İMKÂNLAR VE HAMLELER?DEN ÖNEMLİ TENBİHLER

Genel Yayın Müdürlüğü

07-06-2013

Cemiyet ne demektir?

Cemiyet, insan topluluğu demektir. Yalnız bu topluluk, gelişi güzel, rastgele bir topluluk değildir; başı-sonu belli olan, emir ve maiyyeti bulunan, bir nizama göre kurulan, emir komuta zincirine riayet eden, hak ve salahiyeti belli; hizmet sahası, hedef ve gayesi bilinen bir kuruluştur. Bu vasıflara sahip olmayan insan topluluklarına cemiyet değil, kalabalık denir.

Cemiyet demek kalabalık demek değildir: ?Devlet? de milletin organize edilmiş, başı sonu mâlum olan ve bir nizama göre çalışan halidir, şeklidir.

Cemiyet, en azından üç kişiden, üç kişinin nizama göre bir araya gelmesiyle başlar. Ekseriyeti için bir sınır yoktur; binlere, milyonlara baliğ olabilir.

 

Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz cemiyetleşme ve cemaatleşme hakkındaki emir ve tavsiyeleri bizzat kendisi tatbik etmiş; Mekke?de kurduğu cemaati Medine cemaatiyle birleştirerek İslam Devleti?ni kurmuştur.

Binaenaleyh; devletlerini kaybetmiş Müslümanlar ne yapacaklar? Hemen bir araya gelip en az üç kişiden müteşekkil bir cemiyet kuracak, her yerde kurulan bu cemiyetler bir araya gelerek daha büyük daha güçlü bir cemiyet meydana getirecek ki, işte bu da devlettir. Demek oluyor ki, cemiyetler hem küçük çapta bir devlet numûnesi hem de devlete giden bir yoldur...

 

Tefrika çıkarma haramdır:

Üye kardeşlerimizin çok dikkat edecekleri bir husus da tefrika (ikilik) çıkarmamak ve tefrika çıkaranlara yüz vermemektir.

Cemiyet demek, birlik ve beraberlik demektir. Yukarıda da görüldüğü üzere, cemiyetleşmek ve cemiyet halinde yaşamak Allah?ın emridir ve farzdır. İkilik çıkarmak, bölünüp parçalanmak ise Allah?ın yasak ettiği ve haram kıldığı bir davranıştır. Müslümanın, İslam?a her yönüyle sahip çıkan ve İslam?ı devlet, Kur?an?ı anayasa yapmak isteyen bir cemiyetten ayrılması asla caiz değildir. Emir?in hataları, idarecilerin hataları olabilir. Bunlardan veya cemiyet üyelerinden şikayetçi olabilirsiniz. Bunlara kızarak, bunlara darılarak, bunlara küserek cemiyetten kopmanıza, ayrılıp gitmenize İslam asla müsaade etmez ve asla caiz görmez; günah olur, haram olur.

 

Susma yok:

Hata ve ihmallere karşı susacak mısınız? Susacak değilsiniz. Susmanız da caiz değildir. Hakkı söylemeyen dilsiz şeytandır. Hatalı olanları, kim olursa olsun, usûlü dairesinde uyaracaksınız, tenkid edeceksiniz. Hatta ısrarla mücadelenizi vereceksiniz, buna yerden göğe kadar hakkınız vardır. Fakat; bütün bunları yaparken, cemiyet ve cemaat içinde kalarak yapacaksınız. Ama; ?Şikâyetimiz dinlenmedi, ikazımıza kulak verilmedi, arzumuz yerine getirilmedi? diye ayrılmaya, çekip gitmeye hakkınız yoktur. Ayrılamaz, kopamazsınız! Cemiyetiniz sizin cemiyetinizdir; ayrılamazsınız, bölücülük yapamazsınız. Haramdır, günahtır ve cahiliyet ölümüyle ölmenize sebep olur.

 

Hataları şikayet edersiniz, yazılı yaparsınız, sözlü yaparsınız, doğrudan gelip masanın başında oturarak çatır çatır hesap sorarsınız. Buna hakkınız vardır; dava hepimizin davasıdır: Hizmet müşterek, başarı müşterek ve sevap da müşterektir. Keza; başarısızlık müşterek, vebal da müşterektir, diyebilirsiniz. Fakat tefrikacılığa, bölücülüğe gitmeye ve gidenlere yüz vermeye dinimiz asla müsaade etmemektedir.

 

Bu babda o kadar çok ayet ve hadis vardır ki, bunlardan birkaçına burada işaret edelim:


?Allah?a ve O?nun Resulü?ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer de kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun! Çünkü, Allah sabredenlerle beraberdir.? (Enfal, 46)

 

?Elbirliği ile Allah?ın ipine (şeriat?ına) sımsıkı sarılın; birbirinizden ayrılıp dağılmayın!..? (Âl-i İmran, 103)

 

?Ey mü?minler! Kendilerine açık deliller ve ayetler geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşen hıristiyan ve yahudiler gibi olmayın. İşte onlar için çok büyük bir azap vardır.? (Âl-i İmran, 105)

 

Hadis-i Şerifler:

 

?Her kim emirinden hoşlanmayarak kötü bir şey görürse, sabretsin (isyan etmesin, ayrılmasın). Çünkü, her kim İslam cemiyetinden bir karış ayrılır da ölürse, onun ölümü de bir cahiliyet ölümüdür.?

