TAVIZ ACIDIR! (2)

Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) Rahmetullâhi Aleyh

07-06-2013


Ne diyor Kur?an?

?Zalimlere en ufak meyille meyletmeyin, ce hennemin ateşi sizi çarpar!?

 

Ey Hoca Efendiler! Ey Hoca Hanımlar!

Sizlere de söylüyorum, aklınızı başınıza toplayın, bu yanlış metodu takip eden ve haram irtikab eden kuruluşlara paydos deyin! Buyurun, sizin için bir metod: Gecesi gündüzü kadar berrak, böyle bir metod, Peygamber metodu ortada durup dururken, size nasıl yakışır, gidecekseniz de her günü haramla, hatayla geçen bir kuruluşa, bir kuruluşun müesseselerinde hizmet edeceksiniz?

Ve isim veriyorum, ?Yeni Neslin Görevi? yazısında bunlara işaret etmiştik:


Yabancı metod,
particilerin metodu budur!

Uzlaşmacı metod; Uzlaşmacı metod, rejimle iç içe uzlaşma halindedirler. Süleymanîler?in ve Nursîler?in metodu! Söyleyin kendilerine: Acıyorum onlara!

Sentezci metod; Kavmiyetçi metod, ülkücülerin metodudur. Söyleyin onlara da!

Bey?atçı metod; ?Bizim Iran?a bey?at etmemiz lazım geliyor!? diyenlerin metodu, onları da eleştirdik.

Te?lifçi metod; Vahdet gazetesinin, Vahdet grubunun etrafında toplananlar, telifci gruptandır.

Okuyun, okuyun! Allah rızası için okuyun o yazıyı! Cevap isteriz sizden!.. Bir de kalkıyorsunuz, şunun veya bunun namına abone kaydediyorsunuz. Yaptıgınız hatayı, işlediginiz günahı biliyor musunuz? Bu sözler acı, ama söylenecektir.

Kızmayın bize! Bunlar hep akılcıdırlar; Yarı Şeriat?a dayanır, yarı akla dayanırlar, yarı demokrasiden alır, yarı da dinden almaya çalışırlar.
Böyle bir sistem olur mu? Böyle bir metod olur mu?..
O yazıda hepsinin tek tek kritigini yaptık!

Eger biz, Anadolu?nun toprakları üzerindeki kuruluşlar arasında bir birlik saglayamazsak, hiçbirimiz bir neticeye varamayız!

O yazının yanlışı varsa Allah (c.c.) rızası için yazınız! Biz açıgız, hem yazdıgınız yazıyı bizim Ümmet-i Muhammed?e gönderin! Biz, onu ?Serbest Kürsü? sütununda neşrederiz. Eger cidden bizim hatalarımızı tashih etmişseniz teşekkür ederiz, kabul eder ve ilan ederiz. Yok eften püften şeylere bizi oyalamaya çalışıyorsanız, o zaman da kalemi elimize alıp canınızı okuruz. Bunu da bilin!..

Bir sesleniş:
Sonuna dogru geliyorum, sizi daha fazla yormayacagım, zaten yoruldunuz.
Yarı gizli ve tam particilere sesleniyorum ve diyorum ki:


Her şeyden önce şunu tesbit ediniz: Parti hak mı, yanlış mı? Bunu iyi tesbit edin! Eger hak ise hep partici olalım, yoksa, ?Biz partici degiliz!? demek kâfi gelmiyor ki! Particiler de aynı şeyi söylüyor. Onlar da diyor ki: ?Biz de inanıyoruz ki, Islam?da parti yok! Ama başımızın şemşiyesi, ayagımızın ayakkabısı olarak kullanıyoruz!? Onlar da bunu söylüyorlar... Binaenaleyh, sizin ?Biz partici degiliz!? demeniz kâfi gelmez. Ne yapacaksınız? Kalemi elinize alacaksınız veya kürsüye çıktıgınız zaman, ?Islam?da parti yoktur! Bununla çalışmak günahtır!? diyeceksiniz.

?Hoca bizimle ugraşıyor!? öyle diyorlar. Size de söylüyorlar ya: ?Hoca bizimle ugraşıyor, kâfirlerle ugraşsa ya!? Bakınız, burada da yanılıyorlar.

Bir evde huzur olmazsa, bir evde fikir birligi olmazsa, o ev kendi idaresini temin edebilir mi? Birbirleriyle ugraşırlar! Bir kuruluş veya bir ülke sakinleri, fikir birligine varmazlarsa, metod birligine varmazlarsa, hakkın etrafında toplanmazlarsa, dışa karşı ne yapabilirler?


