MÜSLÜMANLAR VE ISLAM?IN DEVLETI

Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) Rahmetullâhi Aleyh

07-06-2013

 MÜSLÜMANLAR VE ISLAM?IN DEVLETI

 

Besmele, hamdele ve salveleden sonra...

?De ki: Rabb?im, beni (gireceğim yere) doğruluk girişiyle girdir, beni (çıkaracağın yerden) doğrulukla çıkar. (Beni nereye göndereceksen, hoş bir şekilde oraya girdir ve çıkacağım yerden de, beni hoş bir şekilde çıkar). Bana katından, yardım eden bir delil ver. De ki: Hak geldi, batıl gitti, zaten batıl yok olmaya mahkûmdur.

Biz Kur?an?dan, mü?minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. (Kur?an, mü?minlere şifadır. Inananlar onunla dünya ve ahiret dertlerinin şifasını bulurlar. Onun din ve dünyaya ait hükümlerine uyarak ruhen huzura kavuşurlar.) Ama Kur?an zalimlerin ziyanını arttırmaktan başka bir katkıda bulunmaz. (Çünkü onlar Kur?an?ı inkâr ederler. Inkârlarından ötürü de hüsranları artar.)?
(Isra, 80-82)


Cenab-ı Hakk ve Feyyaz-ı Mutlak cümlemize ve cümlenize medetler, inayetler ihsan eyleye! Uzaktan yakından bu cami-i şerif?e gelen din kardeşlerimizin ve bizim kusur ve küsürlarımızı afv-u mağfiret eyleyip, onların da bizim de, makamlarımızı Cennet?ül-Firdevs eyleye! Yüce Mevlâ?mız bu arada, şu anda okuduğum ayet-i kerime?lerin manasını anlayan, kavrayan, ruhuna nüfuz eden, şuuruna varan, dolayısıyla dünya ve ahiret saadetine mazhar olan kullarından eyleye!

Allah?a şükürler olsun, bu sene de feyiz, bereket ve devlet getiren, Islam?ın devletini getiren hicrî yılbaşının, hicrî hareketin 1403. yılını idrak etmiş bulunuyoruz. Hepinize ve hepimize mübarek olsun, tebrik ederiz!

Her hicrî yılbaşı Ümmet-i Muhammed?e hayır getirmiştir, fazilet getirmiştir, bereket getirmiştir, hareket getirmiştir, yenilik getirmiştir. Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şerif?inde şöyle buyurur: ?Allah her asrın başında bir müceddid gönderir!? Müceddid ne demek? Mana itibarıyla yenileyici demektir. Neyi yenileyecek? Dini mi yenileyecek? Hayır! Din zaten her zaman yenidir, hem de yepyenidir.

Din tazedir, her zaman taptazedir, kıyamete kadar yeniliğini, tazeliğini muhafaza edecektir. Ya neyi yenileyecek? Müslümanların Islam?a bağlılığını yenileyecektir. Zamanla müslümanlar, cihad görevlerini terk ederlerse, gevşerler, tembelleşirler. Bazen de tâbir caizse, birer patates çuvalı haline gelirler. Bunları uyandırmak, bunlara hareket kazandırmak, heyecan getirmek, Islam?a bağlılıklarını tahkim etmek, taksim etmek, kuvvetlendirmek için Cenab-ı Hakk her yüz sene başında bir müceddid gönderir.

Bu güzel bir havadisdir; Heyecanlı bir hava eser, insanoğlu gevşekliğinden, uykusundan, tembelliğinden uyanır, tembellikten vazgeçer, kendine gelir, kendine döner ve Islam?a doğru, insanlığa doğru, Allah?ın rızasına doğru hızlı bir şekilde harekete geçer. Inşaallah bu devir de böyledir!

Görüyorsunuz; dünyada bir hareket var. Allah?a şükürler olsun: Islam hareketi! Artık bu hareket gizlenecek, inkâr edilecek derecede değildir. Elle tutulur, gözle görülür safhadadır, yani herkes görmektedir!

Dünyanın gündeminde Islam?ın devleti var, dünyanın gündeminde Islam?ın siyaseti var. Dostun da gündeminde Islam var, düşmanın da gündeminde Islam! Müslüman gündemine getirmiş Islam?ın devletini, çünkü onun yokluğunun acısını çok çekti, onun yokluğunun zararını çok gördü. ?Hani benim devletim?? diyor. Yeni yeni aklı başına gelmiş: ?Benim devletimi kim gasbetti? Ben neyim? Müslümanım! O zaman hani benim Islam devletim??

-Canım, senin devletin yok mu? Var, işte; Başında bir devlet var!

-Hayır, hayır! O benim devletim değil! Çünkü o benim gibi düşünmüyor, o benim gibi düşünemiyor. O başka bir dünyada yaşıyor, ben başka bir dünyada. Onun âlemi başka, benim âlemim bambaşka!

Bir gün kuluçkada yatan bir tavuğun altındaki yumurtaları çalmışlar da, yerine kaz yumurtalarını getirmiş koymuşlar. Ne bilsin zavallı tavuk, bir gün gelmiş yumurtalardan civcivler çıkmış. Tavuk çıkan bu civcivlere lisan-ı hal ile, tabii bir bakışla bakıyor; Tüylerine bakıyor, kendi tüylerine benzemiyor.

Ayaklarına bakıyor, kendi ayakları gibi değil. Başına bakıyor, o da bambaşka. Hareketleri hiç kendi hareketlerini tutmuyor, kendisine uymuyor. Bir tarafa doğru onların karınlarını doyurmak üzere götürürken onlar suya doğru kaçıyorlar ve suya giriyorlar. ?Yahu etmeyin, gitmeyin!

