Hutbemizin mevzuu: Kâfirler?dir

CUMA HUTBESİ

07-06-2013

Çok aziz ve muhterem müslümanlar!

Daha önceki hutbelerde söylediğimiz gibi insanlar; mü'min, kâfir ve münafık olmak üzere üçe ayrılır. Bakara sure'sinin baş tarafındaki dört ayetle mü'minlerden, iki ayetle kâfirlerden, onüç ayetle de münafıklardan söz edilmiş, birbirlerine karışmayacak derecede bunların hal ve vasıflarından bahsedilmiş, net ve kesin çizgilerle her biri anlatılmıştır. Bu noktadan hareketle; daha önce yazılan bir kaç hutbede mü'minlerden bahsetmiştik. Bu hutbemizde de kâfirlerden söz etmeye çalışacağız.

 

Kâfir demek, dilinde de küfür, kalbinde de küfür bulunan kimse demektir. Yani kâfir öyle bir kimsedir ki, ne kalbiyle iman hakikatlarına inanır ne de diliyle bunları söyler. Onun içi de kâfirliktir dışı da kâfirliktir.

 

Kâfirler iki kısma ayrılır:

Bunlardan biri; din diye, iman diye bir şey kabul etmez; ne Allah tanır ne de ahiret. O ateist ve materyalisttir. O, maddeden başka bir şey tanımaz, her şeyi madde ile izaha çalışır. Mâna diye, ruh diye bir şey kabul etmez. Tabiat tabiat der durur, ölümle herşeyin biteceğini sanar, ahiret hayatına inanmaz. Işte kâfirlerin bir kısmı böyle...

Ikinci kısım kâfirlere gelince: Bunlar ya uydurma bir dine veya vakti geçmiş ve bozulmuş bir dine tabi olmuşlardır. Birinciye misal; Budistlerle Brahmanistlerdir. Ikinciye misal ise; Yahudilerle hristiyanlardır. Evet, yahudiler de hıristiyanlar da Kur'an'ın târif ve beyan ettiği manada mü'min sayılmazlar.

 

Gerçi; yahudiler olsun, hıristiyanlar olsun yaratanın varlığına ve ahiret hayatına inanırlarsa da gerçekte ve hakikatta Allah'a inanmazlar. Yani Allah'a inanışları bazı noktalarda doğru ise de hiç de doğru değildir. Iman demek, inanmak demektir. Allah'a ve Allah'ın verdiği bütün haberlere inanmak demektir, istisnasız tasdik ve kabul etmek demektir. Bu itibarla; ne bir yahudi ne de bir hıristiyan Allah'a ve onun verdiği habere inanmıyor ve tasdik etmiyor.

Mesela; Cenab-ı Hakk; "Kur'an'ı ben gönderdim ve indirdim. Sadece bu Kitab'a uyacaksınız; Bu Kitab'ı tebliğ etmek üzere de Hz. Muhamed'i son peygamber olmak üzere yine ben gönderdim; O'na ümmet olcaksınız, ona tabi olacaksınız" buyurmaktadır.

 

Işte buna dair Kur'an ayetleri:

"Bu Kur'an öyle bir yolu gösterir ki, ancak o yol; doğru, sağlam ve muhkemdir. Aynı zamanda (buna inananlar) ve bununla amel edenlere büyük ecir vardır. (Buna inanmayanlar) aynı zamanda ahirete de inanmamıştır. Binaenaleyh, ahirete inanmayan kâfirlere elim bir azap hazırlanmıştır." (Isra, 9-10)

 

"Bu Kur'an, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun, başka başka yollara uymayın ki, o yollar sizleri Allah'ın yolundan ederler de ayrı düşer (yanlış gidersiniz)." (En'am, 153)

 

"Bu Kur'an indirdiğimiz mukaddes bir kitaptır. O'na uyun (ve O'nu inkârdan) sakının ki, rahmete eresiniz!" (En'am 155)

 

"Muhammed Allah'ın Resulü'dür (peygamberidir)!" (Hucurat, 39)

 

"Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değildir. O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah herşeyi bilendir." (Ahzap, 40)

 

Şimdi herhangi bir yahudiye veya herhangi bir hıristiyana sorun; deyin ki: "Siz Allah'ın bu ayetlerine ve bu ayetlerle verdiği mâlumata inanıyor musunuz?" Alacağınız cevap "Hayır!" olacaktır. Onlar diyecek ki: "Biz ne Kur'an'a inanıyoruz ne de Muhammed'in peygamberliğine!" Zaten Kur'an'a ve Hz. Muhammed'e inanmış olsalar mesele kalmaz; müslüman olmuş olurlar.

O halde Allah'ın son Kitab'ı Kur'an'a ve O'nu tebliğe memur edilen Hz. Muhammed'e inanmayan bir kimse, Allah'ın verdiği haberlere inanmamıştır. Öyle ise Allah'a da inanmamıştır. Çünkü bir kimseye inanmak demek, onun verdiği bütün haberlere inanmak demektir. Binaenaleyh yahudi ve hıristiyanlar, Islam'ın târif ve beyan ettiği manada mü'min değillerdir, kâfirdirler. Yaptıkları ibadet ve hayırların kendilerine asla faydası da olmayacaktır.

 

Muhterem müslümanlar!

Hakikatlerin bu şekilde olduğunu onlara kim duyuracak? Sizler duyuracaksınız, bu gerçekleri onlara sizler tebliğ edeceksiniz, bu hizmet sizlere düşmektedir. Ister birinci çeşit kâfirlerden olsun, ister ikinci çeşit kâfirlerden olsun onları Islam'a davet etmek, onlara gerçek dinin, hak dinin yegâne Islam dini olduğunu anlatmak sizlere düşmektedir. Ahirette de Allah'ın huzurunda bunlar sizden davacı olacaklardır. Sizleri sorumlu tutacaklardır. Tebliğ sizlerin asıl görevlerinizdendir, hayırlı bir ümmet oluşunuzun sebep ve hikmeti de budur.

Binaenaleyh, siz tebliğinizi yapınız, onları Islam'a çağırınız. Eğer kalpleri hidayete karşı mühürlenip tamamen kapanmamışsa onların hidayete gelmelerine vesile olursunuz. Şayet kalpleri kapanmışsa o zaman da vazifenizi yapmış olursunuz. Onların Islam'a gelmeyişi sizlere zarar vermez. Bakara sure'sinin 6. ve 7. ayetleri kalpleri mühürlenmiş kâfirlerden söz etmekte ve mealen şöyle denmektedir:

 

"O küfretmiş olanlar var ya: Onları uyarsan da uyarmasan da onlar imana gelmeyecektir. Çünkü, Allah onların kalplerini de kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinde de bir perde vardır ve onlar için büyük bir azap vardır."

 

Diğer Yazıları