Yatsı ve İmsak vakitlerine ilişkin açıklama

01-10-2015

 

Yatsı ve İmsak vakitlerine ilişkin açıklama

Yatsı Vakti: Hadise[1] göre şafağın kaybolmasıyla başlayıp, geceyarısı sona ermektedir. Bir rivayette ise yatsının son vaktinin „gecenin üçte biri geçince“ olduğu bildirilmiştir. Ancak Ebu Katâde’nin rivayet ettiği bir hadiste „bir namazın vaktinin, diğer namazın vakti girinceye kadar devam ettiği“ bildirilmektedir. Buna göre yatsı vakti, sabah namazı vakti girinceye kadar devam etmekle birlikte, gecenin üçte biri veya yarısından sonraya bırakmak mekruhtur.

Şafağın kaybolması hadisesi konusunda ihtilaf mevcuttur. İmâm-ı Âzam, şafağın, ufuktaki beyazlık (beyaz şafak) olduğunu ifade etmiş, diğer mezhep imamları ise şafağı ufuktaki kızıllık (kızıl şafak) olarak anlamışlardır. Güneşin batmasıyla önce ufukta bir kızıllık oluşmakta, ardından bu kızıllık solarak yerini beyazlığa bırakmaktadır. Buna göre, Ebû Hanife hazretlerinin esas aldığı yatsı vakti, ufuktaki beyazlığın (görülebilir aydınlık) tamamen kaybolduğu andır; bu ise diğer imamların esas aldığı yatsı vaktinden daha sonra oluşmaktadır. Sahâbeler (radiyallâhu anhum) arasında da bu konuda görüş birliği olmadığını, örneğin Hz. Ali, Hz. Ömer ve oğlu ile Hz. İbni Abbas’ın kızıl şafağı esas aldığını; Hz. Ebubekir, Hz. Muaz bin Cebel, Hz. Enes, Hz. Ebu Hureyre ve Hz. Âişe’nin ise beyaz şafağa göre amel ettiklerini görüyoruz.

Yatsı vaktine ilişkin olarak İmameyn (İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed) görüşünü esas alıp kızıl şafağa itibar etmekteyiz. Kızıl şafakla beyaz şafak arasında yaklaşık 2° dikey açı farkı olduğundan, araştırma ve gözlemler neticesinde hâlihazırda takvimimiz yatsı vakti için -14° esas almaktadır. Yaz aylarında ise (Mayıs, Haziran, Temmuz) yatsı vakti takdir edilmektedir, dolayısı ile akşam ve yatsı namazının arasında 1 saat 50 dakika uygulanmaktadır.

Sabah Namazı Vakti: Hadiste[1] belirtildiğine göre sabah namazı vakti fecrin doğması ile başlayıp, güneşin doğması ile sona ermektedir. Fecrin ne zaman doğmuş kabul edileceği ise, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından „Fecr-i kâzib size mani olmasın, fecr-i sâdık karşınıza çıkıncaya kadar yiyin için!“ hadisiyle[2] açıklanmıştır. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), fecr-i sâdık’ı tarif sadedinde, „O, enlemesine görülen aydınlıktır, uzunlamasına görülen değil!“[3] buyurmuştur. Buna göre, imsak zamanı gökyüzünün ufuk hizasında önce uzunlamasına bir aydınlık belirmektedir. Ufuğa dik şekilde oluşan ve kurt kuyruğuna da benzetilen bu ince ve zayıf aydınlık (fecr-i kâzib) bir müddet sonra yerini, enlemesine yayılarak genişleyen bir beyazlığa (fecr-i sâdık) bırakmaktadır. Fecr-i kâzib olarak nitelendirilen hadisenin, fecirden önce tipik olarak müşahede edilen Zodyak ışıması olabileceği düşünülmüştür. Gezegenler arası boşluktaki toz zerrelerinin güneşi yansıtmasından kaynaklanan bu ışıma, hadiste tarif edildiği gibi fecr-i sâdık’tan az önce görülmekte, tabanı ufuğa dayalı, ucu ise güneş yörüngesini (ekliptik) gösterir bir piramide benzemektedir.

