Kurban´nın Tarifi, Mahiyeti ve Hikmeti

23-10-2012

Malum olduğu üzere mübarek kurban bayramına yaklaşmamız hasebiyle sizlere inşaallah kurbanın tarifi, mahiyeti, hikmeti ve bununla alakalı meselelere değineceğim.

Kurban arapça bir kelime olup قرب  kökündedir. Lugatta; manen yaklaşmak, yakın olmak gibi manalara gelir. İstilahda ise; yüce Allah’ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyetiyle kesilen özel hayvandır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): „Kurban kesiniz! Zîra kurban babanız Hz. İbrahim’in sünnetidir.“ diye buyurmuştur.

Kurban, Hz. Adem ile birlikte başlayan Tevhid mücadelesinin tarihine ait bir bayramdır. Mü’minlere Hz. İbrahim (a.s.) ve İsmail (a.s.)’ın teslimiyetini hatırlatır. Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Hz. İsmail’in soyundan geldiği bilinmektedir.

Şimdi de kurban vakası hayat rehberimiz olan Kuran-ı Kerim’e bir göz atalım. Bakalım Mevla Teala neler buyurmuş: (İbrahim) Ey Rabb’im! Bana sahlihlerden bir çocuk ihsan buyur (diye dua etti). Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. Vaktaki, yanında koşmak çağına erdi. (Ona şöyle dedi): Yavrum! Ben rüyamda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık bak, ne düşünürsün? (Çocuk da): Babacığım! Sana ne emrediliyorsa yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın. Vaktaki bu suretle ikisi de (baba-oğul Allah’ın emrine) teslim oldular. İbrahim, çocuğu yanı üzere yıktı. Biz de ona şöyle nida ettik: Ey İbrahim! Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphe yok ki, biz güzel amel işleyenleri işte böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı. (Oğlunu kesmeye karşılık) Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Yine ona, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.“ (Saffat, 100-108)

Aslında ayetlerin tefsirine geçmeden önce, bu ayetler nazil olmadan önce İbrahim (a.s.)’ın ruh halini ifade etmekte yarar vardır. Malum olduğu üzere İbrahim (a.s.) yıllarca babasına, ailesine, kavmine tebliğlerde bulunmuş. Kavmi ise İbrahim (a.s.)’ın yapmış olduğu tebliğsine karşılık kabul etme değil de onu alevli ateş dedikleri ateşe atarak öldürmek isterler. Fakat yüce Allah kavminin kaybeden taraf olmalarını diler ve İbrahim (a.s.)’mı onların hilelerinden kurtarır. İşte tam o anda İbrahim (a.s.) şöyle dedi: „Ben Rabb’ime gidiyorum, O bana yolunu gösterir.“ Müfessirlerin açıklamasına göre bu ifade ile İbrahim (a.s.)’ın herşeyini, yani babasını, ailesini, kavmini ve vatanını bırakıp da hicret ettiğini söylerler. Herşeyi geride bırakarak Rabb’isine hicret etmektedir.

Benliğinden hiçbir şeyi geri bırakmadan herşeyi ile, bütün benliği ile Rabb’isine teslim olmaktadır. Ve Rabb’isin kendisine yol göstereceğinden kesinlikle emindir. İşte bu yalnızlık onun tüm benliğini sarınca Rabb’isine şöyle dua etti: „Ey Rabb’im! Bana iyilerden, salihlerden, gurbette yalnızlığını giderecek bir çocuk ver.“ Yüce Allah el-mucibtir (duaları kabul edendir), bu kadar bütün varlığıyla, benliğiyle yüce Rabb’isine yönelenin duasını elbette Allah (c.c.) icabet eder. (Biz onun duasını kabul ettik ve) „Ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.“ İsmail (a.s.)’ın uysallığının örneklerini ise birazdan göreceğiz.

„Çocuk onun yanında koşma yaşına gelince.“ Müfessirler bunun 13 yaş olduğunu söylerler. İbrahim (a.s.) ona: „Yavrum! Ben uykuda iken seni kestiğimi görüyorum.“ Muhammed bin Kab şöyle der: „Peygamberlere uyanık iken de, uyurken de Allah tarafından vahiy gelirdi. Çünkü peygamberlerin gözleri uyur, fakat kalpleri uyumaz.“ İbni Abbas da bu ayete dayanarak (Saffat, 102): „Peygamberlerin rüyası vahiydir!“ demiştir.

