Mevzû (Uydurma) Hadisleri Tanıma Yolları

Mevzû hadislerde onları tanımaya yardımcı olan birtakım kusurlar bulunmakla beraber, hadis âlimleri de mevzû hadisleri tanımanın bazı ölçülerini şu şekilde ortaya koymuşlardır.

15-12-2015

1. Hadis Uyduranların İtirafları: Bir sözün uydurma olduğu, onu uyduranın itiraf etmesiyle anlaşılır. İtiraflar ya kanun zorundan ya da pişmanlık duygusundan kaynaklanır. Cezalandırılmak üzere olan Ebu’l-Evca’nın dört bin hadis uydurduğunu söylemesi, Kâbe’yi ağlaya ağlaya tövbe ederek tavaf eden ihtiyarın niçin ağladığı sorulunca, “Resulullah’a karşı yalan söyleyerek elli hadis uydurdum, onları halk arasında yaydım.” demesi, bunlara örnektir. Hadis uyduranları, yakınlarının, arkadaşlarının veya hadis uydurduğunu bilenlerin haber vermesi de onların tanınmasını sağlamıştır.

2.  Hadis  Âlimlerinin Yalancılıklarını Tespit Ettikleri Râviler: Hadis âlimleri  uyguladıkları  cerh  ve  ta’dil yöntemiyle  tespit  ettikleri  yalancı  ve uydurmacı  râvilerin  rivayetlerini  uydurma hadis olarak kabul etmişlerdir.

3.  Kur’an-ı  Kerim’e  Aykırı  Olması: Hz.  Peygamber,  Allah  kelamı olan  Kur’an-ı  Kerim’i  Müslümanlara  tebliğ etmekle kalmamış; aynı zamanda onu açıklamış ve hükümlerini uygulamıştır. Onun her sözü  ve davranışı Kur’an’a uygundur. Buna göre eğer bir rivayet Kur’an’a aykırı ise onun uydurma olduğuna hükmedilir. Örneğin, “Dünyanın  ömrü yedi bin senedir, biz yedinci binin içindeyiz.”[1] uydurması, “Sana  kıyametin  ne  zaman  kopacağını  soruyorlar.  De  ki: “Onun  bilgisi  ancak Rabb’imin katındadır…” [2] ayetine ters düşmektedir.  Ayrıca,  “Kötü  ahlaklı  olmak affedilmeyecek bir günahtır.” sözü de Kur’an’ın “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar…”[3] mealindeki ayete aykırıdır.

4. Sünnete Aykırı Olması: Mevzû hadisler, Hz. Peygamber (s.a.v.) den sahih olarak rivayet edilmiş olan hadislere de aykırıdır. Herhangi bir fesadı, bir zulmü, boş bir şeyi, bir batılı övmeyi veya bir hakkı yermeyi içeren ifadeler bu türdendir. “Allah’ın adı Ahmet ve Muhammed olanları cehenneme koymayacağına; güzel yüzlü ve siyah gözlülere azap etmeyeceğine” dair olan sözler, “Allah sizin vücutlarınıza ve yüzlerinize değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”[4] sahih hadisine aykırıdır.

5. Akla,  Sağduyuya  ve  Tecrübe  ile  Kazanılmış  Bilgilere Aykırı  Olması: Hz.  Peygambere gerçekten  ait  olan  sözlerin  akla,  sağduyuya  ve  tecrübe  ile  elde  edilmiş  bilgilere  aykırı  olacağı düşünülemez. Dolayısıyla bu tür sözler ona ait değildir. Örneğin; Nuh’un gemisinin Kâbe’yi yedi defa tavaf edip iki rekât namaz kılması; Allah’ın kendisini bir atın terinden yarattığı ile ilgili uydurmaları akıl  ve  mantıkla  bağdaştırmak  mümkün  değildir. Aynen  bunlar  gibi  “600/1203  tarihinden  sonra doğacaklara Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” sözü de hem akla hem mantığa hem de tarihî gerçeklere aykırıdır. “Patlıcanın her derde deva  olduğu”na  dair  sözü  de Hz.  Peygamberin  söylediği düşünülemez.  Çünkü  tecrübe ve ilmî bulgulara aykırıdır.[5]