Sabah namazının ilk vakti olan fecr-i sâdık aynı zamanda orucun da başlama vakti olduğundan imsak sözcüğüyle isimlendirilmiştir. Sabah namazının son vakti olan güneşin doğması ile kastedilen ise güneşin üst ucunun, ufuk hattı üzerine yükselerek görünür hale gelmesidir.

Almanya’nın değişik şehirlerinde tarafımızdan yapılan gözlemlerde, fecr-i sâdık’ın -12° civarında oluştuğunu tesbit ettik, ihtiyat payını da ekleyerek imsak vakitlerini -15°’ye göre hazırladık.

Kurallar

Yatsı ve İmsak Vakitleri: Hadise göre yatsı vaktinin tanımı, şafağın kaybolması, imsak vaktininki ise hakiki fecrin zuhurudur.

Güneş, öğle, ikindi ve akşam vakitlerinin tayinindeki şer’î hükümler güneşin yörüngesi ve gökyüzündeki konumuna bina edilmiştir. Güneşin yörüngesi bugün çok yüksek hassasiyetle bilinebildiğinden, bahse konu dört vaktin -yöreye ait coğrafî konum bilgisi dâhilinde- kesin olarak neredeyse saniye hassasiyetinde hesaplanması mümkün olmaktadır. Ancak imsak ve yatsı vakitleri için durum daha farklıdır; zira bu vakitlerin tayini, fecr-i sâdık ve şafak hadiselerine bağlanmıştır ki bunların oluşma/kaybolma zamanları, aşağıda sıraladığımız nedenlerden ötürü aynı kesinlikte belirlenememektedir:

  • Öğlenin başlangıcı sayılan güneşin batıya meyli veya akşamın şartı olan güneşin batması, müşahedede bulunan tüm gözlemciler tarafından aynı dakika içinde onaylanabilirken, atmosfer kaynaklı fecir ve şafak hadiseleri, diğerleri gibi ani ve keskin değişiklikler şeklinde belirmeyip yavaş geçişlerle bir süreç dâhilinde açığa çıktıklarından, gözlemciye daha bir bağımlıdırlar. Örneğin fecr-i sâdık, ayette „Siyah ipliğin beyaz iplikten ayırt edilebildiği (tebeyyün ettiği) an“ olarak ortaya konmuş (Bakara Sûresi, 187) ve Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından da „enlemesine görülen aydınlık“ olarak açıklanmıştır; ancak fecr-i kâzib’in ne zaman bitip gerçek fecrin ne zaman başladığı, tebeyyün için hadiste geçen enlemesine beyazlığın hangi genişliğe ulaşması lâzım geldiği net değildir. Bazı âlimler beyazlığın genişlemeye başladığının fark edildiği ilk anı esas alırken, diğerleri beyazlığın ufuk üzerinde takriben 30° yatay genişliğe ulaşması gerektiğini ileri sürmektedirler.
  • Alacakaranlık geçişinde gökyüzünün ufuk hizasında izlediğimiz bu iki boyutlu ışık ve renk değişimleri, müşahede eden bireyin görüş kabiliyetine ve yorumuna da bağlılık arz etmektedir. Günün ilk (fecr-i sâdık) ya da son (beyaz şafak) ışıklarının gece karanlığından ayırt edilmesi, gözün karanlığa adaptasyonu ve görme kabiliyeti ile doğrudan ilgilidir. Gece gökyüzündeki ışık seviyesinin, gündüze oranla yüz milyonda bire düşmesi, bu müşkülü izaha yeter sanırız. Ayrıca doğal (ay ışığı) ve yapay (şehir aydınlatması) ışıklar, gökyüzünün gece boyunca devam eden aydınlık seviyesine etki ederler. Bu nedenle dolunayın mevcut olduğu gecelerde veya bol ışıklı şehirlerde gökyüzü daha aydınlık olacağından, tan yeri ağarması daha geç fark edilebilecek ve şafak daha erken kaybolacaktır.
  • Fecir ve şafak vaktine tesir eden diğer bir etmen de atmosfer şartlarıdır. Alacakaranlık oluşumuna atmosferin ışığı kırma özelliğinin sebep olduğunu belirtmiştik. Kırılma etkisi ise sıcaklık, basınç, nem, sis/duman vb. birçok parametreye bağlı olarak değişir. Bu ise, imsak ve yatsı vakitlerinin atmosfer şartlarına bağlı olarak zaman ve mekâna göre farklılık göstermesine neden olur. Havanın açık veya bulutlu olmasının da gözleme etkisi bulunmaktadır.
  • İrtifa farkı da yine aynı şekilde fecir/şafak vaktine etki eder.