Beni takip edin, yoksa boğulursunuz. Hele siz daha küçüksünüz!? demiş. Ama dinlemiyorlar, çünkü tabiatları ayrı, yaratılışları ayrı, alemleri ayrı, dünyaları ayrı... Ne o ana onlara sahip çıkabilir, ne de onlar annelerine tabi olabilirler. Bu iki dünyayı biraraya getirmek mümkün değildir. Bunu denemek yaratılışa karşı gelmektir. Çünkü o tavuktur, öteki ise kazdır!

Müslümanın devleti de müslüman olacaktır. Devletin yöneticileri ayrı düşünür, vatandaş ayrı düşünürse, devletin yöneticileri Islam?ın kitabını devletin yönetiminden kaldırır da, onun yerine kendi tarihleriyle, manalarıyla, ahlak ve seciyeleri ile, tavır ve hareketleri ile kabil-i te?lif olmayan sistemleri, küfrün ve kâfirin kanunlarını getirirlerse, o devletle, o devlet yöneticileri ile o vatandaş  arasında derin bir uçurum meydana gelir.
Ne devlet onlara hâkim olabilir, ne de onlar devlete uyabilirler!

Bu yaratılıştır; Ben sakalı severim, sakala hürmet ederim. Ama görünüşte benim devletim, sözde benim devletim, benim sakalımın düşmanlığını yapıyor, sakalımı kesmeğe kalkıyor, beni sakallı halimle kovuyor, beni sakalımdan dolayı tahkir ediyor.

Bu benim inancımdır, bu benim tabii hakkımdır! Sen nasıl olur da, benim sakalıma hor bakarsın? Benim sakalımdan dolayı beni işyerimden kapı dışarı edersin? Beni sakalımı kesmeğe mecbur edersin?
Buna ne cevap verir, ne cevap vemesi lazım? ?Ben senin devletin değilim ki! Sen müslümansın, ben kâfirim!? Ve lisan-ı hal ile ister istemez bunu söylüyor.

Böyle bir anlayış, böyle bir psikolojik durum içerisinde, ?Benimle devletim nasıl te?lif-i kabil?dir? Nasıl olur da ben devletime, devletim bana iyi ve bağlılık ifade eden bir gözle bakabilir? Buna imkân ve ihtimal yoktur! Benim dünyam, benim yaşadığım âlem, benim hanımımın da, benim kızımın da, benim anamın da başının örtülü olmasını, onun namusunun bu şekilde korunması yolundadır. Ama bana devletlik yapmak ve bana tepeden bakmak isteyen bir devlet, bir zihniyet benim hanımımın, benim kızımın başörtüsüne hor bakmaya başlarsa, başörtülerinden dolayı onları tahkir ederse, onlara öcü gözüyle bakarsa, hele hele onların başını açmak için elini uzatırsa, o nasıl benim devletim olur beyler?

O bana nasıl devletlik yapabilir? Benim inancıma ters düşüyor; Benim inancıma göre, başörtüsü Allah?ın emridir, Islam?ın kesin hükmüdür. Müslüman hanım yabancılara, yabancı erkeklere saçının telini dahi gösteremez. Öyleyse sen, devlet olarak kalk da, benim mahremime, benim namusuma el uzat, ondan sonra da benden bağlılık bekle, benden kanunlara hürmet bekle, benden yaptığın paçavradan ibaret anayasana oy bekle? Olamaz, buna imkân ve ihtimal dahi yoktur! Buna karşı isyan ederiz! Buna karşı kıyameti koparırız! Buna bütün gücümüzle karşı geliriz!  Ölürüz, yine de bunların dediğini yerine getirmeyiz. Allah bizimle beraberdir. Bizim dünyamız, bizim âlemimiz, Allah?ın kitabına, Allah?ın talimatına uygundur!?


Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bu girişten sonra, Ayet-i kerime?lere hep birlikte bir mana verelim: ?De ki: Hak geldi, batıl gitti, zaten batıl yok olmaya mahkûmdur.? Bu şekilde başlayan ayet-i celile?den bir önceki ayete bakınız; o ayet hicret haberini, devlet  müjdesini getiriyor. Hicret haberini veriyor, hicrete müsaade ediyor ve devlet olma müjdesini getiriyor.

Çok mübarek bir ayet-i celile: Isra Suresi?nin 80. ayeti. Cenab-ı Hakk, Resul-ü Ekrem?i Hz. Muhammed?e emir veriyor ve ilan et diyor: ?De ki: Ey benim Rabb?im! Beni girdireceğin yere doğrulukla girdir (sadakatla girdir, samimiyetle girdir). Beni çıkaracağın yerden de, doğrulukla çıkar. (Girerken doğrulukla gireyim, çıkarken de doğru olarak çıkayım.)? Ama nereye girecek, nereden çıkacak? Gideceği yer Medine, çıkacağı yer ise Mekke! Ya Rabbi?, ben bir yer, bir yurt değiştiriyorum, gireceğim, gideceğim o yurda girerken, yüzümün akı ile, sözümün doğruluğuyla gireyim ya Rabbi?! Kimse bana ?Kaşının üstünde kara var!? demesin, edebimle, terbiyemle, heybet ve muhabbetimle, temizliğimle, sadakatımla, seciyemle, namusumla gireyim. Çıkacağım yerden de öyle çıkart ya Rabbi?! Vazifesine hor bakmış, görevine ihanet etmiş, Islam düşmanlarına taviz vermiş şekilde değil de, Islam?a yalan isnad etmiş, iftira etmiş şekilde değil de, Islam?ın gerçeklerini konuşmuş, Islam?ın hakikatlarını dile getirmiş, Islam?ın düşmanlarından emin olumuş olarak lutfeyle ya Rabbi?!

"Ya Rabbi?! Tarafından bana lutfet (benim için mümkün kıl. Neyi?) Bir güç, faydalanacağım, yararlanacağım, beni destekleyecek, bana kanat gerecek bir güç ver Ya Rabbi?!? Nedir bu güç? Adı üzerinde sulta, saltanat, iktidar! Sulta demek güç demektir, devlet gücü. Ya Rabbi?!

