TAVIZ ACIDIR! (1)

Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) Rahmetullâhi Aleyh

07-06-2013

Besmele, hamdele ve salveleden sonra...

?Yaratılıştaki gaye ibadet ve ubudiyyettir!? (Vezzariyat, 56)

?Hüküm, hâkimiyyet Allah?a mahsustur!? (Yusuf, 40)

? Insan için seçme hakkı yoktur!? (Kassas, 68)

?Tebliğ ilâhî bir emirdir ve farzdır!? (Maide, 67)

?Hakkı ketmetme insanı lanete götürür ve mel?un yapar!? (Bakara, 159)

?Insanlardan korkulmaz, ancak Allah?tan korkulur. Allah?ın emri ve imanın gereği budur!? (Âl-i Imran, 157)

?Müslümanın vatanı kulluk görevini yaptığı yerdir. Allah?ın toprakları geniştir!? (Zümer, 10)

?Allah, dinine yardım edenlere elbette yardım edecektir!? (Hacc, 40)

?Allah, mü?minlerden cennet karşılığı mallarını da canlarını da satın almıştır.? (Tevbe, 111)

?Mü?minler ancak Allah?a güvensinler. Çünkü herşey O?nun elindedir!? (Âl-i Imran, 122)

?Hakktan sonra (hakkın ötesinde) delaletten (batıldan) başka ne vardır?? (Yunus, 32)

?Siz müsrif (haddi aşan) bir millet oldunuz diye biz Kur?an?ı geri mi çekeceğiz?? (Zuhruf, 5)

Işte Kur?an?dan (meal ve tefsir mahiyetinde) ilahî mesajlar, emirler ve yasaklar!..
Bunları kim yaşayacak ve yaşatacak? Işte mühim olan bu sualin gerçek cevabını verebilmektir!..

Öz bir cemaat, çekirdek bir cemaat yaşayacak ve yaşatacaktır!.. Işte bu cemaat, öz bir cemaattır, çekirdek bir cemaattır, tavizsiz bir cemaattır! Bütün bir dünyaya bunu ilan ediyoruz!.. Mekke cemaatını örnek alan bu cemaat, Anadolu cemaatiyle birleşecek, Islam?ın devletine zemin olacaktır.

Medine devletini örnek alıp Hilâfet müessesesini kuracak ve dünya hâkimiyyetine doğru kanat açacaktır. Ilâhî sistemini kurup, tağutî sistemleri bir bir tarihin çöplüğüne atacaktır!

?Onlarla savaşın, dünyada fitne kalmasın ve din yalnız Allah?ın olsun!..? mealindeki bu ilahî fermanla kıtalini, cidal ve cihadını verecek, yeryüzünde fitne kalmayacak, din ve hâkimiyyet, kanun ve nizam yalnız Allah?ın olacaktır! Böyle bir devlet, ne Anadolu?nun topraklarına sığacak, ne de ayyıldızlı bayrak tarafından temsil edilecektir!

Onun vatanı dünya, bayrağı da ?La ilahe illallah Muhammedür Resulullah?dır, Tevhid bayrağıdır. Milleti ise, sadece Türkçe konuşan Türkler değil, birbirine Tevhid bağıyla bağlanan Türkler?dir, Kürtler?dir, Araplar?dır, Farslar?dır, Avrupalılar?dır, Amerikalılar?dır, Rusyalılar?dır. Ve nihayet herhangi bir dili konuşan aynı zamanda müslüman olan, nereli olursa olsun, milletlerdir ve soylardır!

Bir Osman Gazi çıkacak, Anadolu beyliklerini, bir bayrak altında toplayıp, bir Islam imparatorluğu kurduğu gibi, bu çıkacak Osman Gazi de yukarıda isimlerini sıraladığım dilleri, renkleri, yerleri ve yurtları ne olursa olsun, gönülleri Islam?ın devletinin hasretiyle çarpan heyecanını yaşayan bu milletleri Tevhid bayrağı altında toplayacak, istenilen vasıftaki devletini kuracaktır.

Allah neye kadir değil ki? Belki, Islam?ın düşmanları, Islam içindeki münafıklar, buna gülecekler, ama onlar güledursun. Allah vaadini yerine getirecektir! Peygamber (s.a.v.), Medine?de düşmanın taarruzu beklendiği bir sırada, savaş hazırlığı yapılıyor.