Vakitlerin tayininde esas olan müşahededir. Özellikle imsak ve yatsı vakitleri için mümkün olduğunca gözlemde bulunulmalı, bu sağlıklı olarak yapılamıyorsa hesaba itibar edilmelidir. Hesaba uyulduğunda da zikredilen belirsizlikler göz önüne alınarak temkinli davranılmalıdır. Bu itibarla sabah ve yatsı namazları biraz geciktirilmeli, akşam ise acele edilmelidir ki sünnete uygun davranış da böyledir.

Yakın dönemde, özellikle İngiltere ve ABD’de, fecr-i sâdık olayının -18°de görülüp görülemeyeceği hususu çok tartışılmıştır. Bu tartışmalarda -18° değerinin, astronomik alacakaranlığa ilişkin üst sınır olduğu ve bunun fecr-i sâdık tanımıyla örtüşmediği iddia edilmiştir. Belçikalı astronom Marcel Minnaert’in, „-17° civarında Zodyak ışığının (fecr-i kâzib) görüldüğü, -16/17°’de ise tan yeri ağarmasının optik aletlerle gözlemlenebildiği“ şeklindeki ifadesi de bu yargıya mesnet yapılmıştır. Buna dayanarak, -18° dikey açı değerinin, ancak orucun başlamasına yönelik temkinli bir vakit olarak kullanılabileceği, fakat sabah namazının bu vakitte kılınmasının sahih olmayacağı ihtar edilmiştir. Bu görüşteki âlimler, yaptıkları birtakım gözlemler ışığında imsak ve yatsı (beyaz şafak) vakti hesabında -15° dikey açı değerini esas almışlardır.

Müşahedenin önemine inanan bazı âlimler, imsak/yatsı vakitlerindeki bu müşkülün çözümü için uzun süreli gözlemlere yönelmişlerdir. Bu konudaki en kapsamlı müşahedelerden biri, 1987 yılının Eylül ayında İngiltere’nin Blackburn, Lancashire bölgesinde başlatılmış ve Hizb’ul-Ulemâ’nın gözetiminde yaklaşık bir sene boyunca devam etmiştir. Bu gözlem sonucunda bazı ilginç bulgular elde edilmiştir:

  1. Fecir ve (beyaz) şafak, astronomik olarak simetrik iki hadise olmalarına rağmen, bunlara ilişkin açıların her zaman eşit olmadığı görülmüştür. Bunun sebebi ise, imsak ve yatsıdaki atmosferik şartların aynı olmaması ile izah edilmektedir. Gerçekten, fecirde karanlığa alışmış bir gözün ilk ışığı tespiti, akşam aydınlığa adapte olmuş bir gözün son ışığı tespitinden daha kolaydır. Keza imsak vaktindeki nem, sis ve özellikle sıcaklık değerleri, yatsıdakinden hayli farklıdır. Bir diğer etmen de imsak ve yatsı vakitlerindeki alacakaranlığın, ufuk hizasında farklı konumlarda oluşması ve böylece farklı yeryüzü şekillerine ait atmosfer tabakalarının ışığı farklı kırması ve farklı konumlardaki irtifaların aynı olmamasıdır.
  2. İmsak ve yatsıya ait Güneş Dikey Açısı değerlerinin yıl boyunca sabit olmayıp mevsimlere göre değiştiği tespit edilmiştir. Örneğin kış aylarındaki dikey açı değerlerinde ufak artışlar gözlemlenmiştir. Bu ise soğuk (ve yoğun) atmosferin ışığı daha fazla kırması ile açıklanabilir. Benzer şekilde, farklı iklimlere sahip değişik coğrafyalarda açı değerlerin farklılık göstereceği çıkarımı yapılmıştır.
  3. Fecir ve (beyaz) şafak açısının gözlem yapılan bölge için yıl boyu -12° ilâ -16° arasında değiştiği, kırmızı şafağın ise -9° ilâ -11° civarında kaybolduğu görülmüştür.

