ŞIRK VE PUT!

Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) Rahmetullâhi Aleyh

07-06-2013

 Besmele, hamdele ve salveleden sonra...

Cenab-ı Zülcelal vel-Kemal cümlemize ve cümlenize medetler, inayetler, hidayetler ihsan eyleye!

Uzaktan yakından bu Cami-i Şerif'e gelen din kardeşlerimizin ve bizim, kusur ve küsürlarımızı afv-u mağfiret eyleyip, onların da bizim de makamlarımızı Cennet'ül-Firdevs eyleye!..

Rabb'imiz Teala ve Tekaddes Hazretleri'nden bu arada, bizleri hatalı konuşmaktan, hata yapmaktan muhafaza buyurmasını dua ve niyaz ederken, sizlerin de dikkatle, huzurla, şuurla dinlemenizi, gereğini yerini getirmenizi, hepinizin ve hepimizin dünya ve ahiret bahtiyarlığına ermemizi cümlemize nasib-ü müyesser eylesin!

Okuduğum ayet-i kerime'lerde Hz. Allah (c.c.) kemal-i azamet ve hikmeti ile şöyle beyan buyurur:

"O kimseler ki, kâfir oldular, inkâra saptılar, onların amelleri, emekleri geniş bir çölde bir serap gibidir (susamış insan onu bir su zanneder). Oraya geldiği zaman hiçbir şey bulamaz. Bir gün gelir Allah'ın hesabını yanında bulur. Allah da onun hesabını görür. Uzak değil, Allah'ın hesabı çok süratli ve çok yakındır!

Yahut o kâfirlerin, o imansızların amelleri ve emekleri derin bir denize ve derin bir denizdeki bir takım karanlıklara benzer.

O denizi, bir dalga kaplamış ve onun üstünden de bir dalga ve onun üstünden de bir ruh. Üst üste gelmiş bir takım karanlıklar, öyle ki, kendi elini çıkarsa bile onu görme ihtimali yok. Allah, bir kimseye nur nasib etmezse, artık onun için hiçbir nur yoktur. Görmedin mi ki, göklerde olan herkes, yerde olan herşey hatta kanat açıp uçan kuşlar Allah'ı tesbih eder durur. Herşey namazını da, tesbihini de bilir. Allah da, onların yaptıkları herşeyi en ince noktalarına kadar bilir. (Nasıl bilmesin?) Çünkü göklerin de, yerin de mülkü hâkimiyyeti O'nundur. Dönüş, ancak Allah'adır!"

Sizlere Nur Suresi'nin 39., 40., 41. ve 42. ayet-i celile'lerini okudum. Geçenki dersimizde de aynı ayet-i kerime'leri okumuştum. Ve aynı zamanda da sizlere ayet-i kerime'lerin kısaca meal-i şerif'ini de söyledim.

Tafsilatına geçmek istersek; Bir önceki derslerde okuduğum ayet-i kerime'lerden başlamamız yerinde olur.

Geçen derste, camilerden, camilerin maddî-manevî kudsiyetinden, yüceliğinden, yüksek tutulması gerektiğinden, manen ihya edilmesinden, yani imamının, hatibinin, vaazının emin kimseler olmasından, cemaatinin bol olmasından bir nebze bahsetmiştik.

Camiler, Allah'ın evleridir! Mekândan, zamandan münezzeh olan Cenab-ı Hakk, kendi adına, kendi namına, kendi emrine uyarak ibadet yapılan yerleri şereflendirmek, izafet şerefi ile müşerref kılmak üzere, Islam'da var olan "Beytullah" tâbiri ile tabirlendirir. Beyt ev, Beytullah Allah'ın evi demektir. Kâbe de bir Beytullah'tır. Yani, Cenab-ı Hakk'ın rızası, Cenab-ı Hakk'ın emri, Cenab-ı Hakk'ın yardımının, Cenab-ı Hakk'ın kullarına ihsan edeceği nurun kaynağı demektir!

