İmkânlar ve Hamleler:

Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) Rahmetullâhi Aleyh

07-06-2013

İMKÂNLAR:


1- Kur?an-ı Kerim:

gibi bir kitaba, Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi bir Peygamber?e sahibiz. Kaynağımız sağlam, mesnedimiz sarsılmaz, hazinemiz bitip tükenmez... Binaenaleyh; vahiy bizimle, ilim bizimle, akıl bizimledir. Bu itibarla kaynak aramaya, şunun doktrinine, bunun felsefesine hiç de ihtiyacımız yoktur; kuvvetliyiz. İlahî kaynaklardan tâlimat alır, sünnet-i senniyye?den feyz alır, aklı çalıştırır, tarihten de hız ve tecrübe alabilirsek, bizim sırtımızı hiçbir güç yere getiremez. Yeter ki, mütevekkil olalım, yeter ki, tâviz vermeyelim, yeter ki, elimizdeki imkânları gereği gibi kullanalım...

2- İlâhi Nusret:

Cenab-ı Hakk?ın va?di sarihtir; O, hiçbir zaman vadinden dönmez. Ve şöyle buyurur: ?...Eğer siz Allah?a (Allah?ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder...? ?Kim Allah?a tevekkül ederse O, ona kâfidir...? ?Kim Allah?ın vikaye (ve himayesine) sığınırsa Allah ona (kapalı yerlerden bile) bir çıkış yeri yaratır ve onu hiç hatır ve hayale gelmeyen yerden rızıklandırır...? ?...Onlardan korkmayın, benden korkun!..? ?İnsanlardan korkmayın, benden korkun!..?

Bir kudsî hadisinde de şöyle buyurur: ?Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O, bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O, bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.?


İşte bu ve daha nice ayet ve nice hadislerde söz verilen yardımlara inanan bir müslüman ve müslüman cemaatlar neden korksun, neden ümitsizliğe düşsün, neden fütur ve zaaf göstersin ve neden bugünün işini yarına bıraksın?!. Binaenaleyh; bize düşen meşru yolda, meşru ölçülere göre, planlı ve programlı bir şekilde, tam bir cesaret ve metanetle hizmete ve hedefe doğru yürümektir. Küçük küçük teşebbüsler büyük büyük neticelere götürür ve götürmüştür. Bütün bunlar tecrübe ile de sabittir...


3- Örnek:

Allah Resulü ve sahabe bizim için en güzel örneklerdir; hayatları nümune-i timsâldır. Hem de öylesine!.. Cenab-ı Hak bu hususta şöyle buyurur: ?Gerçekten Allah?ı, ahiret gününü arzulayanlar ve Allah?ı çok zikredenler için, size Allah?ın Resulü?nde (takip edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır.? (Ahzab, 21)

Hatta, bütün peygamberler ve onların mücadele ve mücâhede hayatları örneklerle doludur; İlahî vahyi tebliğ ve telkine nereden başlamışlar, nasıl devam etmişler, muarızlarına karşı verdikleri cevaplar nasıl olmuş, mütecavizlere karşı nasıl sabretmişler, nasıl mukavemet etmişlerdir. Her türlü ızdırab ve sıkıntılara katlanmışlar ve fakat tebliğde asla kusur etmemişler, hele taviz yoluna hiç gitmemişlerdir...

4- Cemaat:

Allah?a şükürler olsun; bir cemaat, bir topluluk vardır; cemiyetsiz cemaatsız değiliz. 50-60 senedir lâik düzenin estirdiği kasırgalara döndürdüğü çarklara rağmen gerek Türkiye?de ve gerekse burada bir cemaat teşekkül edebilmiştir, bir topluluk meydana gelebilmiştir. Sebep olanlardan, bu yolda gayret gösterenlerden Cenab-ı Hak razı olsun!.. Bir çok kusur ve ihmallerine rağmen ?Haydi!? dediğiniz zaman, bir topluluk meydana geliyor, toplantılar akdediliyor, meselelerinizi gündeme getirip bir anda konuşabiliyorsunuz... Binaenaleyh; bu da çok mühim bir imkândır.

Camilerimiz, özellikle cuma günlerinde dolmakta ve mühim bir cemaat bir araya gelmektedir. Bu da çok mühim bir imkândır. Bütün mesele bunları, imkânları azami derecede değerlendirmek ve onları maddeten de manen de techiz etmek idareci olan bizlere, bizlerin gayretli ve ciddi çalısmasına bağlıdır...