Müzakeresi neticesinde savaş müdafaa şeklinde olacak, şehrin etrafına hendek kazılacak; Kazmalar, kürekler hazırlanmış, Allah?ın Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) herkese kazacağı payı vermiş, kendisine de pay ayırmış, bir amele gibi, bir işçi gibi çalışmıştır. Bir yerde, bir sahabenin hissesindeki (payındaki) toprağın altında, zor olan bir kaya çıktı.

Kimse deviremiyor ve kimse parçalayamıyordu. Peygamber?e haber gitti. O geldi. Balyozu eline aldı, ?Bismillah? deyip balyozu taşa bir vurdu, o büyük kayadan bir parça koptu ve bir kıvılcım da etrafı aydınlattı, şimşek gibi çaktı. Peygamber ?Allahü Ekber? dedi. ?Ben Şam?ın saraylarını görüyorum!? dedi. Bir daha indirdi, yine bir parça koptu ve bir kıvılcım etrafa yayıldı. ?Ben Yemen?in köşklerini görüyorum!? dedi. Bir daha indirince taş parçalandı ve büyük bir kıvılcım parladı. ?Allahü Ekber? dedikten sonra, ?Ben kisranın saraylarını görüyorum!? dedi.

Hendeği kazanlar içerisinde de içi dışına, dışı içine uymayan münafıklar vardı. Peygamber?in bu sözüne karşı bunlar birbirlerinin yüzlerine bakarak alay ettiler. ?Şu adama bakın!? dediler. ?Biz düşmandan korktuğumuzdan dolayı, Medine?nin etrafına hendek kazıyoruz, bu durumdayız, bu gelmiş bize, Şam?ın köşklerini, Yemen?in, Kisra?nın saraylarını vaad ediyor!? dediler ve kendi aralarında gülüştüler.

O münafıklara kader söylüyordu ve diyordu ki: Esas gülünç sizlersiniz, halinize bakılıp gülünmesi gereken sizlersiniz! Acınacak haliniz var! Peygamber?in söylediği doğrudur, o vaad yerini bulacaktır. Ve siz de rezil kepaze olacaksınız!

Bu cemaat dost ve düşmanını iyi tanımıştır! Bu kuruluş, dünyadaki gelişmelere seyirci kalmakta, olup-bitenleri takip etmekte ve her biri için bir masa kurma yoluna gitmektedir. Hadiseleri değerlendirmede, değer ölçüsü olarak Islam alınmakta, hüsun-kübuh prensibinden hareket edilmektedir!

Bizim, ?Anadolu topraklarına sığmayan, o ayyıldızlı bayrak tarafından temsili mümkün olmayan, bir devlet kurulacaktır!? dememiz elbette bazı çevreler tarafından yadırganacak ve alayla karşılanacaktır. Onlar alay ededursunlar, Allah vaadini yerine getirecektir! Yeter ki, siz o çekirdek cemaat olmaya layık olunuz ve inşaallah layıksınızdır!

Işte böyle bir hedefe varmak için;

1- Bu çekirdek cemaatın hareket noktası belli bir millet değildir, parmak basıyorum ümmettir, ümmet noktasıdır! Hz. Muhammed?e kim ?Ben de ümmetim, ben de onun ümmetiyim!? diyorsa, o da bu devletin bir unsurudur, bir elemanıdır!

2-
Bu cemaat -defalarca söylediğim gibi-, ?Kaynak Kur?an, örnek Peygamber?dir diye yola çıkmış, Kitap, sünnet, kıyas ve icma?ı esas almıştır. Ehl-i Sünnet akaidine ve Ehl-i Sünnet fıkhına bağlı bulunduğunu bütün bir dünyaya ilan etmiştir! Bu çekirdek cemaat ehl-i kıbleyi tekfir etme, küfre nisbet etme, isnad etme yoluna gitmemiştir!

Buhari hadis?i: ?Kim bizim namazımızı kılar, kim bizim kıblemize yönelir, kim bizim kestiğimizi yerse, o, Allah ve Peygamber zimmetindedir. Onu hor görmeyin, ona el uzatmayın!? Bizim rehberimiz budur! Bu öz cemaat, herkesin kendi mezhebine bağlı kalmak şartıyla, iş birliğini, cephe birliğini kabul eder. Yine bu noktadan hareketle, iki şart ileri sürmüştür:


1-
Mezhebî inancımızı rahatsız edecek yazıları okumaz, sözleri dinlemeyiz (pazarlığımız vardır). Keza mezhep yayma politikasını takib etmeme pazarlığımız var. Ama maalesef bu pazarlık, bu sözleşme yerine getirilmemiştir. Benim canımdan, ciğerimden aziz addettiğim halifelerime, sahabeye, müctehid imamlara dil uzatılmaya başlatılmıştır.