Bu hususla alakalı olarak Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: „İbrahim (a.s.) oğlu İsmail’i kurban edeceğinde şeytan: „Eğer bugün İbrahim’in evinde bir fitne çıkaramazsam,  bundan sonra onları hiç fitneye düşüremem!“ diyerek harekete geçti.“ İnsan kılığına girerek önce Hz. Hacer’in yanına gitti ve ona: „İbrahim oğlunu nereye götürdü biliyormusun?“ dedi. Hz. Hacer: „Bir dostunu ziyarete.“ diye cevap verdi. Bunun üzerine şeytan: „Hayır yemin ederim ki onu boğazlamaya götürdü.“ dedi. Hz. Hacer şeytana: „İbrahim onu pek çok sevmektedir. Bu sevgisi onu boğazlamasına mâni olur, boğazlıyamaz.“ dedi. Şeytan: „İbrahim kendisine Allahu Teala’nın böyle emrettiğini zannettiği için onu boğazlayacak.“ dedi. Hz. Hacer de şeytanın bu sözüne karşılık: „Eğer Allahu Teala ona böyle birşey emretmişse, Allahu Teala’nın emrine uyması elbette en güzel işitir.“ diye cevap verdi. Şeytan Hz. Hacer’i aldatamayınca hemen İsmail (a.s.)’ın yanına gidip insan kılığında gözüktü. Hz. İsmail babası Hz. İbrahim’in peşinden yürüyordu, şeytan yanına yaklaşarak: „Biliyormusun, baban seni nereye götürüyor?“ diye sorunca Hz. İsmail: „Dostunu ziyarete.“ cevabını verdi. Şeytan: „Hayır yemin ederim ki, baban seni boğazlamaya götürüyor.“ deyince. İsmail (a.s.): „Niçin boğazlasın?“ dedi. Bunun üzerine şeytan: „Baban Rabb’inin kendisine böyle emrettiğini zannediyor.“ dedi. Şeytanın bu sözü üzerine Hz. İsmail: „Eğer Allahu Teala emretmişse O’nun emrini seve seve getirir.“ dedi. Bir rivayete göre de, yanından kovup arkasından taş attı. Şeytan onu da aldatamayacağını anlayınca İbrahim (a.s.)’ın karşısına çıkıp: „Ey ihtiyar zat, böyle nereye gidiyorsun.“ diye sordu. İbrahim (a.s.)’da: „Bir iş için şu tarafa doğru gidiyorum.“ cevabını verdi. Şeytan ona: „Vallahi anlıyorum ki rüyanda şeytan gelip sana oğlunu boğazlamanı emretmiştir!“ deyince, İbrahim (a.s.) bunun şeytan olduğunu derhal anladı ve: „Ey Allah’ın düşmanı, Rabb’imin emrini mutlaka yerine getireceğim.“ dedi. Böylece şeytanın hileleri boşa çıktı ve hiç birini aldatamadı.

Vehb bin Münebbih de şöyle rivayet etmiştir: „İbrahim (a.s.) oğluna seni kurban edeceğim deyince İsmail (a.s.): „Bunu Allahu Teala’mı sana emretti!“ dedi, karşılığında: „Evet emretti!“ cevabını alınca okadar çok sevindi ki, babası: „Ey oğlum, seni kurban edeceğimi, boğazlayacağımı söylüyorum, sen ise seviniyorsun!“ dedi. Hz. İsmail: „Babacığım nasıl sevinmeyeyim? Benim yegâne arzum Allahu Teala’nın rızasına kavuşmaktır. Böylece rahmetine ve cennetine nail olurum. Ey babacığım, emrolunduğun işi yap. Sana, Allah için oğlunu; bana da canımı feda eylemek düşer. Ey babacığım, Nemrud seni ateşe atınca sabrettin. Allahu Teala senden razı oldu. Ben de Allah için kurban olmaya razı olup, sabredeyim. Belki Allahu Teala benden razı olur. Emrolunduğun şeyi hemen yap, zîra canım Rabb’ime kavuşmak için acele ediyor! Babacığım, bu işi önce haber verseydin, annemle vedalaşarak sarılıp ağlaşsaydık.“ dedi. İbrahim (a.s.) da: „Senden veya annenden bir gevşekliğin hâsıl olmasından ve bu sebeple azarlanmamızdan çekindim.“ cevabını verdi.“

Hazreti İsmail kurban edilmek üzere yatırılacağı sırada şöyle dedi: „Babacığım! Ben senin razı olmanı isterim. Senin gibi bir babanın hakkını ödemek, saadetimin sermayesidir. Kaldı ki, bu işte Allahu Teala’nın rızası ve emri vardır. Eğer müsade edersen bir kaç vasiyetim var, onları söyleyeyim.“ deyince. Babası: „Söyle, ey saadetli oğlum!“ buyurdu.

Hazreti İsmail şöyle söze başladı: „Birincisi, iple ellerimi ve ayaklarımı bağla ki can acısı ile bir kusur etmeyeyim. İkincisi, mübârek eteğini topla ki üzerine kanım sıçramasın. Üçüncüsü, bıçağı iyice bile ki hemen kessin, can vermek kolay olsun ve senin işin çabuk görülsün. Dördüncüsü, bıçağı boynuma çalarken yüzüme bakma. Babalık şefkatiyle dayanamayıp emri geciktirirsin. Beşincisi, beni kurban etmeden önce, üzerimden gömleğimi çıkar. Beni kurban ettikten sonra bunu anneme götür. Ona benden selam söyle. Benim kokumu bu gömlekten alsın, ağlamasın, teselli olsun. Benim için çok elem çekmesin. Anneme; „Oğlun sana şefâatçi olarak Hakk Teala’ya gitti“ de! Altıncısı, her nerede benim yaşımda bir çocuk görürsen, beni hatırla!“

İsmail (a.s.): „Muhabbetin şartı, emri yapmakla geciktirmemektir!“ diyerek tam teslimiyetini gösterdi. İbrahim (a.s.) bıçağı iyice biledi, Hz. İsmail’in başucunda oturdu. İkisi de birden teslim olmuşlar. İşte ‘İslam’ budur. İslam’ın aslı budur.