Evet, henüz bır fabrikamız, bir çiftliğimiz yoktur. Belli başlı bir gelir kaynağına sahip değiliz. Ancak, cemiyetlerimiz var, hayır sever insanlarımız vardır. Ve bunlar öyle kaynaklardır ki, masraf istemez, işçi istemez ve aynı zamanda bitip tükenmez; damla damla göl olur, denizler ve deryâlar meydana gelir. Yeter ki, sizler ?Hayır ve takva yolunda işbirliğine girin? mealindeki İslam?ın emir ve tavsiyelerini çalıştırın; yeter ki, hizmetleri lafla değil, bilfiil icra edin yeter ki, gözle görülür hale getirip itimad telkin edin; bu cemaat yiyeceğinden keser, ceketini satar, size yardım eder. Hem de istemeden yardım eder, kendi ayağıyla gelir yardımını yapar.


Müslümanımız ve halkımız nedense kulağından çok gözüne inanmaktadır, laftan ziyade icraata bakar. Çünkü, çok defa aldanmıştır, aldatılmıştır, oyuna getirilmiştir, ağzı aşta yanmıştır.

Binaenaleyh bir daha aldanmak istemez. Ne yapacaksınız? ?Önce hizmet sonra para? prensibine uyacaksınız. Yani, hizmet önde gidecek, yardım arkadan gelecektir. Tersi olmaz! Yani, önce para, sonra hizmet felsefesini çalıştıramazsınız. Vatandaş artık oyuna gelmek istemez. Ağzı yanmıştır. İtimadı sarsılmıştır.

O halde, ?Hizmet önde, para arkada? felsefesini çalıştırmaya mecburuz. Az para ile, sıfır para ile işe, hizmete başlarsanız, sadakat ve samimiyetinizi isbat edersiniz. Yardımlar fazlasiyle gelir, hem ayağınıza gelir, hem de ummadığınız yerlerden gelir. Bütün bunlar tecrübe ile sabittir. Para verme can vermeye benzer! Kolay mı?!.


O halde, yapılması gereken hizmetlere, âmme hizmetlerine cesaretle girelim, hizmet büyük de olsa korkmayalım; çünkü Mevlâ bizimle beraberdir, müslümanlar bizimle beraberdir... Bizde bir laf vardır: ?Sirkeyi, sarmısağı hesap eden paçayı yiyemez!? Korkak ve pısırık insanlar birşey yapamaz ve yapamamıştır. Günden güne kaybetmiş ve hizmet sahasından silinmişlerdir...


6- Hürriyet:


En büyük imkânlardan biri de hürriyettir. Bugün veya yarın takibata uğrayacağım endişesi içinde olmamaktır. Yapılması lazım gelen hizmetleri hür bir hava içerisinde yapma fırsat ve imkânlara sahip olmaktır... Türkiye?de İslam?a hizmet etme imkânı ve hürriyeti kalmamıştır. Ya taviz vereceksiniz veya yapılan melanetlere ve tahribâta karşı suspus olacaksınız ki, bu da bir nev?i tavizdir. Siyasî bir ünvanla da hizmet yapma imkânı kalmayacağı muhakkaktır.

Çünkü, taviz üstüne taviz vereceksiniz ki, bu da ilâhî yardımın kesilmesine sebep olacaktır. Başarılı olmanıza imkân ve ihtimal kalmamıştır, mevcut şartlar müvacehesinde. Fakat burada küfrün merkezi Avrupa?da Allah?a şükür bir nev?i hürriyet, bir nev?i serbestlik vardır. Gerek cami kürsülerinde, gerekse neşriyat sahasında İslam?ın hakikatları söylüyor, memlekette yapılan ve yapılmakta olan ihanet ve hiyanetleri gündeme getiriyor ve ifade edebiliyorsunuz.

Tabir ve teşbih caizse, Türkiye?de Mekke devrinin son kasırgaları esiyor; burada ise Medine devri gibi bir nev?i rahatlamak ve rahat nefes alma hürriyetine sahip bulunmaktayız. Binaenaleyh, müslümanların rahat edebilecekleri yerlere hicret etmesi ve müsait bir ülkede toplanması zamanı gelmiştir...

CEMİYETLEŞME VE CEMAATLEŞME

a) Cemiyet ne demektir?

Cemiyet, insan topluluğu demektir. Yalnız bu topluluk, gelişi güzel, rastgele bir topluluk değildir; başı-sonu belli olan, emir ve maiyyeti bulunan, bir nizama göre kurulan, emir komuta zincirine riayet eden, hak ve salahiyeti belli; hizmet sahası, hedef ve gayesi bilinen bir kuruluştur. Bu vasıflara sahip olmayan insan topluluklarına cemiyet değil, kalabalık denir.

Cemiyet demek kalabalık demek değildir: ?Devlet? de milletin organize edilmiş, başı sonu mâlum olan ve bir nizama göre çalışan halidir, şeklidir.