Kendileri tarafından değil, tâbirimi mahzur görün, adeta Şah Ismail?in paralı askerleri tarafından bu hareketler, bu küçümsemeler, bu dil uzatmalar, yapılmaktadır!

Adam diyor ki: ?Biz Ehl-i Sünnet kaynaklarını da, Ehl-i Sünnet imamlarını da sorgulayacağız!?

Bu kadar büyütüldü insan, bu kadar satıldı ve âlet oldu oldu insanımız. Benim daha bıyıkları terlememiş, sakalı bitmemiş gencim aldatılır, iğfal edilir, mezhep değiştirir. Buna hakkınız yok beyler! Buna kimsenin hakkı yok! Niye o tüyü bitmemiş genç dimağlara bu kabil fikirleri aşılamaya çalışıyorsunuz ve bundan da sevinç duyuyorsunuz?

Hem vallahi, hem billahi bu size hayır getirmez! Geçen seneler bir sınırdan bahsetmiştik de, tâbirimizi maruz görün -bazı beyinsizler, bazı kafasızlar bu sözümü yadırgadılar, dediler ki: ?Müslümanların arasında sınır mı olur? Sınır olmaz ama, mezhebî yönden sınır olur. Işte siz o sınırı kaldırırsanız, böyle daha tüyü bitmemiş gençler, bir bir çalınır!?


Söyleyin, biz tebliğ cemaatıyız!
Kimin hatasını götürsek -hem vallahi hem billahi- karşısına çıkarız! Ulaştıracaksınız bu bantları! Şimdi niye sus-pus oluyorlar? Benim daha tüyü bitmemiş gencim çalınır hiç birisinden ses çıkmıyor? Bu mudur Ehl-i Sünnet davasına sahip çıkmak, bu mudur gençlere sahip çıkmak?..

Çok aziz ve muhterem kardeşler!

Tekrarında fayda var: Büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Adeta Şah Ismail hareketi gündeme getirilmekte. Ama buna da, paralı askerlerine de müsaade etmeyeceğiz. Akıllarını başlarına alsınlar!

Girişim dergisinde bir mülakatta, Iran mesullerini uyardım, akıllarını başlarına alsınlar! Kendilerine yaptığım teklifi unutmasınlar. ?Bu her iki taraf için de zararlı olur!? dedim.


Biz bundan sorumluyuz, benim gibi her Ehl-i Sünnet mensubu da sorumludur. Göz kulak olacak ve Imam-ı Azam?ın dediği gibi, ?Biz zahire bakarız, söyleyenlere bakarız, kimseyi kendiliğimizden cennet veya cehenneme koyamayız!? Ama içteki niyyetler, fikirler dışa intikal etti mi, tezahür etti mi, o zaman kararımızı ona göre veririz.

Bu arada şunu söyleyeyim: Belki böyle bir toplantı yapılabilmesi için üzerinden bir senenin daha geçmesi gerek, ?Humeyni?nin vasiyetnamesini de çok dikkatle takip edin!? Bu kadarını söyleyeyim!

Suallerinizi soracaksınız. Hemen cebinizden kağıdınızı, kaleminizi alın, itirazlarınızı yapacaksınız!

Hakkı batıla karıştırmama, şu çekirdek cemaatın, vasıflarından birisidir! Bu cemaat, dost ve düşmanını iyi tanımıştır. Bu kuruluş, dünyadaki gelişmelere seyirci kalmamakta, olup-bitenleri takib etmekte ve her biri için masa kurma yoluna gitmektedir. Hadiseleri değirlendirmede, değer ölçüsü Islam alınmakta, hüsun-kübuh prensibinden hareket edilmektedir.

Hüsun-kübuh prensibi nedir?

Hüsün-kübuh meselesi hem Ehl-i Sünnet?in akaidinde, hem usul-i fıkh ilminde yer alır. Hüsün-kubuh şu demektir:

Allah?ın emrettiği her şeyde güzellik vardır, yasak kıldığı her şeyde de çirkinlik vardır. Işte Islam bu!

Nerede Allah?ın emrini görürseniz mutlaka onda bir güzellik, bir hayır vardır! Nerede Allah?ın koyduğu yasağı bulursanız, onda da bir çirkinlik vardır. Işte bu cemaat, bu duygu, bu düşünceyi ve bu prensibi, birer kanun, birer kaide ittihaz etmiş ve her şeyi değerlendirme ölçüsünde onu kullanma yoluna gitmiştir.