 

?Her kim itaatten ayrılırsa, kıyamet gününde, Allah huzurunda kendini haklı çıkaracak bir delil bulamaz. Ve her kim de boynunda bey?atı olmayarak ölürse cahiliyet ölümüyle ölür!?

 

?...Ey Allah?ın Peygamberi! Bana haber ver: Üzerimizde, bizden kendi haklarını isteyen, fakat bizim haklarımızı bizden men eden emirler bulunursa bize nasıl davranmamızı emredersin? dedi. Peygamber ondan yüz çevirip cevap vermedi. Sonra aynı şeyi sordu. Peygamber yine ondan yüz çevirdi, cevap vermedi. Üçüncü seferinde: Onları dinleyin ve itaat edin! Çünkü, onların üzerine düşen ancak onlara yükletilir, diye buyurdu.?

 

?Her kim emire itaat etmişse o bana itaat etmiştir. Her kim emire isyan ederse bana isyan etmiştir!?

 

?Neşende, kederinde, zorluğunda ve kolaylığında ve başkalarının arzularını senin arzularına tercih ettikleri hallerde de emiri dinlemek ve itaat etmek senin üzerine vaciptir!?

 

?Müslüman olan kişiye hoşlandığı ve hoşlanmadığı hususlarda emrini dinlemek ve itaat etmek vaciptir. Günah ile emretmesi hali müstesnadır. Günah ile emrolunursa o zaman dinlemek ve itaat etmek yoktur.? (Bu hadis-i şerifler Müslim?den)

 

Muhterem dava kardeşlerim!

İşte gördünüz: Ne ayet-i kerimeler ne de hadis-i şerifler itaatsızlığa veya ayrılıp gitmeye asla müsaade etmemektedirler. Üstelik ayrılmanın korkunç azaba götüreceğini ifade ediyorlar. Hele fitne devrinde!

 

Emir-komuta:

İslamî bir cemiyette emir-komuta usûlü mühimdir. Emir-komuta, cemiyet fertlerini birbirine bağlayan manevi bir bağ, ayakta tutan sarsılmaz bir kuvvettir. Meselelerin görüşülmesinde istişare esas ise de, son söz emirindir. Kumanda da, son söz de onda bitecek, emri o verecektir. Maiyyetine düşen; fikirlerini beyan ettikten ve gerektiğinde hesap sorduktan sonra emir ve komutaya mutlak itaattır. Alınan kararlara uyacaklar; verilen emirleri yerine getireceklerdir. Kendi arzuları istikametinde olsa da olmasa da ?Evet? diyecekler, gereğini seve seve yapacaklardır. Maiyyet ve tebeanın bu şekildeki hareketleri farzdır, Allah?ın emridir. ?Ulu?l-Emr? ayeti bu hususun açık ifadesidir.

 

İtaatın manası:

Bu arada itaat kelimesi üzerinde bir nebze duralım. İtaat demek, verilen emre uymak ve gereğini gönül rızasıyle yerine getirmektir; hoşa gitse de gitmese de, arzuya uysa da uymasa da, kendi görüşü doğrultusunda olsa da olmasa da.

İşte; itaat budur. İtaatın temelinde gönül rızası ve hoşnutluğu vardır; aldığı emri kerhen değil, seve seve yapmaktır. Yoksa bazılarının zannettiği gibi, ?Arzuma uyarsa itaat ederim, yoksa hayır derim!? Böyle itaat olmaz! Buna itaat denmez, bu yanlış bir anlayıştır.

O halde verilen emir ve kararlara harfiyyen uymaya mecburuz. Bir cemiyetin, bir milletin payidar olması, üzerine düşeni yapıp yükselmesi ancak emir-komuta prensibine, itaat esasına dayanır. İtaatsızlık haramdır, günahtır; huzur değil, anarşidir, saadet değil, felakettir, cemiyeti de milleti de batırır.

Bunun için; İslam Ulu?l-Emr?e itaatı farz kılmış, Allah ve Resulü?ne itaatla yan yana getirmiştir...

 

İhtilaf halinde:

Emirle tebaa arasında ihtilaf çıkmaz değil, çıkabilir. Ancak; İslam bunu da halletmiştir. İhtilaflar halinde itaatsızlığa ve isyana değil, Allah?ın Kitabı?na, Peygamber?in Sünneti?ne gidilecektir. Bu da Allah?ın emri ve farzdır, aynı zamanda bir iman meselesi olup hayırlı bir yoldur:

?Bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resulü?nün hüküm ve beyanlarına götürün, eğer Allah?a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Ve bu, daha hayırlı ve akibetçe de en güzel bir yoldur.? (Nisa, 59)

Şayet; ihtilaf mevzuuna dair Kur?an ve Sünnet?te açık bir hüküm bulunmazsa, emirle tebaa arasındaki o ihtilaf nasıl halledilir? Ya bir hakem heyetine havale edilir ya da emirin görüşü tercih edilir.

 

KAYNAK:

Merhum Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan)?ın İMKÂNLAR VE HAMLELER adlı eserinden ihtisar edilmiştir.


NOT: Herkes bu yazıyı Cuma günü hutbede okuyacak!

Bu bir talimattır!

Diğer Yazıları