Cemiyet, en azından üç kişiden, üç kişinin nizama göre bir araya gelmesiyle başlar. Ekseriyeti için bir sınır yoktur; binlere, milyonlara baliğ olabilir.


Cemiyetin ve cemaatleşmenin önemi:

Dinimizde cemiyetleşmenin ve cemaat haline gelmenin önemi büyüktür. Çünkü kalabalıklar, sayıları çok da olsa, hizmet icra edemezler, her kafadan bir ses gelir, disipline edilmemiştir... Değerlerin korunması, hizmetlerin ifâsı ancak cemaatleşme ile olur. Müslümanlar bir araya gelecek, kendilerine bir emir seçecekler, aralarında bir iş bölümü yapacaklar, önünü ve sonunu belli edecekler ve nihayet emir-itaat prensibine ve istişare esasına harfiyyen riayet edeceklerdir...


Bu, İslam?ın sadece bir tavsiyesi değil, aynı zamanda bir emridir. Çünkü, müşterek davalar, müşterek hizmetler vardır. Bunlar ancak cemaat halinde yürütülebilir.
Buna dair birçok ayet-i kerime ve birçok hadis-i şerifler vardır.Ezcümle:


?(Ey mü?minler!) Allah?ın ipine (Kur?an?a) cemiyet halinde sarılın, bölünüp parçalan-mayın!..? (Ali İmran, 103)Görüldüğü üzere; Kur?an?a sarılma, Kur?an?dan faydalanma bile cemiyet halinde olmayı gerektirirse diğer işleri artık siz düşünün...


Allah?ın rahmetinin inmesi, nusretinin gelmesi cemiyet halinde olmamıza bağlıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:


?Allah?ın yardım eli cemaatle beraberdir.? Keza, Allah?ın sevgisini kazanmanın yolu da bir araya gelip, malzemesinin parçaları arasında kurşun dökülerek kenetlenmiş ve yekpare haline gelmiş bir bina gibi, cemiyetleşmekten, gerek hazerde ve gerekse seferde bir safta toplanıp savaşmaktan ve çalışmaktan geçer. Cenab-ı Hak Saf suresinin 4. ayetinde şöyle buyurur: ?Haberiniz olsun ki; Allah kendi yolunda bünyan-ı marsus gibi saf bağlayarak savaşları sever.?

Peygamberimiz de birçok hadis-i şerif?lerinde cemiyetleşmenin önemine işaret etmiş, ?Üç kişi bir araya geldiğinde içlerinden birini kendilerine emir seçsinler? diye tavsiye etmiş, ?Başlarında bir emir olmadan hareket etmelerinin? günah olduğunu ifade etmiştir.


İşte; cemiyetleşmenin ve cemaatleşmenin şekli ve önemi! Fertler bir araya gelecek; kimi taş, kimi çakıl, kimi demir, kimi çimento olacak ve bu parçalar iman ve ihlas kurşunuyla birbirlerine kenetleşmiş, sarsılmaz yıkılmaz bir kale olacaktır. İslam?ın istediği cemiyet işte budur ve böyle olacaktır. Ve böyle bir cemaatin ismi de Kur?an diliyle ?Rabbaniyyûn?dur, ?Hizbullah?tır, yani Allah askerleridir.

Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz cemiyetleşme ve cemaatleşme hakkındaki emir ve tavsiyeleri bizzat kendisi tatbik etmiş; Mekke?de kurduğu cemaati Medine cemaatiyle birleştirerek İslam Devleti?ni kurmuştur.

Binaenaleyh; devletlerini kaybetmiş müslümanlar ne yapacaklar? Hemen bir araya gelip en az üç kişiden müteşekkil bir cemiyet kuracak, her yerde kurulan bu cemiyetler bir araya gelerek daha büyük daha güçlü bir cemiyet meydana getirecek ki, işte bu da devlettir. Demek oluyor ki, cemiyetler hem küçük çapta bir devlet numûnesi hem de devlete giden bir yoldur...

b) Emir komuta:

Yukarıda da görüldüğü üzere, cemiyetleşmede emir-komuta esastır; yukarısı da aşağısı da olacaktır, altı üstü olacaktır. Bir nizam, bir organizasyon olacaktır, merkezi ve muhiti olacaktır. O halde: Her şeyden önce cemiyetin kuruluş tarzını ve çalışma şeklini gösteren bir nizamnâmeye, bir tüzüğe ihtiyaç vardır.

Allah?a hamdolsun! Bizim fikir aramaya, yeniden tüzük yapmaya ihtiyacımız yoktur; Kur?an ve sünnet, icma ve kıyas cemiyetleşmenin asıl ölçülerini ve genel esaslarını getirmiştir. Binaenaleyh; bizlere düşen sadece İslam nizamına göre evvelâ başımıza bir emir getirmektir, o emirin yardımcılarını getirmektir ve üyeleri kaydetmektir: Demek oluyor ki, cemiyetleşmede üç unsur var: Emir, idareciler ve idare olunanlar.