Insanoğlu, nurunu genellikle camilere sık sık gelişinden, hatta bir hadise dayanarak söylemiştim, gönlünü camiye bağlamasından, camiye geldiği zaman zevk duymasından alır. Çünkü o camiler ki, orada Allah'ın mübarek ismi anılıyor, "Allahü Ekber" deniyor, Allah'ın büyüklüğü ilan edilir, minarelerinden günde beş defa bütün kâinata duyurmak üzere Allah'ın büyüklüğünden ve birliğnden, Hz. Muhammed'in peygamberliğinden, kurtuluş ve yükseliş yolunun ancak namazdan geçeceğinden bahsedilir, kâinata duyurulur... Camilerde, mescidlerde sabah ve akşamleyin tesbihler yapılır, yani namazlar eda edilir, beş vakit namaz kılınır. Namazın beş vakit olduğuna delalet eden, şehadet eden yedi ayet-i kerime'den  birisi de bu ayet-i kerime'dir!

Hal böyle olduğu halde bazen namaza-niyaza yaklaşmıyan ve yaklaşmamakla da kalmayıp, günde beş vakit namaz kılanlara müdahale eden ve onların hatalarını namaza karşı bozmak üzere çıkışlar yapanlar vardır. Onlar şöyle derler: "Canım, Kur'an'da günde beş vakit diye namaz yok. Hangi ayet-i kerime bunu söylüyor?"

Evet, ama maalesef bunlar bu memlekette hem konuşulmuştur ve hem de gazetelerde yazılmıştır. Tabi ki, cevaplarını da almışlardır!

Kur'an-ı Kerim'de, namazın beş vakit olduğuna dair yedi tane ayet-i kerime vardır. Işte onlardan birisi de, bu ayet-i kerime'dir!

O mescidlerde insanlar tesbih eder-dururlar, yani namazlarını kılarlar. Hangi vakitlerde? Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde!..

"Tesbih" kelimesi tâbir edilir. Tesbihin manası demek, Allah'ı şirkten, kendisine yakışmıyan sıfatlardan tenzih etmek ve beri olduğunu ifade etmek ve inanmak demektir. Yani, "Ya Rabb'i! Sen, varsın ve birsin! Noksan sıfatlardan munezzehsin! Eşin ve benzerin yoktur!" demektir. Işte bu manayı ifade eden kelimeye Arapça'da "Tesbih" denir. Namazda bu da var. Rükuya gittiğiniz zaman ne yaparsınız? "Sübhane Rabb'iyel-Azim" der ve bunu tekrar edersiniz. Secdeye vardığınız zaman, "Sübhane Rabb'iyel-Âlâ" diye bunu da tekrar edersiniz. Daha başından, "Sübhanekellahumme ve bi hamdik" dediğinizde el bağlar bağlamaz bu dua okunur, bu tesbih yapılır: "Ya Rabb'i! Herşeyden önce Seni tenzih ederim!

Sen varsın, birsin, eşin ve benzerin yoktur. Ismin mübarektir. Senden başka emrine ve nehyine uyulacak hiçbir kimse yoktur. Hâkimiyyet, kanun koyma yetkisi kayıtsız ve şartsız Senin'dir!" Işte bunu ifade etmek üzere, namazın başından itibaren ve hemen hemen sonuna kadar yer yer müslüman, bu tesbihi yapar!

Işte tesbih o kadar mühim ki, "namaz" kelimesi yerine mecazen -mecazı edebiyat okumuş olanlar bilirler- "salat" kelimesi kullanılmıştır. Cüz zikredilir, kül bırakılır!

Peki ama, akşam, yatsı, öğle ikindi ve sabah namazlarında kim camileri ihya eder ve oralarda tesbihini kim yapar? Dinin direği olan namazlarını kimler kılar? Işte onu Cenab-ı Hakk beyan etmek üzere buyuruyor ki: "Bir takım erler!" Kimler onlar? "O erler ki, onları ne bir kazanç, ne de bir alış-veriş meşgul etmez. Ezan okunur-okunmaz, ticaretlerini de, alış-verişlerini de diğer işlerini de hemen yerinde bırakır, namaza gider. Işte böyle erler, böyle kişiler camileri ihya eder, durur.

Neden meşgul etmez? Zikrullah'tan! Zikrullah, geniş manası ile namazı da ve diğer ibadetleri de içine aldığı gibi ve dar manası ile de "Allah, Allah!" diyerek zikretmeyi de içine alabilmektedir. Çünkü, namazda zikir de vardır. "Allahü Ekber" diyor; Işte bu bir zikirdir! Ve bütün çevrene ilan ediyorsun; Allah'tan başka tapılacak hiçbir Rabb yoktur! Herşeyden büyük O'dur! O'nun büyüklüğü karşısında herşey küçüktür veya yok hükmündedir!

