Hutbemizin mevzuu: Tevbedir

CUMA HUTBESİ

07-06-2013

Çok aziz ve muhterem müslümanlar!

Cenab-ı Allah (c.c.) Tahrim sure'sinin 8. ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman edenler! Yürekten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabb'iniz kötülüklerinizi örtsün. Ve sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koysun. Allah'ın peygamberini ve onunla beraber olan mü'minleri utandırmayacağı o gün nurları önlerinde ve sağlarında koşarak, "Rabb'imiz! Işığımızı tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz sen her şeye kâdirsin!" derler."

Kur'an-ı Kerim'de tevbe hakkında bunun gibi nice ayet-i kerime'ler olduğu gibi, bir çok hadis-i şerif'ler de vardır. Bu ayet ve hadis'ler delalet ediyor ki, müslüman sık sık tevbe etmeli ve tevbelerini yenilemelidir. Hele bilerek yaptığı hata ve günahlardan dolayı hemen tevbe etmeli ve pişmanlık duymalıdır. Bu bir ilahî emirdir ve farzdır. Çünkü, birçok ayet ve hadis'lerde tevbe, emir şeklinde tecelli etmektedir. Emir ise genellikle, vücub ifade eder.

Peygamberimiz (s.a.v.) de tevbenin önemine ve sık sık yapılmasına işaret etmiş ve buyurmuştur ki, "Tevbe ediniz. Zira ben günde yetmiş defa tevbe ve istiğfar etmekteyim."

Aziz kardeşlerim!

Tevbe demek günahtan dönme demektir, günahı terketme demektir, günahlardan uzaklaşma demektir, günahı bir daha işlememeye azm-ü cezmetmektir ve kesin karar vermektir. Ve bütün bunların yanıbaşında da nedamet duymak ve pişman olmaktır. O günahı yaptığına, o günahı işlediğine pişman olmaktır, dönmektir, üzülmektir ve bir daha dönememeye ve o günahı bir daha tekrar etmemeye karar vermektir.

Muhterem kardeşlerim!

Tevbenin şartlarını daha açık bir ifade ile ve daha açık bir şekilde kaydedecek olursak, tevbenin altı kadar şartı vardır.

1- Geçmiş günahlara nedamet etmek, yani pişmanlık duymak; içinden "Ben bunları niye yaptım? Ah keşke yapmasaydım! Ne fena iş yapmışım!.." diye kendi kendine dövünmek;

2- Terkettiği farzları, usulune uygun bir şekilde, kaza etmek, yani kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları, vermediği zekâtları kaza ederek yerine getirmek, geçirdiği farzları kaza etmeden yapılan tevbe, tevbe değildir.

3- Haksız yere başkalarının haklarını üzerine geçirmiş ise veya onların hukukuna tecavüz etmiş ise o hakları geri verip hak sahiplerinden helallık almak;

4- Dövme ve sövme gibi, hakkında dedikodu yapma gibi zulümler yapmış ise, haysiyet ve şerefiyle oynamış ise bunlardan özür dilemeli, helallık almalı ve kendilerini razı etmelidir;

5- Nefsini günahlarla büyüttüğü gibi, onu ibadet ve taatlarla eritmelidir;

6- Nefsine günahların tadını tattırdığı gibi, bu sefer de ona ibadetlerin acısını çektirmelidir.

Müslümanlar!

Günahlar içerisinde öyleleri vardır ki, yapılan tevbenin sıhhatının bu saydığımız genel şartların ötesinde bazı özel şartları da vardır. Bu özel şartları da yerine getirmesi lazımdır. Mesela: Bir hoca efendi söylemesi gereken, anlatması ve açıklaması icabeden şeriat'ın herhangi bir hükmünü gizlemiş ise,

"Beni hapsederler, beni makam ve mevkiimden atarlar, benim maaşımı keserler..." diyerek Allah'ın emir ve yasaklarından bir kısmını söylememiş ise, kürsü ve minberlerden bunları açıklamamış ise, işte bu hoca efendi bu vebalin altından nasıl çıkacak ve bunun tevbesi nasıl olacaktır?