6.  Tarihî  Olaylara  Aykırı Olması: Hadis olduğu söylenen bir  sözün  tarihî  gerçeklere  uygun  düşmeyişi  de  o  sözün  uydurma  olduğunu  gösterir.  Bu tür  uydurmalar,  tarih  bilgisi yardımıyla kolayca tanınmıştır. Dolayısıyla, “Soğuktan sakının; çünkü  kardeşiniz  Ebu’d-Derdâ‘yı  soğuk  öldürdü.”[6]  sözünü Hz.  Peygamberin  söylemesi  mümkün  değildir.  Çünkü Ebu’d-Derdâ Hz. Peygamberin vefatından 22 yıl sonra hicretin 32. yılında ölmüştür. Soğuktan öldüğü de belli değildir.

7. Güvenilir Hadis Kitaplarında Bulunmaması: Hz. Peygamberden rivayet edilen hadisler hicri dördüncü asrın sonlarına kadar derlenmiş, çeşitli metotlarla kitaplaştırılmıştır. Dolayısıyla tedvin ve tasnif döneminde yazılmış güvenilir hadis kitaplarında bulunmayan hadislerin uydurma olduğuna kanaat getirilir. Suyûti bu konuda, “Hadis kitaplarında yer almayan, muttasıl bir isnadı da olmayan hadislere yalnız bazı va’z, tefsir, siyer ve tarih kitaplarında rastlamaktayız. İlk devirlerdeki hadis imamları zamanında mevcut olmayan bu sözlerin çoğu sonradan uydurulmuştur.”[7] görüşünü dile getirir.

8. Birçok Kimsenin Görmesi Gereken Bir Olayı Bir Kişinin Rivayet Etmesi: Mevzû hadisler arasında  öyleleri  var  ki  birçok  sahabe  huzurunda  söylendiği  iddia  edildiği  hâlde  râvisi  tektir.  Bu husus o hadisin mevzu olduğunu gösteren önemli bir işarettir. Zira birçok sahabe tarafından işitildiği ileri sürülen bir hadisin hiç değilse birkaç sahabe tarafından rivayet edilmesi beklenir. Veda Haccı dönüşünde Hz. Peygamberin “Gâdir Hum” denilen yerde mola vererek kendinden sonra Hz. Ali’yi halife  tayin  ettiğini  fakat  orada  bulunan  ashabın  bu  haberi  gizlediklerini  söyleyen  rivayetler  bu konuda  güzel  bir  örnektir.  Bu  uydurmanın  sahih  bir  isnadı  yoktur.  Öte  yandan  Hz.  Peygamber şayet Hz. Ali’yi halife tayin ettiğine dair böyle bir açıklama yapsaydı, hilafet konusunda o kadar anlaşmazlıkların çıktığı o günlerde sahabilerin bunu belirtmeleri gerekirdi. Oysa binlerce sahabe huzurunda söylendiği iddia edilen sözleri rivayet eden bir sahabe çıkmamıştır.[8]

9. Lafzında ve Manasında Bozukluk Olması: Hz. Peygamber şüphesiz Arapların en güzel konuşanıydı. Bundan dolayı onun sözlerinde ölçülü bir ifade güzelliği, açıklık, belagat gibi Arap dilinin kaidelerine uygun bir güzellik vardır. Bu sebeple muhaddisler, lafzında veya manasında ölçüsüzlük, dil kaidelerine aykırılık bulunan hadislerin mevzû olduğunu söylemişlerdir. Örneğin; halkı  hayırlı  işlere  teşvik  etmek  için  uydurulan  hadislerde  aşırılık,  özellikle  sevap  ve  cezada ölçüsüzlük vardır. Küçük bir iyiliğe çok büyük mükâfat ya da basit bir hataya şiddetli bir ceza öngörülmesi gibi.

.

[1] İbnu’l-Kayyîm el-Cevziyye, Uydurma Hadisleri Tanıma Yolları, s. 215.

[2] A’râf Sûresi, 187. ayet.

[3] Nisâ Sûresi, 116. ayet.

[4] Müslim, Birr, 33.

[5] Mehmet Yaşar Kandemir, Mevzû Hadisler, s. 181-184.

[6] Aliyyu’l-Kârî, Uydurma Olduğuna İttifak Edilen Hadisler, s. 64.

[7] Mehmet Yaşar Kandemir, Mevzû Hadisler, s. 180.

[8] Mücteba Uğur, Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, s. 233.