Gideceğim o yere yüzümün akı ile, sözümün sadakatı ile gireceğim gibi, girmeyi bana nasip edeceğin gibi, çıkacağım yerden de yüzümün akı ile çıkmayı nasib eyle! Ve aynı zamanda gittiğim yerde bana öyle bir güç ver ki, ilmî gücün yanında, iman gücünün yanında, devlet gücüne de sahip olayım, senin gönderdiğin dinin icablarını, dinin gereklerini, yerine getirmede ve aynı zamanda onları korumada, o güçten yararlanayım.? Işte mana bu!


Bakınız atalarımız şöyle der: ?Ağlamayan çocuğa meme verilmez!? Devlet öyle mübarek bir varlıktır ki, öyle büyük bir nimettir ki, o istemeden verilmez. Siz, istemeyen, kadrini-kıymetini bilmeyen, hatta buna layık olmayan, bir kimseye pırlanta verir misiniz, altın verir misiniz? Vermezsiniz! Önce buna layık olacak, çok sevdiğiniz, canınız ciğeriniz olacak, size hayat arkadaşı olacak, ondan sonra pırlantayı da, altını da, gümüşü de verirsiniz. Devlet sevilmeden, devlet aranmadan, devleti hak etme yolunda ter dökülmeden, gözyaşı dökülmeden, ona aşık olmadan, Allah (c.c.) devleti vermez.

Öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya, Islam?ın devletine sahip olacaksınız, öyle mi? Böyle bir şey aklınızda varsa bile, çıkarın. Böyle bir bolluk yok! Tarihte böyle bir bolluk olmamıştır. Gözyaşı ve ter dökmeden, kan akıtmadan bu işler olmaz beyler! Devlete sahip olma yolunda bütün bunları göze alacaksınız! Çalışmayayım, yorulmayayım, terlemiyeyim, gözümün yaşı, annemin gözünün yaşı dökülmesin, efendim bir damla kan da vermiyeyim, kimse benim burnumu kanatmasın, ayağıma da taş ve diken dokunmasın...

Ondan sonra da en büyük nimetlerden biri olan Islam devletine, Kur?an devletine sahip olayım... Olmaz bu, mümkün değildir! Böyle bir devletin kadri,kıymeti de bilinmez zaten!

Hz. Muhammed (s.a.v.), 13 senelik Mekke hayatında verdiği mücadele ile, verdiği savaşla, Medine devletine, Medine devletindeki o nimete sahip olma hakkını kazanmıştır. Belki aklından geçmiyordu bu! Cenab-ı Hakk ona diyor ki: ?Artık sen hak ettin devlet olmayı, Islam?ı devlet yapmayı, Kur?an?ı anayasa yapmayı... Bütün icraatınla, bütün cesaretinle, metanetinle bunu hak ettin! Binaenaleyh şimdi bunu benden iste! Benden bunu istemenin ve benim de bunu sana vermemin zamanı gelmiştir!?

Işte ayet-i kerime bunu bütün tarihe, bütün beşeriyete ilan ediyor, kâinata ilan ediyor: ?Ya Rabbi?, tarafından bana öyle bir saltanat, öyle bir devlet gücü ver ki, o beni desteklesin!? Mekke?de destek bulamadı, devlet desteğini bulamadı, bir devlet gücüne sahip değildi. Ne ile cevap veriyordu bütün saldırılara, bütün iftiralara, bütün işkencelere?..

Iki şeyle: Birincisi ayet-i kerime okumakla, ikincisi de sabırla. Bu iki sahada da, Hz. Muhammed ve onun arkadaşları başarıyla imtihanlarını verdikleri için Allahü Azimüşşan adeta, ?Ya Muhammed (s.a.v.), ey Allah?ın Resulü ve ey o Resul?ün etrafında kümelenen, hayatları pahasına da olsa Islam?ın cihadını, savaşını veren, her türlü işkenceye tahammül ve sabreden insanlar! Artık siz imtihanınızı başarıyla verdiniz, devlete sahip olma hakkını kazandınız. Binaenaleyh, şimdi Bana şu şekilde dua edin, artık dua etme hakkınızdır. O duayı da kabul etme Benim lütfumdur!? diyor. Ne diyor Allah?ın Rasulü? ?Ya Rabbi?! Beni ve benim yanımdakileri koyacağın yere, sokacağın yere doğrulukla koy, doğrulukla sok.

Çıkacağımız yerden de bizi doğrulukla, samimiyetle, başarııyla çıkart! Ya Rabbi?! Bir dileğimiz daha var senden: Artık bize işkence yurdu olan, ızdırap yurdu olan, Allah birdir demek suç sayılan ve dediğinden dolayı işkenceden işkenceye sürüklenilen bir yerden çıkarıp, vicdan hürriyetine, fikir hürriyetine, din hürriyetine sahip olunabilen bir beldeye gönderiyorsun. Buna izin verdin ya Rabbi?! Sana şükrediyoruz!

Fakat bir dileğimiz daha var: Bu nimetin tamam olabilmesi için; bir devlet gücüne sahip olmak durumundayız. Evet Ya Rabbi?! Medine diyarında, vicdan hürriyeti var, din hürriyeti var, ibadet hürriyeti var, fakat bunun devamı bahis mevzudur. Yarın orada da küfür; ibadetin, imanın, ahlakın, namusun, düşmanları bir araya gelir, yine bize işkenceler çektirirler. Bize güç ver, devlet ver, devlet gücü ile bizi tahkim et. Bizi devlet desteklesin! Bu vicdan hürriyeti, ibadet hürriyeti alabildiğine devam edip gitsin!?