Işte bakın bugün Afganistan, hayat mücadelesinde, tehlike geçiriyor...

Yedi tane grup, dış ajanlar, birisine tesir edemiyorlarsa, digerine tesir ediyor. Birbirlerine giriyorlar, belki silaha sarılıyorlar. Koskoca Rus keferesini kovdular, fakat şimdi kendi aralarında bir işbirligi yapamıyorlar. Niye?

Daha evvelce, daha önce, tedbir almadılar, halen her kafadan bir ses geliyor. Birbirleriyle ?Ileride uzlaşırız, anlaşırız!? ümidiyle devam ettiler, fakat uzlaşamadılar, anlaşamadılar. Yine de dua ediyoruz!


Onun için Türkiye?de eger siz bir Islam devleti istiyorsanız, bu günden tedbirinizi alacaksınız ve hak hangisi ise, onun etrafında toplanacaksınız!

Bana diyorlar ki: ?Herkes öyle hocam!? Diyemez, diyemiyor, vallahi de diyemiyor, billahi de diyemiyor! Biz fetva istiyoruz, ?Yazın!? diyorum! Bir şey biliyorsan yaz, yaz! Kaba tâbiriyle bazı yerde söylüyorum: Erkeksen yaz! Laf istemeyiz, yaz! Ama, yazamazlar! Birincisi bu!..


Eger biz, Anadolu?nun toprakları üzerindeki kuruluşlar arasında bir birlik saglayamazsak, hiç birimiz bir neticeye varamayız! Nasıl saglayacagız? Kimseyle buluşmayacagız, kimseyle uzlaşmayacagız, kim senin fikrini katmayacagız bu işe! Hak ne ise, o olacak!

Hepinize söyleyecegiz: Şu haraket berraklıgını, tazeligini, tâbiri caizse bakireligini sonuna kadar muhafaza edecek! Bulaşmayacak, onları çagıracak! Demin Osman Gazi?den bahsettik. Inşaallah bir Osman Gazi çıkar, bu kuruluşları, bu isimleri, altındaki kuruluşları, teker teker, çeke çeke bir çatı altında toplar ve ondan sonra yapacagını yapar!



Ikincisi, günahtan kurtarıyoruz onları:
?Etmeyin, gitmeyin kardeşlerim! Sizleri seviyoruz! Yanlış bir yola gitmeyin, bunun hesabını veremezsiniz. Günaha girersiniz, Allah (c.c.) sizden sorar! Şu müslümanların da veballerini sizden sorar, gelecek nesillerin de veballerini de sizden sorar... Yapılması gereken işleri gerisin geriye bırakmayın! Siz bu şekilde devam ederseniz, ne olur? Yapılması gereken işler gecikir de düşman bundan istifade eder!? diye kendilerini uyarmaya çalışıyorum.

Arkasından da şu açık mektubu bulacaksınız! Götüreceksiniz, Diyanet?in hocalarına da, particilerin hocalarına da, diger kuruluşların hocalarına da vereceksiniz! Bu bildiride söylendigi gibi, günahınız büyük ey hoca efendiler, vebaliniz agırdır; Hem dall, hem mudilsiniz! Bu tâbiri iyi belleyin:

Hem dall, hem mudilsiniz! Yani hem sapıtmış, hem de başkalarını sapıtıyorsunuz! Yanlış bir metod takip ediyorsunuz! Bir nev?i bel?amlık yapıyorsunuz!

Ister erkek hocalar olsun, ister kadın hocalar olsun, hepsine sesleniyorum: Bu arada bir şeyi de ilave etmek, istidrat yoluyla ilave etmek isterim:

Şu hareket çok badireler atlattı! Bir Polat meselesi çıktı ortaya! Merkez?i terkettiler, Ulu Cami?yi terkettiler, medreseyi terkettiler, çekip gittiler.

Zannettiler ki, bu cemaatler bizim arkamızdan gelir. Gitmedi! Niye? Bu cemaat yerine oturmuş, yolunu-yöresini bulmuştur, bilmiştir. Ne yaptılar, söyleyin? Bu sefer baktılar ki, cemaat yok, cami açtılar; Ama yine cemaat yok! Tutturamadılar! Medrese açtılar, tutturamadılar!