Keza; herhangi bir müslüman, günah olan bir yazının altına imza koyarsa, batıl zihniyetlerin arkasından gitmiş ise, laik düzeni getirenleri desteklemiş ise, küfür ve kâfir anayasasına oy vermiş ise, bunun ve bunun gibilerin tevbeleri nasıl olacaktır? Sadece "Tevbe ettim, pişman oldum demekle tevbeleri sahih olacak mı?" şeklinde sorulacak suallere verilecek cevapları "Hicret" mecmuasının 30. sayısının beşinci sayfasında neşredilen hutbede bulacaksınız.

Bu hutbemizde ve bunu takip eden hutbede hakkı söylemiyen hoca efendi ile küfür ve kâfir anayasasına oy veren kimsenin tevbelerinin sahih olabilmeleri için ağır şartlara ihtiyaç olduğunun delillerini kaydedecek ve Inayet-i Hakk'la izahını yapacağız.

Cenab-ı Hakk Bakara Suresi?nin, dini tebliğ etme vazifesini üzerine alan din bilginleriyle ilgili ayetlerinde mealen şöyle buyurmaktadır:

"Indirdiğimiz o açık açık ayetlerimizi ve hidayeti, kitabda insanlara aşikâr beyan ettikten sonra gizleyenlere; muhakkak ki, onlara Allah lanet eder ve lanet etmek şanından olanlar da lanet eder. (Bakara, 159)

"Ancak tevbe edenler, islah edenler ve açık açık beyan edenler müstesna. Işte ben, onların tevbelerini kabul ederim ve en çok tevbe kabul eden ve en çok esirgeyen de benim." (Bakara, 160)

"Gerçekten küfredip de kâfir olarak ölenler, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti işte onların üstünedir." (Bakara, 161)

"Orada ebediyyen kalacaklardır. Onların azabı ne hafifletilir ne de yüzlerine bakılır." (Bakara, 162)

"Allah'ın indirdiği kitabtan bir şey gizleyip de karşılığında az bir parayı satın alanlar; işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey yemezler. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onları temize de çıkarmaz. Ve onlar için elim bir azap vardır." (Bakara, 174)

"Onlar hidayet karşılığında delaleti (sapıklığı), mağfiret karşılığında azabı satın almışlardır. Onlar ateşe karşı ne de sabırlıdırlar." (Bakara, 175)

"Bu azabın sebebi şudur: Şüphesiz ki, Allah, kitabı hak olarak indirmiştir. O kitabta ihtilafa düşenler, şüphesiz ki, pek uzak bir ayrılığın içindedirler." (Bakara, 176)

Bu ayetlerin tefsir ve izahını sonraki hutbelerimize bırakıyoruz. Burada şu kadarını söyliyelim ki, tehdit ve dehşet saçan ve tüyleri ürperten bu ayetlerin tasvir ve beyan ettiği kişilerle murad, Allah'ın kitabını ve kitabının ayetlerini gizleyen ilk başta ehl-i kitabtır; Yani yahudi hahamlarıyla, nasara papazlarıdır. Fakat ayetlerin hükmü umumîdir ve geneldir. Buna binaen Islam'ın hakikatlarını gizleyen, "Makamım elden gider" veya "Beni hapsederler" diye gerçekleri söylemeyen herkese, her hocaya şamildir.

Hutbeyi bitirirken meslekdaşlarım hoca efendilerden hâlisane istediğim ve onlara tavsiyem şudur ki, vakit geçirmeden, ölüm gelip kapıyı çalmadan Islam'ın bütün meselelerini devletiyle, siyasetiyle açık açık cemaatlerine söylemeleri ve bu ayet-i kerime'lerin dehşet ve şiddetinin şümûlüne girmemeleridir.

 

Diğer Yazıları