Arkasından bir ayeti-i kerime geliyor: ?Peygamber?im, şunu da ifade et (ilan et ki, bu duanın kabulünün ifadesidir. Yani senin yaptığın dua nezd-i ilahi?mde kabul görmüştür. Binaenaleyh yaptığın duanın kabulü ve yaptığın talebin yerine getirilişinin zamanı gelmiştir. Binaenaleyh bunu da ilan et ve de ki:) Hak geldi, artık batıl ortadan kayboldu. Esasen batıl kaybolmaya, mahvolmaya mahkûmdur!?

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Mevlâ hepimizden razı olsun, hepinizin ve hepimizin imanını bütünleştirsin. Hepinizi ve hepimizi şu hicrî yılbaşının getirdiği bereketten, hareketten istifade eden kullarından eylesin!

Ne zaman ortada Hak yoksa, meydan boş bulunursa, batıl at oynatır, hemde alabildiğine oynatır. Ama Hak ortaya çıktı mı, artık o çulunu, pılısını pırtısını toplar ve çeker gider, kaybolur , artık onu bir daha göremezsiniz!

Cenab-ı Hakk, Peygamber?inin bu duasını kabul ederek ona diyor ki: Bütün insanlığa, bütün dünyaya, bütün tarihe, bütün istikbale, bütün kâinata ilan et ve de ki: Hak geldi, Islam geldi, Tevhid geldi, iman geldi, adalet geldi, ahlak geldi, bunların tersi olan her şey gitti.

Darılmayın, kızmayın, 60 senedir derdimiz büyüktür. Herhalde siz de dertlisiniz, çünkü inanıyoruz ki, zannediyoruz ki, sizde de iman var. Yalnız bu arada şunu söyliyeyim: Bu sözler söylendiği zaman, bunları duyan bir kimse dertlenmiyorsa, içi sızlamıyorsa, içinden bir keder, bir hüzün duymuyorsa, söylenenleri desteklemiyorsa, tasvip etmiyorsa, tersine karşı çıkıyor, düşman oluyorsa bilsin ki, onun içinde iman namına bir şey yoktur.Başının çaresine baksın, yeniden iman arasın!

Çünkü en büyük ibadet nedir biliyor musunuz? Hz. Musa?ya Cenab-ı Hakk sormuş: ?Ya Musa!? demiş, ?Benim için ne yaptın?? Hz. Musa (a.s.), ?Ya Rabbi?! Senin için namaz kıldım!? demiş.

-O senin!

-Ya Rabbi?! Senin için oruç tuttum.

-O da senin!

-Ya Rabbi?! Senin için şunu yaptım, bunu yaptım...

-Onlar da senin. Benim için ne yaptın ya Musa?

Hz. Musa yaptıklarının hepsini sayar, döker, hiç birisi Allah için değildir. Yine cevap olarak, ?Onlar değil, benim için ne yaptın?? alır. Hz. Musa aciz kalır. ?Ya Rabbi?!? der, ?Senin için ne yapmam lazım?? Cenab-ı Hakk cevap verir:

?Ya Musa! Benim için, benim dostuma dost oldun mu? Beni seveni sevdin mi? Benim yolumda olana dost oldun mu? Benim düşmanımı da düşman bildin mi? Ona karşı çıktın mı? Ona düşmanlığını gösterdin mi?? O zaman Hz. Musa anladı ki, ibadetlerin en efdali ?Allah yolunda sevmek, Allah için Allah?ın düşmanlarına buğzetmek,  düşman olmaktır!?

Bunu bizler de bir kere gönlümüze yerleştirelim: Allah?ın düşmanlarını sevemeyiz. Allah?ın kitabına hor bakan, başörtüsünü tahkir eden, onu açmak için o kirli ellerini uzatan, Peygamber?in sünnet-i seniye?sinden ibaret olan, müslümanların sakalını tahkir eden, hor gören, sakalından dolayı onu işinden, işyerinden kovan, süren bir zihniyeti, bu zihniyetin sahiplerini babalarınız da olsa, evlatlarınız da olsa sevemezsiniz! Bunlara, bu kâfirlere, ?Allah razı olsun!

Bizi anarşiden kurtardılar!? diyemezsiniz. Bunlar din düşmanıdır! Dünyayı anarşiden kurtarsalar dahi, madem ki, benim kızımın başörtüsüne hor bakıyor, el uzatıyor, o zaman bunlar Allah düşmanıdır, din düşmanıdır, Islam düşmanıdır! Keşke o anarşistin kurşunu ile ölseydim de, benim kızımın başörtüsü okullarda açılmasaydı. Senin hayatın daha mı mühim? Allah?ın emrinden, kızının namusundan, karının namusundan senin hayatın daha mı mühimdi, malın daha mı mühimdi?

Anarşistten korktun da, anarşiyi önleyenlere taraf tuttun, taraf çıktın, onlara dua ediyorsun öyle mi? Okullarda o melek gibi kız çocuklarının başı açılırken, senin yüreğin hiç mi sızlamadı edepsiz? Elli bin defa hacca git, yüz bin defa namaz kıl, vallahi de; billahi de sana hiç fayda vermez!

Eğer bunlar yalansa, eğer bunlar yanlışsa, bantlar kaydediyor, onlar da cevap versinler, yazılı cevap isterim. Yoksa edepsizlik yapmasınlar, dipte köşede konuşmasınlar!

Edepsizler, Hicret mecmuamıza yasak koymuşlar, Türkiye sınırları içerisine girmeyecek demişler. Bakınız yedikleri naneye! Sanki babalarının yurdu! Benim atamın kanı dökülmüş o topraklar uğrunda. Sizi gidi haydutlar sizi, sizi gidi çeteler sizi, sizi gidi kemalistler sizi! Nereden türediniz, kime uydunuz?