Metod:

Metodda üç mesele:

1- Hakk?ı tesbit etme;

2- Hakk?tan yana olma;

3- Hakk?ın dışında kalmama.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Çekirdek bir cemaat olan sizler, hakkı tesbit etmiş, hakkı bulmuş durumdasınız ve hakkdan yana olma gayreti içerisindesiniz.

Hakk nedir?

Bütün bir dünya tekrar bilsin, Anadolu?nun sakinleri de, parti mensupları da, diğer kuruluşlar da bilsin ki: Metodumuz hak metoddur, tebliğ metodudur, Peygamber metodudur!

Ben bazı misaller vereceğim, kimse darılmasın. Biz herkesi severiz, sevdiğimiz için yanlış gidenleri, gittikleri yoldan geri çevirmek, hem dünyada hem ahirette rahat etmeleri için çalışırız!

Hakkımızda yapılan dedikodulara veya ileri geri konuşmalara da bir nevi göz yumarız, aldırmayız. Geçen Perşembe Türkiye?den gelen misafirlerle bir sohbet yaptık. Belki bu sohbet size intikal etmiş, belki etmemiştir. Orada da söyledim: Iki esas vardır;

1- Dava; 2- Metod.

Dava belli; Kur?an?ın hayata hâkim olmasıdır. Gazeteciler siz de doğru yazın! Yanlış yazdığınızı tesbit edersem (tâbiri caizse) sizin de canınıza okurum! (Tekbir sesleri)
Bu, hak meselesidir! Allah?ın rızasına ve cennetine giden yol meselesidir! Islam?ın davasına, Kur?an?ın anayasa, Şeriat?ın hayata hâkim olmasına götüren bir yoldur. Bunun için sizlerden tekrar istirham ediyorum; Bu mesele üzerinde durun!

Akrabanızdır, particidir, muarefemiz vardır diye düşünmeyin! Çocuklarımız onlarla haşir-neşir olmaktadır diye de düşünmeyin! Hakk ne ise onu, açık, net ve kesin bir şekilde söyleyin!

Eğer onu seviyorsanız, onun hak ve hukukunu korumak istiyorsanız, kimsenin gönlüne, hatırına bakmayın! Bazı hastalar vardır, hastalığın seyri ve derinliği, ileri olduğu için, doktor ne yapar? Vuracağı iğnenin dozajını fazla verir. Iğneyi vurduğu zaman o hasta yerinden hoplar. Isterse hoplasın! Bazı hastalar var, bazı marazlılar vardır ki, siz haktan, hakikattan, Allah?ın ayetinden, kitabından, Şeriat?ın hükmünden, fetvadan bahsettiğiniz zaman hastalıkları şiddetli olduğu için, yerlerinde duramazlar, yerlerinden hoplar, ayağa kalkarlar.

Aldırmayacaksınız, darılmayacaksınız! Doktor hastasının ayağa kalkmasından, bağırmasından, hatta sövmesinden darılır mı? Darılmaz! Niçin? Hasta! Siz de, birer tebliğ cemaatının ferdi olarak, particilere gideceksiniz, aşağıda isimleri vereceğim kişilere gideceksiniz.

Eğer onları seviyorsanız diyorum, çünkü Allah, siz hakkı söylemediğiniz taktirde sizden de onlardan da hesap soracak. Binaenaleyh, hem kendinizi, hem muhataplarınızı seviyorsanız, onların hak ve hukukuna riayet ediyorsanız, kimsenin hatır ve gönlüne bakmayacaksınız, hakkı olduğu gibi söyleyeceksiniz.


?Hakkı söyle, acı da olsa!?

Ben de öyle diyorum: Metod yönünden tek bir yol, tek bir usul vardır, hak bir yol, hak bir usul vardır; O da elhamdülillah, sizlerin takip ettiği yoldur, metoddur, yani Hz. Muhammed?in yoludur, yüzde 100 doğrudur. Bunun dışında, ismi ne olursa olsun, başında kim bulunursa bulunsun, hatalıdır, yanlıştır. Bağlı bulunanları Kâbe?ye götüreceğim diye, Moskava?ya götürme tehlikesi vardır!