Özellikle, "Namazı dosdoğru kılmaktan hiçbir şey onları alıkoymaz!" bunu açıklamaktadır.

Ashab efendilerimiz bu hususta o kadar titiz davranırlarmış ki, ezan okunur okunmaz, herkes mescide (camiye) gider, namazını orada cemaatla eda eder. Çünkü bilirsiniz, tek başına kılınan namazın sevabı bir ise, cemaatle kılınan namazınki ise 27'dir; 27 derece cemaatle kılınan namazın sevabı fazladır!

Işte bunun idraki içinde olan ashab efendilerimiz, ezan okunur okunmaz işlerini (meşguliyetlerini) olduğu yerde bırakırlar. Hatta demirci, döveceği demiri ocağa sokmuş, törpünün üzerine koymuş ve çekicini kaldırmış vuracakken, müezzin "Allahü Ekber, Allahü Ekber" dedi mi, o çekici artık vurmaz. Ya ne yapar? Hemen bir tarafa kor ve camiye-cemaate koşar. Işte namazı dosdoğru kılmanın, esaslarından birisi de cemaattir!

Geçende de söyledim: Aziz ve muhterem kardeşlerim! Namaz, dinin direğidir, Islam'ın temel meselelerinden biridir! Namazsız müslümanlık kolay kolay olmaz! Namazsız bir kimse, imanını, manevî varlığını devam ettiremez kolay kolay! Günün birinde o imanını da kaybeder, Allah korusun!

Fakat, gelelim zamanımıza: Namaz kılmak o kadar zorlaştı ki, işçimiz fabrikasının başında namaz kılacak olsa ona müdahale edilir, "Sen namaza zaman ayıramazsın. Zira sen, bütün zamanını bu işe verdin, sattın!" denir. Oysa hayır, öyle iş olmaz! Bunlar istisnaidir: Bir kimse, bir işyerinde çalışmayı taahhüt etmişse, oradan iş almışsa, söylenmezse dahi, af edersiniz tuvalete gitmesi, yemek yemesi müstesnadır. Insana bunlarda müdahale edilemez; Çünkü bunlar beşerî ihtiyaçlardır. Keza namaz da böyledir. Namaz insanın tabi vazifesidir. O söylense de, söylenmese de o anlaşmanın içinde vardır. Hatta, Cuma namazına bile işveren, işçisinin gitmesine müdahale edemez. Bu, kitaplarımızda vardır!

"Sen işi bırakıp da Cuma namazına gitmeyeceksin!" diye işveren söyleyemez! Işveren ki -kim olursa olsun; Evini yaptıran Ahmed Ağa'dan tutun da, bir fabrika sahibinden geçerek devlete varıncaya kadar hiçbir kimse- onun Cuma namazına gidip-gelmesine mani ve engel olamaz, namaz kılmasına da mani olamaz! Islamî açıdan onlara namaz kılma hususnda bu selahiyyet, bu yetki verilmiştir! Ancak işveren işçisinin Cuma namazına gidip-gelmede uzun bir zaman geçirmişse, -misal iki veya üç saatlik bir zaman kalıyorsa- o zaman o saatler kadar isterse ücretini keser. Yoksa, "Sen Cuma namazına gitmeyeceksin!" diye işte hiçbir kimse bunu söyleyemez! Ne evini yaptıran Ahmed Ağa bunu söyleyebilir, ne de bir devletin reisi; Onlara o yetki verilmemiştir!

Okullarda namaz kılmalar o kadar zorlaşmıştır ki, maddî-manevî bir baskı vardır. Bir öğretmen bir tarafa çekilip de, "Ben namaz kılacağım!" dese hemen dikkatler üzerine toplanır. Bir öğrenci sıranın üzerinde namaz kılsa hemen üzerine gidilir. Memleket bu hale gelmiştir! Allah'ın emri budur! Ama balık baştan kokar: Devlet bu işe el atmazsa, öteden beriden müdahaleler yapılır; Namazlara müdahale edilir, namazla alay edilir, namaz kılanlar "gerici" addedilir. Bu manevî baskı vatandaşları namazdan uzaklaştırır, namazadan soğutur, namazsız bir nesil yetişir. Namazsız yetişen bir neslin neticesi ne olur? Anarşist! Devlet dairelerinde de öyledir!..