Boğazını tutup: „YaRabb’i! Bu kıymetli yavrumu kurban etmekte bana sabır ve metânet ver.“ diyerek bıçağı Hz. İsmail'in boynuna dayadı. Bıçağı kuvvetle Hz. İsmail'in boğazına çaldı, fakat bıçak kesmedi. İbrahim (a.s.) defalarca, kuvvetli bir şekilde İsmail (a.s.)’ın gırtlağına sürdü, fakat bıçak kesmedi.

Sonra Allahu Teala: „Ey İbrahim! Gerçekten rüyanı tasdik ettin. Sadakat gösterdin...“ diye vahyetti. Bundan sonra Cebrail (a.s.) Allah Teala’nın emri ile cennten bir koç getirdi. İbni Abbas (r.a.) şöyle der: „O, cennette kırk sene otlatılmış büyük bir koç idi.“ Cebrail (a.s.) koçu getirirken: „Allahu ekber! Allahu ekber!“ İbrahim (a.s.) bu tekbirleri işitince: „ Lâ ilâhe ilallahu vallahu ekber!“ dedi. İsmail (a.s.) da: „Allahu ekber ve lillahilhamd!“ dedi...

Arefe günü sabah namazından, kurban bayramının dört günü ikindi namazına kadar (ikindi namazı da dahil olmak üzere) 23 vakit namazın farzını kıldıktan sonra böylece teşrik tekbirleri getirmek bu ümmete vacib kılındı.

Dikkat edilirse, kat’i olan husus açıktır. Hz. İbrahim Allahu Teala’nın emrine teslim olarak kendi öz oğlunu kurban etmeye, Hz. İsmail de Allah rızası için kurban olmaya razı olmuştur. Kurban kesmek için bıçağına sarılan her mükellef bu mahiyeti iyi tefekkür etmelidir.

İbni Ömer (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre: „Resulu Ekrem medinede kaldığı on yıllık zaman içerisinde her yıl kurban kesmiş, hiç terk etmemiştir ve mü’minlere de kesmelerini tavsiye buyurmuştur.“

Zeyd bin Erkan’dan rivayet edilen bir hadiste ise: „Sahabe-i Kiram: Ya Rasulullah, kurban nedir? sualini yöneltmişler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.): „Babanız Hz. İbrahim’in sünnetidir!“ diye buyurmuştur. Sahabe-i kiram: Bize kurban kestiğinizden dolayı ne kadar mükafat vardır? diye sordular. Rasulullah (s.a.v.): „Her kılına karşılık bir sevab vardır!“ cevabını verdi.“

Mü’min kurbanla sırf Allah (c.c.) istediği için malından vazgeçebilecğini göstermiş olur. Bu bir eylemle en sevdiği şeyi Allah (c.c.) için terktir. Hz. Âişe (r.a.) validemizden rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: „İnsanoğlu kurban bayramında Allah (c.c.) katında kan akıtmaktan daha sevimli bir ibadet yapamaz. Kurbanlık hayvanlar kıyamet gününde boynuzları, tırnakları ve üzerindeki kıllarıyla (Allah’ın huzuruna) geleceklerdir. Mükellef (kurban keserken veya kesilirken) kan yere düşmeden Allah (c.c.) katında yüksek bir mevkiye çıkar.“

Yazımın sonlarına yaklaşırken bir yerde okuduğum bir yazıyı sizlerle paylaşarak satırlarımı noktalıyacağım inşaallah: „İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, kendi içimizde Allah (c.c.) için terketmemiz gereken, O’na kurban etmemiz gereken nice İsmail’ler var. Asi olan nefislerimizin, şımarık düşüncelerimizin temizlenmesi gerekmektedir. Maddi kurbanları kesmeli, mânevi olanları kesmedikçe ne kadar fayda sağlar, bunu sorgulamak gerekir. Bizim İsmail’imiz kim? Bunu sorgularken farkedilmesi gereken diğer bir nokta, İsmail’i aramadan evvel İbrahim olmaktan geçmektedir. Zira hep İsmail olmuşuz, nefsimizin İsmail’i, paranın İsmail’i ve çağdaş düzenlerin İsmail’i... Oysa mesele belkide evvela İbrahim’î duruşu yakalamakta, sonrasında yalnızca Allah (c.c.) için İsmail olmakta yatmaktadır. Önce İbrahim olabilmeli, sonra İsmail’leri kurban edip yalnızca O’na İsmail olmalı inşaallah...“

„De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım/ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabb’i olan Allah içindir.“ (En’am, 162)

Selam ve Dua ile...

Muvahhide Genç