Kimse darılmasın! Bantlar ortada! Kendilerine de o gün söyledim: Kızmaya hacet yok, lüzüm da yok! Medenî insan kızmaz, kendine güvenen kızmaz! Alırsınız kalemi elinize, yazarsınız! Işte meydan! Hepiniz kalem sahibisiniz, hepiniz kitaplarla haşr-ü neşir oluyorsunuz.

Işte meydan! Yazı! yazın, görelim! Ama yanaşmıyorlar! Niye yanaşmıyorlar? Yazamazlar da ondan!
Yazamadılar bügüne kadar! Fetva istedik, veremediler bügüne kadar, veremezler de! Onun için kimsenin gönlüne bakmayın, kimsenin hatırıdır düşünmeyin! Eğer onları seviyorsanız, onlara söyleyin: ?Yanlış yoldasınız, takip edeceğiniz, bağlı bulunacağınız bir metod, bir kuruluş varsa, o da şu cemaatin metodu ve kuruluşudur!?

Hepinizin huzurunda tekrar söylüyorum, bantlar da kaydediyor. Götüreceksiniz! Eğer inanmıyorlarsa, kendi davalarında, metodlarında doğru iseler, bizi yanlış kabul ediyorlarsa, Allah (c.c.) rızası için yazsınlar. Bizler de görelim ve vazgeçelim! Particilerin merkezine gelen 40 civarındaki kişiyi çağırdık, ?Gelin bizimle beraber çalışalım!? diye değil, ?Gelin, gelin! Bizi eleştirin, bizi tenkid edin, yanlışımız varsa ortaya koyun!

Eğer yanlışımız yoksa, doğru olduğumuzu tesbit edebiliyorsanız, o kanaata sahip olabiliyorsanız, buyurun! Buyurun gelin, beraber çalışalım! Yanlış yolla, hem vallahi, hem billahi hiç bir noktaya varamazsınız!? dedik.

Şimdi dinleyin: Haktan yana olan bu cemaatın dışında, haktan sapanlar var! Particiler haktan sapıyorlar! Saptıranlar da var! Kim bunlar? Emirlerle amirler, yani umera ve ulema makamında bulunanlar. Bunlar belki burada yokturlar. Sizin vasıtanızla onlara sesleniyorum, bantları da gönderiyorum. Emirler, hocalar!

Bunları da üç kısma ayırdık:


1- Bel?amlar;
2- Dalalette olanlar;
3- Haram irtikab edenler.

-Bel?am tipi olanlar: Diyanet?in camilerinde görev yapanlar, bel?am tiplidirler. Onların arkasında namaz olmaz. Istisnalar kaideyi bozmaz. Öyle hocalar var ki, eli öpülecek derecededirler. Onlara bir diyeceğimiz yok!

Ama, rejimi destekleyen, kemalist sistemin dümen suyunda giden ve onun korkusundan caminin kürsüsüne, minberine hakkı, hakkın sesini getirmeyenler, bunlar Allah?ın lanetine uğrar ve mel?un duruma düşerler. Bunların arkasında namaz olmaz!

Hatta biraz daha ileri gidiyoruz ve diyoruz ki: Meseleyi öyle sormayın! ?Bunların arkasında namaz olur mu, olmaz mı?? diye sormayın. ?Böyleleri öldükleri zaman, cenaze namazları kılınır mı?? diye sorun! Bu derece vehim! Onlara da acıyorum! Bantları götürün, çünkü onlar komaya girmiş hasta onlar! Serum istiyorlar. Işte şu sözler onlar hakkında birer serumdur. Kurtarmak lazım onları da!


-Dalalette olanlar:
Onlar kimler? Particilerin içinde bulunan hocalar. Bir kısmı dalalette, sapık durumda, bir kısmı da haram işletmekte.

Dalalette olanlar kim? Hangileri? Candan partiye bağlanmış ve partiyi medhediyor! Şu sözüm onları yerlerinden hoplattı. Daha dün, dün denecek derece yakın, Rüsselsheim?de bir düğün merasiminde, Mustafa Efe Hoca konuşuyor ve şöyle diyor: ?Islam?da partinin olduğuna dair 40?tan fazla hadis var!?

Buyurun! Hadis?ler ne zaman geldi? Biz hayatımızda görmedik, bir tane dahi bulamadık. Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Sizi eve davet ettiğimiz zaman söylemediniz?!.

Işte bunlar dalalette olan hocalardır! Kendilerine acıdığımız için bu tâbirleri kullanıyor ve bu sözlerin kulaklarına kadar gitmesini, şifa için, bu acı laflarla, acı iğnelere tahammül etmesini kendisinden rica ediyorum.