Memleket ne hale gelmiş?!.

Dahası da var: Otobüs yolculuğu yapacaksınız, misal Ankara'ya gideceksiniz. Eğer cidden namazın mühim bir mesele olduğunu, namazsız da olunamayacağını ve Allah'ın kesin emri olduğunu kabul eden sizler, zaman o hale geldi ki otöbüse binerken namazı düşünüyorsunuz, "Ben namazı nasıl kılacağım? Ben, bu yolculukta namazı nasıl eda edeceğim?" diye kara kara düşünmeye başlıyorsunuz. Şöföre söyleseniz dinlemiyor, "Bu kadar adam seni mi bekler?" diyor. Bakıyorsunuz ki, otobüste 30 ila 50 kişi var. Ve kimseden de ses-seda çıkmıyor. Sadece bir-iki tane namaz kılan çıkıyor o kadar yolcuların içinden!..

Niye? Çünkü devlet eliyle düzenlemeler olmadığındandır bütün bunlar! Keza devlet dine el atmazsa ve dine yardımcı olmazsa tabi ki, sonu böyle olur. Beş paralık şöför, bir müslümanın namaz kılmasına mani olur, "Bu kadar adam seni beklemez!" der.

Devlet ne yapmalı? Nasıl ki, trafiğini koymuş, mevzuata aykırı bir iş yapıldığında daha sonra da yakasına yapışıyorsa, o trafiğe şu emri verecek: "Namaz saatlerinde durmayan otobüsleri cezalandıracaksın! Hatta, seferden alıkoyacaksın!" O zaman bakalım ki, hangi şöför bu emre riayet etmez? Demin de ifade ettiğimiz gibi, balık baştan kokar!

Devlet dinsiz, din de devletsiz olamaz! Bunu kafanıza iyice koyun beyler!

Işte Isviçre bunun acısını çekti. Bilmem haberiniz oldu mu? Ne yaptılar? Millete sordular; referandum yaptılar: "Devlet laik sistemle mi idare olunsun, yoksa dine mi dönsün?" Yüzde 80 kaldırdı attı. "Bizi huzursuz eden, gençlerimizi dinsiz yetiştiren bu sistemdir!" diye kaldırıp attılar. Çünkü bir hayır getirmedi!..

Siz mi iyi bilirsiniz, Allah mı iyi bilir? Siz kim oluyorsunuz ki, Kur'an'ın ahkâmını bir tarafa itip, kendi fikirlerinize veya şunun ve bunun fikirleri ile, millet idare etmeye kalkışacaksınız... Olur mu bu? Işte çekin bakayım belasını şimdi!..

Insanı yaratan Allah'tır! O'nun idaresi de Allah'a aittir. Allah'ın koyduğu kanunlara göre ancak idare edilir insan. Sen de benim gibi aciz bir insansın, nasıl olurda senin fikirlerinle ben ve benim bünyesinde bulunduğum millet idare edilir? Olmaz bu!

Belki bir müddet devam eder, gider ama, Allah bir yakaladı mı, yakasını bırakmaz, belaları sırayla gönderir. Geçen seneler, o küçücük bela sinekler türedi. Sonra ne oldu? Yaktı, kavurdu. Allah'ın belası çoktur. Allah'ın belasına karşı gelinmez!

Allah'ın sayısız orduları vardır. Siz, Allah ile savaş ilan edemezsiniz, harbe kalkışamazsınız. O (Allah), sinekle sizi mahv-u perişan eder. Nitekim Nemrut ordusunu öyle yapmadı mı?

"Zekâtlarını da tamamıyla verirler! O günden (kıyamet gününden) korkarlar! Yani, o günde kalpler tersine çevrilecek. Gözler dönecek, azabın o dehşetli şiddetinden!"

Cenab-ı Hakk o günden muhafaza buyursun, ama bu günler gelecek beyler. Inandığınız için bu camiye geldiniz değil mi? Inanıyorsunuz Allah'a şükürler olsun! Yapacağınız çok işler var: Bir araya gelmek. Kur'an etrafında toplanmak, put yolunu terketmek!.. Bunu yapmaya mecburuz! Niye böyle yapacağız? Allah (c.c.) kitabına (Kur'an'a) göre amel edenlerin mükâfatlarını (karşılığını) daha güzeli ile versin, verecek!

