DÜN, BUGÜN VE YARIN (1)

Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) Rahmetullâhi Aleyh

07-06-2013

 

Geçen seneki konuşma şu kitapçık şeklinde neşredilmiştir. (Tebliğ Serisi 1; Islamî Cemiyet ve Cemaatler Birliği'nin Kuruluşu ve...) Onda bir takım başlıklar vardı, sadece bir hatırlatma kabilinden kısaca temas etmekte fayda görüyoruz:

 

Gayemiz:

1- Gayemiz nedir? Niçin yola çıktık? Niçin böyle muhteşem toplantılar tertip ediliyor? Niçin geliyorsunuz? Niçin gidiyorsunuz? Bu suallerin cevabı şu: Dinin, bağlı bulunmakla şeref duyduğunuz Din-i Mübin-i Ahmediyye'nin hayata, yani devlete ve devletin bütün müesseselerine hâkim olmasını sağlamak için!

 

2- Esbab-ı Mucibe:

Gerek ne? Buna gerek nedir? Bu sualin cevabı şudur: Böyle bir yola çıkmamız, böyle bir çalışmaya girişmemiz, böyle bir faaliyet göstermemiz dinimizin emri, imanımızın gereğidir. Nedir dinimizin emri? Dinimiz bizden böyle bir çalışma istiyor, imanımız bunu gerekli kılıyor da ondan! Namaz, oruç gibi ibadetler, Islam'da nasıl Allah'ın birer emri ise, ahirette mesuliyeti sorumIuIuğu gerektiriyorsa, yine Islam'a göre, Islam'ın devleti varsa onu korumak, Islam'ın devleti yoksa onu yerine getirmek, onu sağlamak da dinimizin emri, Allah'ın farz kıldığı ve dolayısıyla ahirette mesuliyeti gerektiren bir meseledir.

 

3- Metodumuz:

Metodumuz nedir? Bu sualin cevabı da: Kur'an metodudur, Peygamber metodudur. Geçen sene sizlere söylemiştim, gerek dava, gerek metod ilahîdir, vahye dayanır. Kendi kafamıza göre ne davayı tesbit edebiliriz, ne de o davaya giden yoldan ibaret olan metodu!

 

4- Kaynağımız:

Kaynağımız Kur'an, örneğimiz Hz. Muhammed'dir (s.a.v.)!

 

b) Kadromuz:

Bir kadroya elbette ihtiyaç vardır! Elhamdülillah tebliğ hayatının, tebliğ hareketinin kadrosu, inşaallah Allah'ın izniyle istisnasız hepimizdir; Hepimiz, Islam ordusunun birer gönüllü eri, tabii birer kurmayıdır! Şu muhteşem topluluğu teşkil eden sizler, elbette ki, tebliğ hareketinin kadrosunu meydana getireceksiniz. Harekete katılmadan, bu hareketin çilesini çekmeden, acısını tatmadan böyle bir kadroya, böyle bir kadronun çerçevesine kimse giremez. Çünkü bunun bir takım şartları vardır.

Şartlardan birisi: Aşk derecesinde iman!

Ikincisi: Şahsiyle, ailesiyle ilgili hizmetleri tercih etmek; Yani dava ile ilgili hizmetleri ön pIana almak, diğer bütün işlerini arka plana atmaktır. Can korkusunu, mal sevgisini gönlümüzden çıkarıp atmaktır. Kadronun şartlarından birisi bu! Bir kimse düşünün ki, onun gönlünde mal sevgisi, can korkusu vardır... O kadroya giremez, girmesi mümkün değildir! Taviz verme yok, cesur ve cesaretli olması esastır. Tehlikeler başgösterdiği zaman, ehl-i küfür tehditler fırlattığı zaman, "Vay siz böyle bir hareket mi yaparsınız, sizi şöyle yaparız, böyle yaparız; zindanlara atarız, işkenceler yaparız!" diye bir takım tehdit fırlatmalar kendini gösterdiğinde vereceğimiz tek cevap şudur: "Hasbünallahu ve ni'mel-vekil!" Sizin topunuz, tüfeğiniz varsa, mahkemeniz, hapishaneniz varsa, bizim de Âdil-i Mutlak, Kadir-i Mutlak olan Allah'ımız vardır!

 

8- Tebliğ vasıtalarımız:

Hatırlarsanız, meşru her vasıtadır!

