ORUÇ, ZEKÂT VE SIYASET

Genel Yayın Müdürlüğü

07-06-2013

Oruç ve Siyaset


Islam hem dindir hem devlettir, hem ibadet hem siyasettir! Zira, Islam?ın her meselesi ibadetle ilgili olduğu gibi siyasetle de ilgilidir.


Bir başka ifade ile; Her şey dinle ilgilidir, uyulduğu takdirde sevap ve mükâfat vardır, uyulmadığında da hem günah ve hesap vardır. Keza mübarek dinimizin her emrinde, her yasağında siyaset vardır, siyasetle ilgili mutlaka bir yönü vardır!


Bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, imanın altı şartında da, Islam?ın beş şartında da siyaset vardır!

Siyaset demek, insan idare etmek, insan yönetmek ve insan yetiştirmek demektir. Islam dini ise, insanı idare etmek, insanı yetiştirmek için gelmiştir. Efendimiz (s.a.v.)?in, ?Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim!? diye buyurmuş olması bunun bir ifadesidir.

Oruca gelince:

Oruç emrinde de şüphesiz bir çok fayda ve hikmetler vardır. Şurasını da çok iyi bilmek lazımdır ki oruç, şu veya bu faydasından dolayı tutulmaz; Allah?ın emri olduğu için tutulur ve bu niyyetle tutulmalıdır. Fakat, biz bu ilahî emri yerine getirdiğmiz taktirde ve aynı zamanda birçok yönden de fayda elde etmiş olacağız.


Orucun ferdî ve ailevî yönlerden faydaları olduğu gibi, sıhhî ve ahlakî yönlerden de faydaları vardır. Keza ictimaî ve siyasî yönlerden de fayda ve hikmetlere sahibtir. Oruç tutan kimse, günün belli saatlerinde yemeği ve içmeyi terk etmekle meleklere benzer, zamanla melekleşir.

Bir yıl boyunca vücüdda bayatlamış gıda maddeleri açlık saatlerinde harcanır, yerlerine taze taze yedek gıda maddeleri dolar. Ayrıca oruç, atalarımızın ?Tokun açtan haberi olmaz!? şeklinde sözlerini tersine çevirir, varlıklı insanları açlıkla taddırır ve onların cömertlik hislerini harekete getirir, yoksullara yardım etmelerini sağlar ve netice itibariyle zengini fakire, fakiri zengine yaklaştırmış olur ve bu, Islam?ın siyasetidir!


Kur?an bu hususları tek bir kelime ile ifade eder ve der ki:

?Korunasınız diye sizden öncekilerine oruç farz kılındığı gibi, size de farz kılındı!?

Görüldüğü üzere, oruçtaki fayda ve hikmetler ?korunasınız? cümlesinin altında mündemiçtir.


Bu cümle, şunlardan veya bunlardan korunasınız diye kayıtlar getirmiyor, maddî-manevî bütün zararlardan korunmayı hedef alıyor.

Oruç sadece ferdî bir ibadet olmayıp aynı zamanda içtimaî ve siyasî bir vecibe olduğundan dolayıdır ki, alenî olarak oruç yiyenlerin cezalandırmış ve gerektiğinde onları ölüme mahkûm etme işini devlete havale etmiştir.

Rabb?imizden dua ve niyazımız odur ki, Islam dininin aynı zamanda bir siyaset dini olduğunu idrak edebilecek basirete sahip kullarından eylemesidir!

Zekât ve Siyaset:

Islam dininin hem ibadet hem siyaset, hem din hem devlet, hem dünya  hem ahiret olduğunu çeşitli vesilelerle gördük. Bu itibarla Islam dinini şöyle tarif edebiliriz:


?Islam, Insanın insanca yaşaması için ne lazımsa onu yerine getiren, onu emreden, insanca yaşamasını engelleyen, gölgeleyen, zedeleyen, mani olan ne varsa onu da yasaklayan, kerih gören bir nizamdır!?


Bir başka târif: ?Islam, Allah tarafından gönderilen insan ruhuna, insan tabiatına, insan mantığına, insan mefkuresine tıpatıp uyan ilahî bir tâlimattır, bir kanundur!?