Allah?ın kitabını kaldırıp, Peygamber?inin sünnet?ini kaldırıp, devlet yönetimine, devlet müesseselerine kâfir ve küfür kanunlarını, laik düzenleri getirin de, ondan sonra benim dinime, imanıma, namusuma saldırın?!. Nereden aldınız bu selahiyeti? Bir gün gelecek bu edepsizlerden hesap soracağız inşaallah!

(Ses çıkmıyor; Yoksa sizler de mi korkuyorsunuz?)
Inşaallah bütün bunların hesabını onlardan soracağız! (?Inşaallah? sesleri) Böyle varlık gösterin, korkmayın, ?Benim pasaportumu cebimden alırlar!? diye düşünmeyin. Varsınlar, pasaportunuzu alsınlar! Alsınlar, sizin hayatınız pasaporta bağlı değil ki!

Senin insanlığın, senin imanın, senin dinin, senin namusun onların verdiği pasaporta mı bağlı? Alsın; kulun verdiği pasaport elimden alınır diye korkarsan, yarın ölürken ya  iman pasaportunu Allah senin elinden alırsa, o zaman ne yapacaksın? Yarın ahirete ne ile çıkacaksın? Bunu düşünmüyor musun hiç?..

?Efendim! Beni Türkiye sınırlarından içeri bırakmazlar!? diye düşünür de, Allah?ın kanununa darbe vuranları, Kur?an anayasasını kaldırıp, küfür ve kâfir anayasalarını getirenleri desteklersen, susarsan, Allah da seni cennet yurduna bırakmazsa, halin ne olur? Bunu niye düşünmüyorsun?..

Korkmayın, korkulacak hiç bir şey yoktur! Içinizde korku varsa, atın!Sizin de Allah?ınız var, Mevlâ?nız var!

Sabah diğer hoca efendi anlatırken, ayet-i kerime?leri izah ederken, dinlediniz: Mü?minde birkaç vasıf, birkaç sıfat vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Allah dendiği zaman, onun içi ürperir, içinde bir hareket hisseder, bir sevinç, bir heyecan duyar.

2- Kalpleri korkar, titrer. Ayetler okunduğu zaman, imanları artar, Islam?a bağlılıkları artar, Islam?a sevgileri artar, cesaretleri artar, güçleri artar, korku gider.

Niye ayeti dinlediler? Bakınız, sizlere burada bir kaç ayet-i kerime okudum. Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün beşeriyete, bütün tarihe, bütün kâinata ilan etmek üzere Cenab-ı Hakk?ın talim buyurduğu, inzal buyurduğu ayetleri bildirmiştir. Kalbinizi yoklayın; Içinizde bir azalma mı vardır, yoksa çoğalma mı vardır? Eğer bir çoğalma hissetmiyorsanız, Allah korusun biliniz ki, içinizde bir şey yok.

Çünkü müslüman, kalbinde imanı olan bir kimse, ayetlerin hükümlerini, meselelerini dinledikce, kendini değiştirir, iyiye doğru değiştirir; Bir şeyler hisseder, sezer, iyiye doğru artan bir takım şeyler hisseder. Böyle bir hal başınızdan geçiyorsa, elhamdülillah, içinizde iman var diyebilirsiniz. Şayet böyle bir şey hissetmiyorsanız, başınızın çaresine bakın; Iman arayın! Allah korusun!

3- Üçüncü bir vasıf, ?Onlar Rabb?lerine tevekkül ederler!? cümlesinde ifadesini bulur. Türkiye?yi bugün idare eden, bugüne kadar idare eden, haydutlardan korkmazlar, sakal düşmanı, başörtüsü düşmanı haydutlardan, haydut çetesinden korkmazlar. Niye korkmazlar? Çünkü bilir, inanırlar ve derler ki: ?Bizim Allah?ımız var. Allah?ın gücü ve iradesi, onların gücü ve iradesinden kat kat üstündür, daha kuvvetlidir. Onların gücü ne ki?..?

Isterse Amerika?nın Fantom uçakları olsun, o iman gücüne, o tevekkül duygusuna sahip olan, mücahidlerin karşısında hallaç pamuğu gibi atıldı gitti.Zalim Şah?ın kendisi de nefesini ancak yurtdışında almaya mahkum oldu..

Allah?a güvenelim, Allah?a! Kader var, müslüman kadere inanmıştır. Müslümanın herşey lehinde: Ölürse de lehine, yaşarsa da lehine. Ölürse de fazilet ve hayır; yaşarsa da fazilet ve hayırdır! Ölürse şehid olur, yaşarsa gazi olur. Ama bir kâfirin, bir iman düşmanının, bir sakal düşmanının, böyle bir dayanağı, böyle bir tevekkül noktası yoktur.

Humeyni, Fransa?dan Iran?a mesaj gönderiyor: ?Harekete kimse karşı çıkmasın. Bu Islamî harekettir, Kur?an hareketidir, Islam devletine giden bir harekettir. Şayet bu harekete karşı çıkanlar olursa, bilsinler ki, idam edileceklerdir!? Kur?an devletine karşı çıkan yüz bin defa ?Ben müslümanım!? dese de, o yine de mürted olmuştur, kâfir olmuştur,

Kur?an?ın hükmüne göre onun cezası ölümdür. Bunu ilan ederken, Tercüman Gazetesi?nin ikinci sayfasının başyazarı Ahmed Kabaklı, bir yazı yazdı. Bu yazıyı kesmişimdir, dosyamda bulunmaktadır. Diyor ki: ?Fransa?da oturan 78 yaşındaki bir bunak, bir beyinsiz, Fransa?da oturacak da, Iran?da ihtilal yapacak ve bu ihtilale karşı çıkanları idam edecek!? O böyle yazarak alay etti. Güldü ve okuyucularını da  güldürdü!