Bunları söylemek mecburiyetindeyiz. Yarın ben ölürsem veya o ölürse ikimiz de vebalde kalırız. O dinlemediği için, biz de söylemediğimiz için! Yarın Huzur-u Ilahi?de, ?Niye benim karşıma çıkmadınız, neden acı acı konuşmadınız?? diyebilir.


-Haram Irtikab Edenler:
Bir takımı da partiyi benimsemiyor, ama partide çalışıyor. Partiyi benimsemiyor, ama sadece bir menfaat karşılığı, bir maaş karşılığı böyle teşkilatlarda çalıştığı için, haram işliyorlar. Işte bunların arkasında da namaz kılmak en azından mekruhtur. Geçen bir Cuma namazında söyledim, bazı kardeşler biraz darılır gibi oldular bana.

Şimdi bu hocalar, haram irtikab ediyorlar, haram işleyen bir hocanın arkasında namaz kılmak da mekruhtur. Ve yine bu arada hemen şunu ilave edeyim: Köln?de hususiyle onların da kulağına gitsin, tek başlarına cami açmışlar, tek başlarına birer buyruk olmuşlar, bunlara da söylüyorum: Onların da arkalarında namaz kılmak kerahetlidir. Niye? Bölüyorlar, parçalıyorlar! Bölme-parçalama haram değil midir? Haramdır! Biz kendilerini çağırdık,

?Gelin size vazife verelim!? dedik, ?Şu Köln bölgesinin emirliğini yapın!? dedik, ?Biriniz de gençlerin başına geçin!? Kabul etmediler, dinlemediler! Cemaat, sıkıştırdığında, ?Eee hoca bize vazife vermiyor, biz vazife almak istiyoruz da hoca bize vazife vermiyor!? diyorlar. Geliyor bazı kardeşler, ?Neden vazife vermiyorsun?? diye soruyorlar. Biz verdik, bunlar almadılar! Cemaat sıkıştırıyor da, kaçamak yolu arıyorlar. Söyleyin onlara, Ben söyledim:

?Git kendileriyle görüş, de ki, ?Hoca böyle diyor!? Usuldür, bir dilekçe versin ve ?Biz görev istiyoruz!? desinler. Eğer biz görev vermezsek o zaman söylesinler veya siz söyleyin! Usüldür, yazsınlar! Iki satırlık yazı: ?Sizin kuruluşunuzda biz vazife yapmak istiyoruz!? desinler. O zaman vermezsek haklıdırlar. Ne dediler? ?Biz yazılı veremeyiz!? Niye veremezsiniz? ?Hoca bizi şuraya, buraya gönderecek elbette! Biz de gitmeyeceğiz! Yarın Ulu Cami?nin kürsüsüne çıkacak, verdiğimiz kağıdı cemaata gösterecek!? Elbette göstereceğim! Siz biliyorsunuz da ben bilmiyor muyum?

Buyurun! Hâlâ bitmemiştir! Söyleyin kendilerine: Vakit geçmemiştir! Gelsinler, beraber çalışalım! Kendilerini tekrar davet ediyorum. Hiç sözlerimden, rahatsız olup da camiyi terk etmesinler. Kendilerine söyleyin! Hem vallahi hem billahi vebalin içindedirler. Yeminle söylüyorum: Haram işliyorlar! Hiçbir yere varamazlar! Arkalarında namaz kılmak da mekruhtur, en azından mekruhtur. Fıkıh kitaplarımızda var, sorsunlar, ben de kaynağını göstereyim!

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bilmem sizi rahatsız ediyor muyum? Ister rahatsız olun, ister olmayın, ben söyleyeceğim!  Şimdi particiler dayansın bakalım. Onlara dozajı çok yüksek iğneler vuracağım!

Iki yol: Hak yol - Batıl yol! Var mı üçüncü bir yol? Yok! Bir hak yol var, hak metod var, bir de batıl yol var, batıl metod var!

Hak yolun misalini yukarıda verdim: Tebliğ metodu!
Bu metod yüzde yüz doğrudur! Tebliğ hareketi hak metoddur! Hak birdir, hak siyaset birdir! Hak metodun yüzlerce fetvası vardır. Bu kitap ve sünnet?in emridir. Binaenaleyh destekleme de her müslümana farzdır.

