Hutbemizin mevzuu: İman ve Kanun?dur

CUMA HUTBESİ

07-06-2013

Cenab-ı Hakk Maide sure'sinin 50. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

"Onlar, hâlâ cahiliyet devrinin kanunlarını mı istiyorlar. Halbuki kanun koymada Allah'tan daha güzel kim vardır?!. Fakat bunu ancak sağlam bilgiye sahip olan topluluk idrak eder."

 

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bir memlekette kanun hakimiyeti ve ceza müeyyideleri şarttır ve esastır. Keza, kanuna inanmak, saygı duymak ve hürmet etmek de aynı şekilde şarttır ve esastır. O halde kanunların; o memleketin mutlaka tarihine, örf ve adetine, ahlak ve inancına, tarih ve geleneklerine ters düşerse o memlekette kanun hakimiyetinden, kanuna hürmet ve saygıdan bahsetmek mümkün değildir.

 

Zira kanun demek, devletin çarkı demektir. Devletin çarkı vatandaşın din ve inancına, örf ve adetine, ahlak ve tarihine göre çalışacak ve o yöne doğru dönecektir. O yönde dönecek ve o yönde çalışacak ki, o kanunlar vatandaş tarafından hürmet görsün, kabul ve itaat görsün!..

Atalarımız; "Şeriat'ın kesdiği parmak acımaz!" sözünü işte bunun için söylemiştir. Bu gerçeği ortaya koymak için söylemiştir. Yani, "Benim parmağımı şeriat mı kesmiştir? Şeriat'ın verdiği hükümle mi kesilmiştir? O halde ben buna razıyım, ben bundan memnunum, ben bu cezaya müstehak olmuşumdur, bu ceza isabetlidir, bu ceza yerindedir, bu ceza benim örf ve âdetime, ahlak ve tarihime, din ve imanıma tıpatıp uygundur.

 

Binaenaleyh böyle olan bir hükümle kesilen parmağım değil, kolum da kesilse acımaz, idama da mahkum edilsem of aman bir şikâyetim yoktur! Çünkü bunda benim kârım vardır, kazancım vardır, bu benim imanımın gereğidir, dinimin muktezasıdır, yaratanımın emridir. Ve çünkü ben biliyor ve inanıyorum ki, verilen bu ceza ahiretteki hesabımın hafifletilmesine veya affedilmesine sebeb olacaktır!"

 

Muhterem kardeşlerim!

Bunlar birer hikâye değil, birer gerçektir. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Zina eden Maiz ismindeki zat, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e gelmiş: "Ben suç işledim, benim cezamı verin!" diye kendi kendini şikâyet etmiş ve verilen recm ve ölüm cezasını çekerken o derece memnun olmuş ve o derece tevbe etmiş ki, Peygamberimiz, "Maiz'in tevbesi bütün günahkârlara taksim edilse hepsine yeter!" şeklindeki müjde ve iltifatına mazhar olmuştur.

 

Keza, Ramazan günü bile bile hanımına yaklaşan biri Peygamberimiz (s.a.v.)'e gelmiş ve "Ey Allah'ın Resulü ben helak oldum ve helak ettim!" diye kendini şikâyet etmiş, cezasının verilmesini talep etmiştir. Ceza olarak, "Bir köle âzad et!" şeklindeki cevabı alınca da bunu tereddütsüz ve seve seve yerine getirmiştir. Neden? Çünkü bütün bunların canlarından daha aziz addettikleri ve bağlandıkları kanun hakimiyetinin, kanuna hürmet ve sevginin ifadesi idi de ondan.

 

Muhterem müslümanlar!

Şimdi bu durumla Türkiye'deki mevcud durumu bir mukayese edin. Kanun hakimiyeti var mı? Kanuna hürmet ve saygı var mı? Kanunî müeyyideler suç ve cinayetleri, zulüm ve haksızlıkları önleyebiliyor mu? Bunlara kim "Evet" diyebilir? Neden? Çünkü kanunlar; o memleketin ruhuna da, inancına da, ahlak ve tarihine de yabancıdır, aykırıdır ve ters düşmektedir. Gayet açıktır ki, memleketimizdeki kanunlar, ticaret kanunları ve bazı usul hakkındaki kanunlar Almanlar'ın elindedir. Bu işler onların kanunlarına göre yürüyor; Türkiye'de aileler, aile hayatı Isviçre'nin elinde ve emrindedir. Çünkü aile hukukunu oradan getirdiler. Ictimaî hayata genellikle Fransızlar hakim, onların elinde ve emrinde işliyor hayat. Çünkü birçok kanunlar oradan geldi ve yine memleketimizin mahkemelerini Italyanlar işgal etmiştir. Mahkemeler onların elinde ve emrinde; astıkları astık kestikleri kestik. Neden? Çünkü ceza kanunları onların kanunu da ondan.

 

Ey müslümanlar!

Işte hastalık burada, işte huzursuzluk burada! Zulüm ve haksızlık burada! Bir müslüman der-dost ediliyor, yaka-paça tevkif ediliyor, mahkemeye çıkartılıyor, "Vay sen suç işledin, sen Allah'tan, Allah'ın hakimiyetinden bahsettin! Kanun koyma O'nun hakkıdır dedin! Anayasa Kur'an'dır dedin! Şeriat müslümanların kanunudur dedin. Evet, seni hapsedeceğim diyor!" ve hapsediyor.

 

O müslüman şaşırıyor; "Hayır! ben suç işlemedim, benim dinimin gereğini, imanımın emrini yerine getirdim! Bu itibarla sizin beni takdir, tebrik ve taltif etmeniz icab ederken, bunları suç sayıyor, beni cezalandırıyorsunuz. Sizin kanunlarınız bu mu? Benim imanıma ters düşen küfür ve kâfir kanunlarıdır, ben bunlara nasıl itaat edebilirim? Nasıl saygı duyabilirim? Nasıl isyan etmem? Bunlar adalet kanunları değil, zulüm kanunlarıdır. Bunlar ahlak kanunları değil, ahlaksızlık kanunlarıdır. Ve nihayet bunlar iman kanunları değil, küfür ve kâfir kanunlarıdır!"

 

Muhterem kardeşlerim!

Işte memleketteki manzara bu! Memleketimiz küfür ve kâfir kanunlarının zulüm ve baskısı altında kan ağlıyor. Şehidler kan ağlıyor, ataların kan ağlıyor... Memleketinizi, zalimler, fasıklar idare ediyor. Devlet ve devletin bütün müesseseleri Islam'ın düşmanları tarafından işgal edilmiştir.

 

Ey müslüman!

Ne zaman bunu anlayacaksın? Hâlâ mı bunların arkasından gideceksin? Hâlâ mı küfür ve kâfir anayasalarına oy vereceksin? Bunun hesabını nasıl vereceksin, azabını nasıl çekeceksin?!. Aklını başına al, bunları düşman bil, bunları kâfir bil ve tevbekâr ol!.. Ve bil ki:

"Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, kâfirlerin, zalimlerin, fasıkların tâ kendileridir."

Diğer Yazıları