Ah Tercüman?ın okuyucuları! Sizi kör bıçak ile kesmek lazım. Sağcı gazetedir, sağcı gazeteymiş?!. Içki reklamını yapar, namussuz fahişelerin, artistlerin resimlerini koyar, şarap reklamlarını yapar, ondan sonra da sağcı gazete öyle mi? Hürriyet Gazetesi?nden daha tehlikelidir, buradan ilan ediyorum. Bakın, haberiniz olsun; Hürriyet?in ne olduğunu herkes bilir, ama Tercüman Gazetesi, Islam?dan bahsederek, Islam?ın köküne dinamit koyar.

Ahmed Kabaklı bunları yazarken kader de gülüyordu. Humeyni?yi tasvip ediyordu kader. Aradan çok geçmedi. Humeyni?nin dediği oldu. Islam devleti geldi, ona karşı çıkanlar, Islam Devleti?ne, Kur?an Devleti?ne karşı çıkanlar bir bir idam edildiler. Kabaklı?nın gözü de faltaşı gibi açıldı, mahkûm oldu, rezil kepaze oldu.

Beyler! Hakk?ın yumruğu güçlüdür, Hakk?ın yumruğunu yiyenin aklı başına bir daha gelmez. Hakk?a karşı çıkmayın! Bugün bizim davamız namaz değildir, oruç da değildir, zekât da değildir. Bu müslüman millet bunları biliyor, bunlara inanmış ve yapıyor.

Bizim bir davamız var, bir eksiğimiz var, gasp edilmiş bir hakkımız var: DEVLET! Nerede bizim devletimiz? Nerede Islam?ın devleti? Nerede Kur?an?ın anayasa oluşu? Nerede Islam?ın devlet oluşu? Yok! Işte bunu arıyoruz. Bunu bulana kadar arıyacağız, bağıracağız. Gasp edenlerin canına okuyacağız. Onların kirli paçavralarını pazara çıkaracağız. Bu hepimizin vazifesidir. Bu bir ölüm-kalım meselesidir. Bu bir iman-küfür meselesidir. Ya evet, ya hayır!

Bir ayet-i kerime?de şöyle denmekte: Allah bir kimsenin içinde, göğsünde iki tane kalp yaratmamıştır, ki birisiyle iman edersiniz, birisiyle de küfrü saklarsınız. Bu mümkün değildir! Gönülde ya iman vardır, ya küfür vardır! Gönlünüzde, kalbinizde ya Allah sevgisi, din sevgisi, Islam duygusu vardır;  ya da bu kâfirlerin sevgisi vardır. Sevemezsiniz bu mel?unları, çünkü bunların yaptığı kırkı geçmiştir.

Anayasa yapıyorsun, yaptın... 1961?de de yine sen anayasa yaptın ve ilan ettiğin günü de bayram yaptın, buna da ?Hürriyet ve anayasa bayramı? dedin. Bir gün geldi, Allah öyle bir Kahir-i Mutlak?tır ki, senin elinle o yaptığın anayasayı kaldırıp attırdı. Hem de yine sen kendi elinle attın! Bir önce yaptığını yine sen bozdun. Yine yapıyorsun ve yarın yine sen bozacaksın! Ama artık her zaman sen değil, onu şimdi de ben bozacağım ben! (Cemaattan ?Inşaallah? ve Tekbir sesleri) yani Islam bozacak!

Beyler dert çok! Devlet olmadıktan sonra hiç bir şeyinize sahip olamazsınız, olamıyorsunuz işte. Hadiseler bunu gösteriyor. Bilmiyorum, belki cemaatınızın içinde vardır, bir kaç müslümanın başına gelmiştir: ?Git, bu kızın başı açık bir kaç tane fotoğrafını getireceksin!? (Cemaat içersinden, ?Evet, Hocam! Şahid olduk, başımıza geldi!? diye tasdikler!) Işte vesika, canlı vesika!

Siz bunlara nasıl evet dersiniz? Bunlar oradaki küfür çetesinin buradaki kâfir temsilcileri. Kâfir kelimesi bunlara az bile gelir beyler. Bundan daha şedid kâfir olamaz, daha azılı kâfir olamaz! Burada da yok! Bakınız şu Almanya?da, şu Avrupa?da bu derece başörtüsü düşmanlığı yok. Bunlar, bu kâfirlerden daha eşed! Bunlara müslüman diyenin imanından şüphe ederim.


Işte iki örnek:
Bu gazetelerde de yayınlandı: Hükümet, başörtüsü ve sakal hakkında yayınlanan yönetmeliğe ciddiyetle uyulması hususunda bir bildiri yayınladı. Onu okuyun! Türkiye?de sakal kalmadı, bütün sakalları kesecek bu kâfirler! Efendim şimdi de fotoğraf istiyor... O kadar geniş bir sahayı tutmuş ki, seksen yaşındaki bir adam, bir ihtiyar, bir tapu muamelesine gidecek, fotoğrafı yapıştıracak ve tapu memuru veya müdürü ona şöyle diyecek: ?Olmaz, sen gideceksin, sakalını keseceksin, bir fotoğraf çektirip getireceksin! Artık sakallı fotoğrafla bu muamele yapılmaz!?

Bunlar böylece ve açıkça ?Biz artık küfrümüzü, kâfirliğimizi, din düşmanlığımızı, sakal düşmanlığımızı ilan ettik!? demek istiyorlar ve de diyorlar. Pasaportun vardır, hüviyet cüzdanın vardır, şöför ehliyetin vardır vesaire... Ne kadar resmî vesika varsa, hangi dairede fotoğrafla bitecek bir işin varsa, mutlaka sana diyecek ki: ?Sakalını kes, sakalsız bir fotoğraf getir, ondan sonra gel, yoksa defol!?