Hanımlar, sizlere de söylüyorum: ?Parti, parti, illa da parti!? diyenlere söyleyeceksiniz, bunların evlerine kadar gideceksiniz, Cemaleddin Hoca böyle dedi: ?Bu partilerde çalışan hocaların arkalarında namaz kılmak en azından mekruhtur!? Siz ne yapıyorsunuz, ne ediyorsunuz?

Ya bu adama cevap verip ağzını kapayacaksınız, susturacaksınız, siz de rahat edecekseniz biz de, yoksa geleceksiniz! Bu çocuk oyuncağı değil! Binlerce, milyonlarca kişileri, yanlış yola sürükleyeceksiniz, biz de seyirci kalacağız... Kalamayız, bu mümkün değildir!

Batıl Yol:
Parti yolu! Fetvası alınamıyor, çünkü kitab ve sünnet?e sığmıyor. Neden? Tüzüğü kâfir de ondan! Ağır tâbir kullanıyorum: Tüzüğü kâfir! Refah partisinin dahi tüzüğünü okuyun, ikinci maddesini okuyun. Ne diyor? ?Anayasa çerçevesi içerisinde partimiz kurulmuştur!? Anayasa küfür anayasasıdır; Kur?an?a zıt, Şeriat?a aykırı bir anayasasadır! Şeriat?ı inkâr eden, Kur?an?ın anayasa olmasına engel olan anayasa küfür anayasası, kâfir anayasa değil de ya nedir? Aldınız mı bunun fetvasını?


2- Saygı duruşu yaparlar:
Particiler gider adamın maşatında, mezarının başında saygı duruşu yaparlar ve yapmışlardır. Bunların fotoğrafları elimizde vardır.


3- Fotoğraf asarlar:
Binalarında, parti binalarında fotoğraf asarlar. Fotoğraf asılı yerde ise melek bulunmaz, melek girmez, Peygamber de gelse girmez, Cebrail (a.s.) da gelse girmez. Peki siz birer müslüman olarak, Şeriat?a inanan insanlar olduğunuzu iddia ederek, nasıl oturursunuz ya? ?Şu kadar belediye reisimiz çıktı!? diyorlar.

Nerede oturuyorlar bunlar? Belediye binalarında putun resmi asılı değil mi?
Asılı! Melek girer mi? Girmez! Peygamber gelse oturur mu orada? Oturmaz! Peki sen nasıl oturuyorsun orada?!.


Şirk Meclisi:
O, Büyük Millet Meclisi diyorlar ya, orası Ebu Cehiller?in meclisi, put meclisidir. Gazeteciler iyi yazın: Büyük Millet Meclisi dedikleri yer put meclisidir, şirk meclisidir!

Benim Şeriat?ımı günlük hayata hâkim kılmak için yola çıkan partici, ne yapıyor? Meclise girecek! Sana yakışır mı ya?

Peygamber gitti mi Ebu Cehil?in meclisine, orada oturdu mu, onlarla teşrik-i mesai yaptı mı? Aldınız mı bunun fetvasını? Sorun Mustafa Efe?ye, ?30000 (otuz bin tane) fetva terceme ettim!? diyor, ?Hazırladım!? diyor. 30 bin fetvanın içerisinde bir tanesini gösterin, görelim, partinin Islam?la bağdaşacağını görelim. Islam?da parti vardır diye bir tane fetva göstersin, görelim!

Dahiliye Bakanı, Maliye Bakanı, Gümrük ve Tekel Bakanı:

Ben bunlara isim buldum: Dahiliye Bakanı kim? Ona layık olan bir isim, sarhoşlar bakanı, meyhaneler bakanı! Yılbaşı gecelerinde polis kuvvetlerini seferber etmek suretiyle, sokaklardan sarhoş toplatıyor. Işte Içişleri Bakanı bu!.. Sarhoş bakanı meyhanelerde rahat rahat, Allah?ın haram kıldığı şarap içilsin diye tedbirler alıyor, polisi seferber ediyor. Tekel bakanı, şarap fabrikaları kurulması için altına imza atıyor. Bu mu sizin Şeriat?ı hayata hâkim kılma yolundaki çalışmanız? Bu mu?!.

Maliye bakanı; Faizlerin, faiz oranlarının, bankaların, bankalarla ilgili muamelelerin altına imza koyuyor. Işte sizin Şeriat?ı hâkim kılmak için takip ettiğiniz yol bu!..