Bir iyiliğine karşılık en azından on sevap verecek. Bire bir değil, en azından bire on! "Fazlından da sevabı bol bol fazlası ile verecek. Korkmayın sizi yaratan sizin rızkınızı verir!"

Müslüman korkak olmamalı! Hakkı söylemeli! Hakk'a inanan bir insan, hakkı ifade etmediği taktirde ne olur? Islam'a göre dilsiz şeytan olur! Allah (c.c.) rızkınızı verir.

  Islam'a çalışın biraz! Islam'ı tebliğ edelim!

O gençler birbirini yiyor. Allah'ı inkâr ediyorlar... Geçen bir okula derse gittim. Gencin birisi bana duyurarak, konuştuğu birisine diyor: "Allah'ı kim yarattı?" O da diyor ki: "Biz yarattık Allah'ı!"

Daha yeni olmuş, geçen hafta yaşanan bir hadise: "Allah'ı biz yarattık!" diyor ve bunu bana duyuruyor. Şimdi o bacaksızı önüme alacağım. Ama, suç o zavallının değil, onu o hale getirenlerindir!

"Kâfirlere gelince, onların emekleri, çalışmaları, didinmeleri (nedir biliyor musunuz? Güvendikleri) bir seraptır!" Serapı bilirisiniz; Asfalt yoldan giderken, ileride su gözükür, halbuki su filan yok, o sadece bir seraptır!

Gidiverirsin, geniş engin bir çölde, serap görürsünüz ve onu su zannedersiniz. Eh, nasıl olsa suyu gördük ve susamışsınız, içiniz yanmıştır. Artık su arıyorsunuz... Işte öyle bir gün gelecek ve güvendikleri dağlara karlar yağacak. Güvendikleri, put diye taptıkları adamlar kendilerini kurtaramayacaktır!

 Ahiretin dehşet ve şiddetinden, korkudan içerisi yanıp-kavruluyor!

Iman esastır! Oysa sen kâfir olduktan ve "Hâkimiyyet, kayıtsız ve şartsız Allah'ındır!" hükmüne inanmadıktan sonra, senin yaptıklarının hepsi de hebadır!

"Su zannedecekler ve koşa koşa oraya gidecekler. Ve hiçbir şey bulamayacaklar!" Sadece su değil, kendisine yarar bir şey de bulamayacaklar. Hepsi heder olmuş, güvendiği dağlara karlar yağmış!..

"Senin yolundayız, Senin izindeyiz!" dediği babaları da ataları da yakayı ele vermiş, işte orada Allah'ın hesabını görecek. "Eyvah!" diyecek. Çünkü, "Allah da onun hesabını tamamen görecektir!" "Zannetmeyin ki, o hesap günü uzaktır!"

Hele, "Ömrümüz var yaşayacağız!" ve yine hele "Dünyanın ömrü var, yapacağız, edeceğiz, yakacağız, kıracağız, yıkacağız!" demeyin.

Sizler kimler oluyorsunuz ki, yaratıyorsunuz. Halbuki, bir mikroba söz geçiremeyen ve böceklere esir olan aciz insanlar, nasıl olur da yaratmaya cüret gösterirler? Aklınızı başınıza toplayın. Kabarmayın, kibirlenmeyin, böbürlenmeyin! Allah'ın hesabı çok suratlidir, yakın zamanda gelir. Bir hesap başlar ve işte başlamıştır! Milletçe ve devletçe yanlış gitmeyi bugün Allah (c.c.) soruyor. Gün geçmiyor ki, öğretmenler, polisler, subaylar, işçiler, işverenler, yerlerinde-yurtlarında öldürülmesin. Uyanalım, uyanalım da Kur'an'a dönelim! Yoksa, belanın daha büyüğü gelir!

Size defalarca söylemiştim değil mi? Yolunu şaşırmış olan müslümanlara küçük küçük belalar, azaplar verelim, gerisin geriye dönsün de hakkı bulsunlar ve hak yola girsinler! Batıl, tağut, küfür, put yollarından uzaklaşsınlar da Allah'ın yoluna, Peygamber'in yoluna girsinler. Şayet bundan da uslanmaz, akıllarını başlarına almazlarsa o zaman büyük azap kendini gösterir. O büyük azaptan da bir misal vermiştim.