Bakınız, bu nedir biliyor musunuz? ?Keserim bir defa, sonra yine bırakırım!? da diyemezsin. Olmaz, bırakamazsın! Senin şu cüzdanın içinde, kapalı duran resmin üzerindeki sakalına, senin sakallı fotoğrafını görmeye tahammül edemeyen, hazmedemeyen bir zihniyet, canlı sakalına nasıl dayanacak? Yahu bu kağıdın üzerindeki sakalın kılları senin gözüne mi batıyor edepsiz kâfir? Ne oluyor sana? Yok, bu bir başlangıçtır, yarın ?Senin sakalını da keseceğim!? diyecek...

Dert bir değil; Bütün din görevlilerinden dahi, her memurdan, Diyanet teşkilatı da, Diyanet?in başı da dahil, imamına, müezzinine varıncaya kadar, hepsini kemalist yaptılar. Hepsinden M. Kemal?in devrimlerini koruyacaklarına, bağlı kalacaklarına dair yemin aldılar ve hepsi de altına imza attı, küfrün altına imza koydurdular, yemin ettirerek bunlara sadık kalacaklarına dair söz aldılar. Maalesef çok azı müstesna, hiç birinden ses çıkmadı. Tıpış tıpış geldiler ve kuzu gibi imza attılar.

?Aman bizim başımıza bir şey gelmesin, aman bizi hapse götürmesinler, aman bizim makamımız elden gitmesin, aman bizim maaşımıza dokunmasınlar, biz her şeyi yaparız! Yarın boynumuza birer tane de haç  takmamızı isterlerse, onu da seve seve takarız!? dediler.

Hicret mecmuasının 6. veya 7. sayısında yazdık; Böylelerinin arkasında namaz kılınmaz! Çünkü bunlar hepsi putperest oldu! ?Efendim ben yemin ederken o niyetle yemin etmedim!? Hadis-i şerif: ?Yemin, yemin ettirenin zihniyetine göre, niyetine göre hüküm alır!? Ne için sana yemin ettiriyor? Sadık kalacağına dair! Sen istersen başka bir şeye niyet et, Allah?ın hükmünde sana yemin verdiren zihniyetin niyeti ne ise, öyle yazılacaktır. Anlaşılıyor mu?..

Onun için ben Türkiye?ye giden arkadaşlara söylüyorum: Bunların arkasında namaz kılmayın. Üç kişi, beş kişi bir araya gelin, Cuma namazını ayrı  kılın! Ne demek bu? Çünkü bunların hepsi kemalist oldu, hepsi devrimbaz oldu!

Sakallar kesiliyor, kimseden ses çıkmıyor! Işte laik düzen bu teşkilatı bu hale getirdi! Bunun vebali, bugünkü Diyanet?in başında bulunan şahsındır. Sakal düşmanı Diyanet Işleri Başkanı! Bir Diyanet Işleri Başkanlığı?nda bulunan ve 40-50 milyon müslümanı temsil eden bir kimsenin sakalı olmazsa, elbette Allah o millete böyle belalar gönderir!

Sakaldan bahsederseniz, diyecekler ki: ?Siz Diyanet Işleri Başkanlığı?ndan daha mı iyi biliyorsunuz? Onun sakalı var mı? Yok! Öyleyse sakalın dinde yeri yok! Olsa da olur, olmasa da olur!? cevabını alacaksınız!

Onun için ben söyledim, hem Bu de bir kaç yerde söyledim, bir daha söylüyorum: Bugünkü Diyanet Işleri?nin özellikle merkez kadrosu, yani başındakiler,küfre hizmet ediyorlar.

Bantları götürmüşler, mahkemeye vereceklermiş. Versinler; Orada da söyleriz. Küfre-kâfire hizmet ediyorlar, laik düzene hizmet ediyorlar! Şurada bir avuç insan hakkını arıyor, çalınmış, gasbedilmiş hakkını arıyor... Buradaki hocalar, başına sarık geçirmiş, sırtına cübbe giymiş, yani hoca kılığına girmiş... Deccalın askerleri de onlara düşmanlık ediyor. Benim konuştuğum bantı alıyor, götürüyor, bunlara casusluk yapıyor, ajanlık yapıyor, MIT ajanlığı yapıyor. Bunlar mı hoca?!. Bunların paçavrasını çıkartacağız, Allah?ın izniyle!

Ecelleri yaklaşmıştır; Çünkü ?eceli gelen köpek camii duvarına siyer!? derler. Zaten bunlar köpekleşmiştir.

Inkilap ne demektir biliyor musunuz? Inkilap bir şeyi öyle iken böyle yapmak, altını üstüne getirmek, ya iyiden kötüye doğru, ya da kötüden iyiye doğru çevirmektir. Peygamberler inkılap yapmıştır, yapılması gereken devrimleri peygamberler yapmıştır. Son olarak Hz. Muhammed inkılab yapmış, Islam inkılabını, Islam devrimini yapmıştır. Cehaletin yerine ilmi, küfrün yerine imanı, şirkin yerine Tevhid?i, zulmün yerine adaleti getirmiş, her şey tamam, her şey mükemmel, inkılap tamam olmuş. Maide Suresi?nde, ?Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim!? (Maide, 3) kavl-i şerif?iyle inkılabı yapmıştır.

Bu herifler, bu mel?un ve melus adamlar, 60 seneden beri ?Inkilap yaptık!? dediler, ?Devrim yaptık!? diye yazdılar. Bununla iftihar ettiler, bunu söylerken alkış topladılar, oy topladılar. Neyin devrimini yaptılar, hiç düşündünüz mü? Osmanlı Imparatorluğu?nun son devirlerine kadar gelen Islam devletinin devrimini yaptılar, Islam devletini devirdiler de, yerine küfür devletini koydular. Islam anayasasını devirdiler de, laik düzenin anayasasını getirdiler. Işte yaptıkları devrim bu!..