 

9- Muhataplarımız:

Bütün dünyanın insanları, Islam'ın mana ve mefhumundan mahrum olan, Islam'ın şerefinden, Islam'ın varlığından uzak olan bütün dünyanın insanları bizim muhatabımızdır. Eğer iman yoksa, onlara Islamî manada iman telkin edeceğiz, iman tebliğ edeceğiz. Imanı var, ama Islam'ın devletinin olduğunun farkında değil, gaflete düşmüş, ona da Islam'ın devleti vardır, Islam'ın siyaseti de vardır, hususunu tebliğ edeceğiz.

 

10- Kemalizm:

Geçen seneki konuşmamızın başlıklarından birisi de "Kemalizm" idi. Kemalizm demek: Mustafa Kemal'in kendisinin putlaştırılması, sözlerinin de kanun haline getirilmesi. Maalesef Türkiye'deki manzara da budur!

 

11- M. Kemal'in ilâhlaştırılması: Kendisi hakkında "Ilâh" denmiştir, "rabb" denmiştir, "Her şeyi yaratan!" denmiştir, "Herşeyi görür, herşeyi bilir!" denmiştir. Kendisi hakkında ayrıca ezan tertip edilmiştir.

 

12- "Türkiye'de ibadet hürriyeti yoktur!" diye, geçen seneki konuşmamızda bir başlık vardı. Evet Türkiye'de belki namaza, belki oruca müsaade ediyorlar, ama dolaylı yollardan olsa dahi Cuma namazına gitmeye engel olmuşlardır. Camilerin kapılarına barikatlar kurmuşlardır; Ne asker, ne memur, ne işçi, ne öğretmen, ne öğrenci rahatlıkla gidip Cuma namazını kılamaz. -Istisnalar kaideyi bozmaz!-.

 

Ve netice:

Neticeyi de konuşmamızın sonunda inşaallah ifade etmeye, tekrar etmeğe çalışacağız.

 

Mevzumuz:

"Dün, Bugün ve Yarın"dır dedik. Böyle bir mevzuya girebilmemiz için bir takım esasları, prensipleri bilmemiz gerekiyor.

 

Soru: Din nedir?

Hemen cevabını vereyim: Herşeyden önce takip edeceğimiz yolu bilmemiz lazımdır. Hangi yoldan gideceğiz, hangi usulü takip edeceğiz? Çizgimiz ve ölçümüz ne olacak? Işte bu hususu önce bilmemiz gerekir ki, dün, bugün ve yarınki hareketler ve yürüyüşler, çalışmalar din çizgisinin yani sırat-ı müstakim'in, daha açık bir ifadeyle hak yolunun neresinde? Tam ortasında mı, yoksa sağa veya sola mı kaymıştır.

 

Muhterem arkadaşlar! Din demek kısa ifadesiyle: Allah kanunu demektir. Allah'ın kanununun bir ismi de dindir. AIlahü Azimüşşan insanoğlunu kendisine kul olmak üzere, ibadet ve ubudiyyette bulunmak üzere yaratmış, hangi ölçü ve hangi usule göre bu asıl görevini yapacağını beyan etmiş ve peygamberleri vasıtasıyla da bildirmiştir.

 

Dinin Tarihi:

Hepimizin bildiği gibi, insanlığın tarihiyle başlar dinin tarihi. Zira ilk insan, ilk müslüman ve ilk peygamber Hz. Adem ile Havva ailesidir. Insanlığın ilk cemaati, ilk topluluğu, tâbir ve teşbih caizse insanlığın ilk devleti bu aile devletidir. Hiç bir devirde insanlığı başıboş ve nizamsız bırakmayan Allah, Adem ailesinden ibaret olan bu cemaatı da, devleti de nizamsız bırakmamış, başıboş bırakmamış, söz, fiil ve hareketleri hakkında müeyyideler göndermiş, tâlimat göndermiş ve kitap indirmiştir.10 suhuftan ibaret olan bu kitap, ilk kitaptır, ilk anayasadır tâbiri caizse. Buna göre ilk aile reisi ve devlet başkanı Adem babamızdır, Adem Aleyhisselam'dır! Kur'an şöyle der: "Hiç bir ümmet yoktur ki, tarihte onun içinde bir uyarıcı, bir peygamber, bir mürşid gelmiş olmasın!" (Fatır, 24)

Bir hadis de şöyle: "Israiloğulları'na peygamberler siyaset dersi (vermiş) ve onları siyasî yönden yetiştirmişlerdir. Bir peygamber ölünce yerine başka bir peygamber geçiyordu." (Müslim ve Buhari)



(DEVAM EDECEK)

Diğer Yazıları