Allah (c.c.) öyle bir Allah'tır ki, bir millet zalim olursa, kâfir olursa, mürted olursa, diğer kâfirleri onların başına musallat eder, onları çalar dolandırır!

Ölüm gelip çattığında o senin çoluğun-çocuğun da kalır, yerin yurdunda kalır. Dünyan da gider, ahiretin de! "Eyvah!" deriz ama, o zaman iş işten geçmiş olur, Allah korusun!

Onun için ey müslümanlar! Bunları o gençlere duyuracaksınız! Komşularınıza bu konuşmaların bantlarını dinleteceksiniz! Bu dava Ahmed'in Mehmed'in davası değil, bu dava topyekün bir milletin davasıdır! Başta camii cemaatleri olmak üzere, bu dava öyle bir dava ki, insanın dünyasını da mamur eder, ahiretini de!..

Kur'an'a sarılacağız! Kur'an öyle bir silahtır ki o, öldürmez yaşatır! Medine'yi misal vermiştim. Hiç unutmayın!

Medine'de Peygamber gelmeden önce anarşi almış yürümüştü. Ama Islam gelince ne oldu? Kalpler bir araya geldi. Samimi bir kardeşlik teessüs etti. Işte memleketimizde kalpler birbirinden bıkmış, siyasiler araya girmiş, milleti param-parça etmiş ve öyle bir hale gelmiş ki, artık silahlı mücadele, silahlı çarpışma başlamış ve bu bir iç savaşa dönüşmüştür.

Bu memleket bizim memleketimizdir! Bu memleket, -kabirleri nurla dolsun- o şehid dedelerimizin kanıyla yoğrulmuş bir memlekettir! Bu memlekette küfrün-kâfirin kanunları hâkim olamaz! Bu memlekette küfrün-kâfirin çizmeleri dolaşamaz! Eğer dolaşırsa senin ve benim mezarımız katran kazanıyle kaynar!

Mesele iyi anlaşılsın diye Cenab-ı Hakk -bu Kur'an'ın bir uslübudur- misaller verir. Bu misalden anlamayanlara ikinci bir misali getirir, ikinci ayette:

"O kâfirin amelleri, o güvendikleri dağlar, o emekleri, o koşmaları, o didinişleri(neye benzer?) bir takım karanlıklara!" Neredeki karanlıklara? Karanlık işe yarar mı? Hem de bir kaç karanlık! Iç içe karanlıklar! "Derin bir denizde, üstünü bir dalga örtmüş. Onun üstünden de bir dalga. Dalga üstüne dalga! Onun üstünde de kara bulut!"

Böyle bir denizin içinde bulunursanız, yolunuzu-yörenizi görebilir misiniz? Kurtuluş yolunu görebilir misiniz? Göremezsiniz!

"Kat kat karanlıklar üstüste, Allah onları o hale getirmiştir ki, o karanlıkların içerisinde parmaklarını gözlerinin önüne çıkarsalar, onu bile görme ihtimali yok!" Niye? Kalpler kararmış! Put yoluna girdin mi, artık kalbin kararır durur. Bir şey de anlamazsın, gözlerin de gerçekleri görmez! Çünkü Allah (c.c.) yolundan uzaklaştın!

Nur, Allah'ta ve Kur'an'dadır! Sen ondan uzaklaştın mı -onun dışında nur yok, aydınlık yok, karanlık var- ne dilin hakkı söylemek için döner ve ne de  gözlerin Hakk'ı görür!

Işte üç tane karanlık, denizde üç karanlık!

O zaman ne olur? O kâfirlerde üç tane karanlık var ve üç yeri de zifiri karanlık olur: Kalbi kara, dili kara ve gözü kara! Hiçbir şey yapamaz! Gördünüz mü küfür nereye götürdü insanı?

Fakat, şuna iyi inanın, şu bir gerçek ki, Allah bir kimseye nur nasib etmezse, artık onun için hiçbir nur yoktur! Dünya milletleri, devletleri birleşse, onun için bir nur meydana getiremez! Nur yok artık, kapkaranlık! Ahirette de mezarlarında kalktıkları zaman, öyle karanlıklar içerisinde, nereye gideceklerini, nasıl gideceklerini şaşırır-dururlar!..