Tabii uyeler:


Önce idare olunanlardan başlıyalım: Bunlar cemiyetleşmenin temelini teşkil eden unsurlardır, fertlerdir, üyelerdir. Bunlar alt yapıyı ve tabanı teşkil ederler ve isimlerini deftere kaydettirirler, aidatlarını da muntazam bir şekilde öderler.


Her müslüman; İslam cemiyetinin tabii üyesidir, mutlaka kaydolacak, cemiyet ve cemaatini bilecek; hizmet ve hedefini bilecek, emirini tanıyacaktır. Emirini tanımadan; cemiyet ve cemaate katılmadan ölürse kötü bir ölümle ölmüş olur. Peygamberimiz (s.a.v.), ?...Her kim ki boynunda bey?at olmayarak ölürse cahiliyet ölümüyle ölmüş olur!? (Müslim) buyuruyor.

Hangi Cemiyet:

Evet; her müslüman cemiyetin tabii üyesidir. Ama, hangi cemiyetin? İşte bu noktada müslüman duracaktır; burası yolların ayrıldığı bir noktadır!.. Özellikle zamanımızda bu gaye ile kurulan cemiyet ve cemaatler çoktur. Bunların hangisini seçecek, hangisine üye olacaktır? Bu sorunun cevabını bulmada ve bilmede hayli zorluk çekecektir. Herkes ?Benim? diyecek ve kendi tarafına çekmek isteyecektir...

İşte bu yol kavşağında acele etmeyecek, durup düşünecek ve danışacaktır. Sahte cemiyetleri değil, hakiki İslam cemiyetlerini bulup onlara üye olacaktır. Çünkü, dünyada hangi cemiyet ve cemaatle beraber olursa ahirette de o cemaatle haşrolacaktır. Üzüntü ile kaydedelim ki, bugün ortada kol gezen birçok sahte cemiyetler vardır, fakat bunların yanında hakiki ve sağlam cemiyet ise o bir tanedir. Ama hangisidir? Cevap şu:


Hangi cemiyet İslâm Dini?nin tümüne ve bu arada İslam?ın siyasetine, İslam?ın devletine sahip çıkıyorsa, ?namazı ve orucu İslam?dan ayırmak mümkün olmadığı gibi, devleti de İslam?dan ayırmak mümkün değildir? diyorsa işte hakikî İslâm cemiyeti ve cemaati odur. Yoksa; ?Bizim siyasetle, bizim devletle bir işimiz yoktur. Bizim imanımıza, ibadetimize karışan mı var?! Camilerin kapısı arkasına kadar açıktır...

Biz siyasete karışmayız, biz siyaseti camiye sokmayız. Varsın siyasetçiler siyaset yapsınlar, devleti yürütsünler...? diyenler veya ?Efendim güzel! Güzel ama hele onun zamanı gelmemiştir. Zamanı geldiğinde bizler de devletten, devletin siyasetinden bahsedeceğiz elbette...? diye kendilerini haklı göstermek isteyenlerin kurdukları cemiyetler ve cemaatler sahte cemiyetlerdir, zararlı cemiyetlerdir. Bunlar komünistlerden, kemalistlerden daha zararlıdırlar. Çünkü bunlar, İslam kisvesi altında İslam?ı yıkanlardır. İslam adına çıkıp İslam?ı parçalayanlardır. İslam namına çıkıp küfür saltanatını devam ettirenlerdir. İslam?ı devletsiz, devleti dinsiz bırakan ve buna rıza gösteren ve nihayet put rejiminin, tağut rejiminin sürüp gitmesine yardımcı olan, oylarıyla putçuları ve masonları destekleyenlerdir, onlara alt yapı olanlardır.

Bunlara ?Yarım Müslüman? demek yerinde bir tabir olur. Çünkü, bunlar İslam Dini?nin yarısına, dört bölümünden ikisine sahip çıkıyor ve dini yarı yarıya bölüyorlar... Bunların vebâli, küfür ve kâfir düzenini sürdürenlerin vebâlinden daha ağırdır. Çünkü; yukarıda da dediğim gibi, küfür ve kâfir saltanatı bunların yardımıyla, bunların desteği ile ayakta durmakta ve devam edip gitmektedir. Bu sahte müslümanlar ve bunların kurdukları cemiyetler fasıklara, zalimlere ve kâfirlere yardım etmektedirler.
Belki de o maksatla kurulmuş cemiyetlerdir.

 

(DEVAM EDECEK)

Diğer Yazıları