Kur?an harflerini kaldırdılar da, latin harflerini getirdiler! Latin harfleriyle de bu yeni nesli kandıracaklarını zannettiler ve dediler ki: ?Türk harfleri!? Yalan! Senin deden mi yazmıştı bu harfleri. Latin harfleri bunlar! Babam, Allah rahmet etsin, ?Gavur yazısı!? derdi buna. Bu gavur yazısıdır! Müslüman yazısı değil ki! O latin harflerini getirdiler, Kur?an harflerini devirdiler, çam devirir gibi devirdiler, yerine Latin harflerini getirdiler. Ve onu da Türk harfleridir diye bu millete yutturdular, yutturmak istediler. Ama bir gün gelecek, bunun hesabı da sorulacak! Getirdikleri o küfür harfleri ile ?ınkılap? kelimesini ?inkilap? diye yazdılar.

Bakın yazılara; ?Inkilap?, köpekleşme demektir. Açın lügate bakın! Kendilerinin köpekleştiğini kendi dilleri ile, getirdikleri harfleri ile ortaya koydular! Köpekleşti hep bunlar!

Onun için ?Caminin duvarına, caminin taşına pisleyen köpeğin eceli gelmiştir!? dedim.

Hicret mecmuasının Türkiye?ye sokulmasına yasak koymuşlar. Cevabını alıyorlar! Bir şey biliyorsan, cesaretin varsa, öğretmenler emrinde, profesörler emrinde, Diyanet teşkilatı emrinde, Yüksek Din Kurulu emrinde, cevap ver! Cevap ver ve de ki: ?Bunlar yanlış, bunlar Islam?da yok, bunlar iftira de.Niye diyemiyorsun ?

Diyemezsin! Öyleyse sus. Yasak koymak, silahların gölgesine sığınmak, ne demek biliyor musun? Haksızlığın ve cehaletin bir ifadesidir! Işte meydan!

Biz Avrupa çapında bunu neşrediyoruz ve diyoruz ki: Laik düzen küfür ve kâfir düzenidir! Laik düzeni getirenler de, onu destekleyenler de, ona oy verenler de kâfir olmuştur!Haydi cevap verin, buyurun işte meydan! Biz gizli gizli ve kapalı kapılar ardında söylemiyoruz  bunları, gizli toplantılarda da söylemiyoruz! Bütün bir beşeriyete, bütün bir dünyaya ilan ediyoruz: Güçleri varsa, bildikleri varsa, şecaatleri varsa, ilimleri varsa, cevap versinler!

Fikri öldürmek mümkün değildir, ilmi öldürmek mümkün değildir, imanı öldürmek mümkün değildir! Imanı susturmak ancak ilim ile olur, açık oturum ile olur, cevap vermekle olur! Eğer bu adamların cesaretleri varsa, çağırsınlar, radyo ve televizyonda açık oturum yapalım, cevap versinler! Yoksa yasak koymak çocukların işidir! Çocuğun eline de silahı versen, ?Seni vururum bak, buradan geçmiyeceksin!? der, o da hayatını korumak için ?Tamam!? der.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bu millet uyanmıştır, dünya milletleri, müslüman milletleri uyanmıştır, anlamıştır. Neden uyanmıştır? Gaflet uykusundan! Kâfir onu senelerce uyuttu, o artık bu uykudan uyanmıştır ve anlamıştır. Neyi anlamıştır? Başındakilerin kendilerinden olmadığını anlamıştır. Arıyor şimdi: ?Benim devletim nerede?? Bu yola artık çıkmıştır. Bu arayışı kimse durduramayacaktır. Haberleri olsun! Bu arayışı kimse durduramayacaktır. ?Hak geldi artık, batıla düşen, defolup gitmektir!?

Enbiya Suresi?nin 18.ci ayetiyle konuşmamıza son verelim:

Cenab-ı Hakk buyuruyor: ?(Ben Allahü Azimüşşan) hakkı bir balyoz gibi, bir tokmak gibi, bir demir yumruk gibi batılın beynine indiririm de, o onu parça parça eder. Artık batıl ortadan kaybolup gitmiştir!? Allah?ın yumruğu bu! Ama kim layık olursa, bu yumruğu ona vurduracaktır! Binaenaleyh, böyle bir yumruğu atmaya layık olmaya çalışın, talip olmaya çalışın!

Ya Rabbi?! Bize bu fırsatı ver! Hakkın yumruğunu bunların beynine, tepesine indirelim de, bunların beyinlerini paramparça edelim!

Işte Humeyni bunlara yumruğunu indirdi; Allah (c.c.) o bükülmez, o kırılmaz yumruğunu bu kişilerin ve bu insanların eli ile put rejiminin ve taraftarlarının beynine indirdi, paramparça oldu. Var mı şimdi Şah ve ailesi?!. Bakınız ne diyor Peygamberimiz duasında:

?Ya Rabbi?!
Artık bana nimetleri verdin; Iman nimeti verdin, ibadet nimeti verdin, ahlak nimeti verdin... Medine?de din hürriyeti, iman hürriyeti verdin! Ya Rabbi?, bir eksik var!? Cenab-ı Hakk öyle diyor, ?Böyle de!? diye müsveddesini veriyor. ?Bana dua ederken böyle et! Bu da senin eksiğindi, bunu da iste, bunsuz olmaz!? diyor: ?Ya Rabbi?! Bana devlet ver, beni destekleyecek, iman, vicdan ve ibadet hürriyetini destekleyecek, koruyacak, muhafaza edecek Islam devletini ver!?

Bizler de hep birlikte ellerimizi kaldıralım ve şöylece dua edelim:

Ya Rabbi?! Şu kulların ellerini kaldırarak Hz. Peygamber?e verdiğin tâlimat şeklinde dualarını yaptılar! Ya Rabbi?, kabul et! Ya Rabbi?, kabul buyur! Ya Rabbi?, taklidimizi tahkike çevir! Ya Rabbi?, kabul buyur!

-Son-

Diğer Yazıları