"Görmedin mi ey insan? Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder!"

"Her şey Allah'ı tesbih eder; Taşı, ağacı, odunu, suyu, canlı-cansız ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder ve Allah birdir der!"

Ancak bir takım zavallılar, kendilerine güvenenler, tanrılıklarını ilan ederler. Bunların arkasında da bir zürü zavallı, "Kurtuluş ancak şu yoldadır!" der.

Utanın, utanın akıl sahibi insanlar! Beynamazlar utanın! Kuşlar bile, kanat çırparak açarak vazifelerini yapar, tesbihlerini çekerler. Hepsi namazını da bilir, tesbihini de bilir!

Ey akıl sahibi zavallılar! Bir milleti idareye kalkan namazsız zavallılar! Aklınızı başınıza alın! Hayvanlardan utanın! Alnınız seceye gitsin! Camilere, cemaate gelin!


Ey bütün devlet erkânı! Ey bütün idareciler! Camilere gelin! Bu milletin sinesine girin! Üzerinize düşen Allah'ın vazifesini emrettiği vechiyle yapın! Yoksa akıbetiniz korkunç olur!

Herkes, herşey namazını da bilir, tesbihini de bilir! Ama bizim zavallılar, ne namazı bilirler, ne tesbihi bilirler. Namaz kılmasını dahi bilmezler. Bir mevlid sırasında bir kaç kişinin namaz kılmasına baktım da, uymamış. Utanmaz herif camiye gelmiş, mevlidin kendisini kurtaracağını zannetmiş, babasının anlı secdeye gitmemiş hayatında... "Eğer bir-iki mevlid okutursam, bir iki de Türk yemeği verirsem, tamam, bütün babamın günahları affedilir! Işin kolayı varmış, biz onu bulduk. Mevlidle işimiz biter!" diye zanneden zavallılar, utansınlar!

"Allah (c.c.) kimin ne yaptığını biliyor! Yerlerin-göklerin mülkü-melekutu Allah'ındır!" Herşey Allah'ındır!

Hâkimiyyet, kayıtsız ve şartsız Allah'ındır! Kâinatı idare etmek kime aittir? Elbette ki, Allah' a aittir! Öyleyse, onu idare eden kim olacaktır? Allah olacaktır değil mi? Senin gibi aciz bir insan, önünü, sonunu göremeyen, bir mikroba söz geçiremeyen bir insan nasıl olur da, onun fikirleri, sözleri kanun olur? Olur mu bu?!. Ne münasebet yahu?

Küfür kelimesi ile başladı birinci ayet. Nedir küfür biliyor musunuz? Küfrün yanında bir de şirk vardır!

Küfür, inkârdır. Ne Allah varlığına inanır, ne kitaba inanır! Gerçi geniş manada diğerlerini de içine alır ama, bir de şirk vardır: Allah'a inanıyor, "Inanıyorum!" diyor ama, öbür taraftan puta tapıyor. Allah'ın yolundan gitmiyor da putun yolundan gidiyor. Bu da şirktir ve küfrün bir çeşididir!

Kur'an'da bunun hakkında çok ağır müeyyide var!

"Allah kendisine şirk koşulanı, koşulan o günahı affetmeyecektir!" Ama diğer günahları isterse affeder!

Birde bunun yanında nifak vardır. Nifak da içi dışına uymaz. Ve, "Ben de müslümanım!" der. Ama, içten inanmadığından eline bir fırsat geçse, müslümanların kökünü kesecek, Islam'ın kökünü kazayacak... Işte buna da munafık denir!

Başka ayet-i kerime'lerde de bu küfrün nerelere götürebileceğini, şirkin nasıl olduğunu ve nereye götüreceği uzun uzadıya anlatılır.

Iki yol var:

1- Allah yolu;

2- Tağut (put) yolu!

  Ayetin beyanı vechiyle önce ne yapacağız?

Bir kimse tağutu (putu) inkâr eder ve Allah'a da iman ederse, (yani put yolunu terk eder, Allah yoluna girerse) ne yapmıştır o kimse biliyor musunuz? "Sağlam, kopma bilmeyen ve kırılmayan bir kulpa yani Allah'ın kitabına yapışmıştır. Ondan ayrılmak da mümkün değildir!"