Ben kendilerine söyledim ve dedim: ?Allah size öyle bir tokat vurur ki, bir daha belinizi dogrultamazsınız!? Ve dogrultamıyorlar, sürülerini kaybetmiş çoban gibi dolaşıyorlar. Millî Görüş?e de gidiyorlar, ama onlar da kabul etmiyorlar. Ne yaptılar? Enteresan olan taraf, mahkeme kapılarına koştular, üç senedir bizi mahkemeden mahkemeye sürüklüyorlar.
Bir şey elde edemediler!..

Müsaade ederseniz, dervişlere de ufak bir dokunayım! Dokunayım mı? (Cemaatten: ?Dokun hocam, dokun sesleri!?)
Tasavvuf babında da, elhamdülillah, ?Kaynak Kur?an, örnek Peygamber!? demişiz ve Peygamber?in tâlimatına uyarak, şu cemaat, zikir-fikir yapma imkânını bulmuştur ve yapıyor.

Ama bunun yanında cihadını da veriyor. Fakat bazı tekkeler görürsünüz, duyarsınız; Otururlar, sade tesbih çekerler, ?Allah, Allah!? der dururlar. Dervişin biri digerine sormuş: ?Siz nasıl zikir yaparsınız?? O da demiş ki: ?Allah der döneriz, Allah der döneriz, Allah der döneriz!? O da ona sormuş: ?Peki siz nasıl yaparsınız?? ?Biz de Allah deriz ama, bir daha dönmeyiz!?

Halbuki, zikirle cihad beraber gidecek! Bir elinde zikir, bir elinde cihad! Bu böyle olur! Işte görebildiginiz şahıs, tanıyabildiginiz şahıs, bir taraftan zikir yaparkan, bir taraftan da ne yapıyor? 4000 tane risale basıyor! Işte dervişlik budur, Islam?ın istedigi derviş bunlardır!

Hele hele öyle mürşidlik makamında olanlar duyduk, gördük, tesbit ettik ki, küfür anayasasına oy vermişlerdir! Böyle dervişlik olmaz! Böyle mürşidlik olmaz! Bunları da tanıyacaksınız, bunları da ikaz etmemiz bizim vazifelerimizdir! Istisnalar kaideyi bozmaz, eli öpülecek şahıslar da vardır!

 

Takiyye meselesi:

Particilerden vardır inşaallah içinizde!
Kur?an?ın bir ayetini kendilerine mesned, delil alırlar! ?Kâfirlere dost olmayın! Ancak takiyye olursa, onlardan bir zarar gelecegini görürseniz, onlarla dost olursunuz!?


Cevabımız: Takiyye meselesi lisanla olur! Sahih hadis kitaplarında var, diyor ki: ?Biz kâfirlerin yüzüne bazen gülerdik. Ama içimiz onlara lanet okurdu!? Dille olur, yüz işaretleriyle olur, fakat hareketle, fiile, amelle olmaz! Binaenaleyh, takiyye meselesi orada geçerli degildir. Götürün hocalara! (Ibn-i Kesir)


Yusuf (a.s.)?a sarılırlar ve derler ki: ?Yusuf Peygamber de, küfür devletinden görev aldı. Küfür-kâfir devletten görev alırsa bir peygamber biz de haydi haydi görev alırız!? Alamazsınız! Onda da yanılıyorsunuz!

Bir kere;

Madde: 1- O devlet reisinin müslüman oluşu bir çok tefsir kitaplarında kayıtlıdır.
Madde: 2- Allah kitabında şöyle diyor: ?Böylece, Yusuf?u biz tem kin ettik, ona makam verdik, onu biz yerleştirdik. Devletin reisi degil biz, bizim emrimizi icra etmek için onu biz yerleştirdik!

?
Senin bakanın gibi gidecek de, sarhoşları toplatacak sokaklardan, senin bakanın gibi gidecek de faizin altına imza koyacak, senin bakanın gidecek de kerhanenin bekçiligini yapacak öyle mi? Öyle mi yaptı Hz.Yusuf? Hayır! Allah dıyor ki: ?Onu tayin eden biziz, biz!? Açın, okuyun! Sonra, verilen ceza Şeriat cezasi idi. Kardeşleri geldiginde bir hırsızlık meselesi oldu. Hırsızlık tesbit edildi.

Hz. Yusuf onlara sordu ve dedi ki: ?Sizin Şeriat?ınızda hırsızın cezası nedir?? Onlar da gereken cevabı verdiler ve onu tatbik etti.


Demek ki, Hz. Yusuf, bir hazine vekili olmakla beraber, o ülkenin, o devletin rejimine, kanununa baglı degil idi. Bunları da bir tarafa koyalım!

Diğer Yazıları