair milletler gibi siz de varlığınızı âleme tanıtmak ve ahirette saadet-i uzma?ya nail olmak isterseniz, ahlak noktasından birleşiniz. Islam dininin koymuş olduğu güzel âdetler ve Kur?an ahlakı ile ahlaklanınız! Işte o zaman aranızda tam bir birlik hasıl olur. Bunun semeresi olarak da zaruri olarak birbirinize yardımcı ve destek olup, uğradığınız şu zillet ve hakaretten halâs olursunuz!

Yoksa muttasıf bulunduğunuz çirkin ahlak, rezil adet, cahilce hareketler üzerinde ısrar edip giderseniz, akıbetiniz daha fazla vahim ve daha berbat olacağından şüphe etmeyiniz!

 

Diğer Yazıları