Buradaki tağuttan murad, Allah'tan uzaklaştıran her şey demektir! Allah'tan uzaklaştıran, Islam'dan uzaklaştıran, şeytana yaklaştıran...

Şeytan, aynı zamanda da tağuttur. Çünkü, insanı Allah'tan beri etmeye çalışır. Göze gözüken şeytanlar da vardır, zaman zaman çıkarlar. Tarihte de öyle olmuştur, biliyorsunuz. Kur'an bize bahsediyor. Bir takım Nemrutlar, Firavunlar, Şeddatlar gelmiş, işte bunların herbiri birer tağuttur, birer puttur. Kıyamete kadar da bu, böyle devam edip-duracaktır! Kur'an bahsediyor, zaman zaman tağutlar, putlar çıkacaktır. Insanları dinden, imandan ve Allah'tan edecekler, Allah'ın yolundan çevirirler, Allah'ın yolunu kapatmaya çalışıp, kendi yoluna davet edecekler! Belki zor kullanacak, idam sephaları kuracak!..

Onun için "Ey müslümanlar!" diyor Kur'an-ı Kerim. Onlardan bahsederken "Sakın ha! Allah'tan sizi men eden, Allah'tan uzaklaştıran kişilere tabi olmayın ve onlara karşı da çok dikkatli olun! Ben size sarsılmaz bir kitap, şaşırtmaz iki delil, iki rehber bırakıyorum. Bunlardan birisi Kur'an-ı Kerim, diğeri de bunların tefsiri ve açıklaması mahiyetinde olan sünnetlerim, hadislerimdir! Sizin için iki kaynak vardır. Bunun dışında kalanlar, tağuttur ve puttur! Sakın ha onların aldatıcı ve yaldızlı sözlerine kanmayın! Hatta onların baskılarını, onların hücumlarını, onların verecekleri cezalara da iltifat etmeyin. Allah sizinle beraberdir!"

Putperestlik ve şirk tarihini incelediğiniz zaman görürsünüz ki, bazı milletler, bazı kabileler içlerinden sivrilmiş bazı kişileri takdir ederler, reislerini takdir ederler, "Yahu bu çok büyük adam! Bizi koruyor, bizi zaferden zafere götürüyor!" der, ona aşırı bir sevgi, aşırı bir bağlılık derken artık ondan başka kimseyi görmez olur. Sonra putlaştırılan o kişi, her fani gibi ölür gider. Ama iş bununla da bitmez, ne yaparlar? "Yahu büyüğümüz öldü, ulu önderimiz öldü. Ne yapalım? Onun heykellerini yapalım! Zaman zaman onları ziyaret edelim!" derler.

Bu hal böyle başlar ve gide gide bakarsınız ki, artık onun önünde taparcasına eğilmeler tabi bir hal alır. Ibadet etmeler başlar ve kurbanlar kesilir. Işte şirk tarihi böyle başlamıştır ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir!

 Onun için şunu söylemekle bitireyim:

Allah'tan başkasına güvenmeyin! Onu fevkalâde bir insan olarak kabul etmeyin! Peygamber bile bunu kabul etmiyor!

Insanoğlu çok acaip ve aynı zamanda da çok gafil bir varlıktır. Gözünün önünde büyüyen bir kimse gördü mü, zamanla ona tapmaya başlar. Kur'an Peygamber'e emir veriyor: "De ki: Ben bir insanım!" "Beni fazla büyütmeyin! Benim bir meziyetim, bir faziletim varsa, ben sadece bir aracıyım. Allah'tan bana vahiy gelir, ben de onu size söylerim. Yoksa benim şahsiyetimde ve benim zatımda fevkalâde insanüstü, insan fevkinde bir durum yoktur!" diyor. Kur'an-ı Kerim'in bir kaç yerinde bu vardır! Peygamber bu!..

Sen kim oluyorsun da, biz kalkalım sana insanüstü bir değer  verelim, senin putunu dikelim, "Senin yolundan gidiyoruz!" diyelim. Bunlar akıl sahiplerine hele müslümanlara hiç yakışmaz!

Cenab-ı Hakk, putun, şirkin, nifakın her çeşidinden uzak kalan, bütünü ile Kur'an'a bağlanan ve onun dışında hiçbir sistem, hiçbir nizam tanımıyan kullarından eylesin!


El-Fatiha!..

 

Diğer Yazıları