Dahası da var! Yine Içişleri Bakanı: Içişler bakanı oldu mu, onun işi bitti. Kerhanelerin de bakanı o, çok affedersiniz, namussuzluğun da bakanı o!.. Polisi kerhanenin kapısına dikiyor ki, müslümanlar rahat rahat zina etsin! Bu mu sizin içinde çalışmak istediğiniz sistem? Aldınız mı bunun fetvasını?!.


Okuyun, metodler hakkında bir yazı neştrettik: ?Yeni Neslin Görevi!? Hepinize tebliğ ediyorum, tekrar tekrar okuyun, particiler de okusun! Bu yazı gazetede neşredildi.


Yeni neslin görevi neden ibarettir? Evvela hakkı aramadır. Particiliğin, çeşitli metodların, yabancı metodların, kavmiyetçi metodların, uzlaşmacı metodların, tavizkâr metodların, te?lifçi metodların... Şunu söyleyeyim, gayet açık da söylüyorum, raporlar elimde! Bu kuruluşların hepsi particidir! Vahdet grubuna varıncaya kadar hepsi böyledir, haberiniz olsun! Hepsi partici; Kimi Özal?cı, kimi Demirel?ci, kimi Refah?cı... Buyurun!..


Ama ben, isim de koydum bunlara; ?Açık partici!? Açıktan açığa partici, parti kurmuş ve partiyi savunuyor. ?Yarı partici?; yarı partici, ama yarı gizli, oku atıyor, yayı gizliyor!..


Bir de saman altından su yürüten particiler var. Bunlar ne yapıyor? Belediye Reisi olarak seçilecekleri zaman çağırıyor, masanın başına pazarlığa oturuyorlar: ?Siz bizim isteklerimizi kabul ederseniz, biz de sizi destekleriz!?


Açık konuşuyoruz; Bunlar da partici! ?Biz partici değiliz!? demeleri, oku atıp, yayı gizlemenin bir ifadesidir. Bu zevahiri kurtarmak için bir tavırdır. Ben kendilerine söyledim ve dedim ki: ?Biz partici değiliz!? demeniz kâfi gelmez! Diyeceksiniz ki: ?Islam?da parti yoktur! Islam partiyi kabul etmez!? Bakınız, biz yazmışız: ?Islam partiyi kabul etmez!? Biz böyle açıkça yazmışız: ?Islam?da partiyi destekleme yoktur ve haramdır!? Işte bunu söyliyeceksiniz! Sadece ?Biz partici değiliz!? demek sizi kurtarır mı? Eee!.. ?Ben onları seviyorum!? Benim kadar sevmiyorsun sen!

Ben seviyorum, sen sevmiyorsun! Ben onların hatalarını söylüyorum, ?Gelin şu partiden vazgeçin!? diyorum, onları vazgeçirmeye çalışıyorum. Ama sen ey kuruluşun bir mensubu! ?Biz partici değiliz!? demekle kimseyi ikna edemezsin! Açık konuşuyorum, açık! Bak, biz partiye karşıyız, parti Islam?da yoktur, parti günahtır diye açıkça söylüyoruz. Beni kürsülerinde, müesseselerinde konuştursalar ne yaparım? Bunu açık açık kendilerine anlatırım.

Ve ilave ederek derim ki: Sizi sevdiğim için söylüyorum. Sizi seviyorum, sizi kurtarmaya çalışıyorum! Aklınızı başınıza toplayın! Sizi, bu particilik kurtaramaz! Hem vallahi hem billahi kurtaramaz!.. Büyük günahların içindesiniz! Meclis kürsüsüne çıkacaksınız ve küfür yemini yapacaksınız, değil mi?


Işte bunlar, kitaba sığmayan, fetvası alınmayan hareketlerdir.
Işte parti ve partinin getirdikleri! Işte böyle bir sistemi Islam kabul etmez!.. Hangi hoca buna fetva verir veya hangi hatip böyle toplantılarda konuşabilir?!.


Şimdi böyle bir sistemi desteklemenin hükmü nedir?

El-Cevap: Günahtır, haramdır, dalalalettir, idlaldir, zülümdür, hatta şirktir! Bu desteklemeye dikkat edin!.. Bu destekleme ister oy verme şeklinde olsun ister oy verdirme ve tavsiye etme
şeklinde olsun, ister para verme şeklinde olsun, ister gazete ve dergilerini okuma-okutma şeklinde olsun, ister salonlarına ve hatta camilerine gidip konuşma şeklinde olsun, isterse ziyaret etme şeklinde olsun... Bütün bunlar günah ve haramdır!

(Devam EDECEK)

Diğer Yazıları