Daha başka bir târif:

?Islam, Allah tarafından vaz edilen öyle bir kanundur ki, insanoğlu gönül rızasıyla ona uyduğu taktirde bizzat onu ebedî saadete götürür. (Dünyada da ahirette de mezarda da onu rahat ettirir.)?

Zekâta gelince:


Zekâtı da bu kategorinin dışında düşünmek mümkün değildir. Zekât demek; belli miktarda mal varlığına sahip bir müslümanın malının belli bir kısmını, Allah emri olarak, ibadet niyyetiyle, farklı bir müslümana vermesi, ona mülk kılması, demektir.

Evet, zekât Allah?ın bir emridir. Zenginin malında fakirin hakkıdır. Allah, zengine senede bir sefer bu hakkı fakire vermesini emretmiştir.


Islam?ın iktisadî hayatı bu noktada da beşerin uydurduğu iktisat sistemlerinden ayrıdır. Zira kapitalizmde mal ferdin, komünizmde mal devletindir. Islam?da ise mal Allah?ındır, malı kazanmada kulun kesbi varsa da gelir kaynaklarını tesbitte ve işletmede, elde ettiği malı harcamada tam tasarruf hakkına sahip değildir. Her iki yönde de Islam?ın izin vermesine bağlıdır. Kıyamet gününde kişi, malı nereden kazandı ve nereye harcadı, sorulacaktır.

 


Teferruatını fıkıh kitaplarına bırakarak, şu kadarını söyleyelim:

Zekât, beş devede bir koyun; 25 devede belli yaşta bir deve; 30 sığırda belli yaşta bir sığır; 40 koyunda bir koyun; 40 lirada bir olmak üzere senede bir sefer çok yakın akrabalarının (yani usul ve füruunun) dışındaki muhtaçlara verilecektir.


Burada bir nokta daha bilinmelidir: Şeriat malı, zahirî (görünür) ve batınî (görünmez) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Hayvanların zekâtı ile toprak mahsullerinin zekâtı zahirî mal cinsinden olup bunların zekâtını devlet alır. Altın, gümüş gibi paraların zekâtı ise ikinci kısma girer.

Bunlardan mal sahibi serbesttir, istediği fakire verebilir. Devlet buna karışmaz. Burada devlet derken tabiatıyle Islam Devleti kastedilmektedir. Anayasası Kur?an, kanunları Şeriat olan devlettir! Anayasası Kur?an, kanunları Şeriat olmayan bir devlete zekât verilmez. Çünkü böyle bir devletin dini yoktur, dinsiz  bir devlettir! Dinsize de, ister fert olsun, ister devlet olsun zekât verilmez!


Görüldüğü üzere, zekât, ilk bakışta zenginin fakire yardım etmesinden ibaret ise de aslında ve esasında içtimaî bir yardımlaşmadır, bir devlet işidir, bir siyaset işidir. Ve, bir Allah emrini yerine getirmesi yanında, içtimaî ve siyasî bir hizmeti de yapmaktan ibarettir.


Zira:

Zekât; Zenginin malını temizler, fakirin ihtiyacını giderir.

Zekat; Zenginden cimrilik töhmetini kaldırır, fakirin göz dikme hırsını dindirir.

Zekât; Islam?ın yaratana tazim, yaratıklara şefkat esasına dayanır!

Zekât; Zengin-fakir arasında saygı ve sevgi meydana getirir ve bundan içtimaî ve siyasî birlik doğar.

Zekât; Fakirde de zenginde de gönül rahatlığı ve gönül huzuru sağlar, onlara tatlı bir hayat yaşatır.


Ve nihayet zekât;
Zengin fakir arasında iman bağlarını daha da kuvvetlendirir, dolayısıyla içtimaî hayatta bir kardeşlik havası eser.


Kur?an?ın, ?Onların mallarından bir miktar sadaka (zekât) al ki, onları temizlesin!..? mealindeki ayeti, Efendimiz (s.a.v.)?in ?Zekât Islam?ın köprüsüdür!? şeklindeki hadis?i bu söylediklerimizin veciz ifadeleridir.


Rabb?imizden dua ve niyazmız odur ki, her iki tarafa da bu şuuru ihsan etmesidir!

 

Cemaleddin Hocaoğlu

(Kaplan) -Rh.a.-

Tebliğ ve Metod kitabından

iktibas edilmiştir!

Diğer Yazıları