Yukarıda değindiğimiz bu belirsizlikler nedeniyle dünya coğrafyasındaki Müslümanlar arasında imsak ve yatsı vaktinin hesabında farklı dikey açılar referans alınagelmektedir.

Temkinler

Hesap yoluyla bulunan tüm bu vakitlerde, tanımından kaynaklanan veya coğrafî / meteorolojik şartların neden olduğu belirsizlikler bulunduğunu açıklamıştık. Bir belde için tek bir vakit kullanılması neticesinde belde arazisi üzerindeki vakit değişikliklerinin ihmal edilmesi ve referans olarak kullanılan saatin astronomik saatten farklılık gösterebilmesi gibi parametreler de hesaba katıldığında, belli bir ihtiyat payı bırakılarak amel edilmesi daha uygundur. Bu sebeple hesaplanan vakitlere, temkin süresi adı verilen ufak bir süre eklenmekte veya çıkarılmaktadır. İmsak ve güneş vakitlerinde temkin negatif iken, diğer tüm vakitlerde pozitiftir.

Kullanılan temkin süreleri:

  Vakit   Kural     Temkin (Dakika)
  İmsak   GDA* = -15° 0
  Güneş   GDA = -0,24° -2
  Öğle   Zeval + 2 dk. +3
  İkindi   Asr-ı Evvel Dikey Açısı +3
  Akşam   GDA  = -1° +5
 Yatsı  GDA = -14° 0

 

Burada dikkat etmemiz gereken husus şudur: Takvimlerde temkin uygulanmış vakitler gösterildiğinden, vakitlerin gerçek başlangıç ve bitiş vakitlerini bulmak için temkin değerlerini çıkarmamız gerekmektedir. Örneğin takvimde ikindi vakti olarak 16:51 gösterilmişse öğle vaktinin 16:48’de çıktığını bilerek hareket etmeliyiz.

*GDA: Güneş Dikey Açısı

Sonuç

Buraya kadar aktarmaya çalıştığımız bilgilerden bazılarını, gündelik uygulamalar açısından faydalı olabileceği mülahazasıyla derleyip maddeler halinde sunmak istiyoruz:

  • Günlük namaz vakitleri, ayet ve sünnetle sabit olup, güneşin gökyüzündeki hareketine bağlanmıştır.
  • Hesap yoluyla bulunan vakitlere, temkin adı verilen bir ihtiyat payı eklenir. Gerçek zaman ise takvimdeki zamandan temkin süresi kadar farklıdır.
  • İmsak ve yatsı vakitleri, tan yerindeki aydınlığın bir gözlemci tarafından değerlendirilmesine dayanır. Bu değerlendirmenin sonucu gözlemciye ve atmosfer şartlarına dayandığından hesap yoluyla kesin olarak belirlenemez. Takvimlerdeki saatler, bazı varsayımlar ışığında bulunmuş itibari zamanlardır. Varsayımlar ve dolayısıyla vakitler, ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Bu vakitler için mümkünse müşahede yapılmalı, değilse bu belirsizlik dikkate alınarak amel edilmelidir. Buna göre tavsiyemiz, akşam namazının güneş ufkun 10° altına inmeden önce kılınması, sabah namazının ise güneş ufkun 12° altına varmadan kılınmamasıdır. Kabaca ifade edersek, akşam namazını ezandan itibaren 60 dakika (takdir uygulandığı zamanlarda 80 dakika) içinde kılmalı. Sabah namazı için ise imsaktan sonra 20 dakika beklemelidir.
  • Şer’î açıdan gündüz, orucun tutulduğu imsak ile akşam vakti arasıdır, gece de akşam ile imsak vakti arasıdır.
  • Yatsıyı, gecenin üçte birinden veya hiç değilse yarısından sonraya bırakmamalıdır.

Not: Allah’ın izniyle önümüzdeki yıllarda yatsı ve imsak vakitlerinin tayinine ilişkin gözlemlerimizi yoğunlaştıracağız. Namaz vakitlerinin tayininde esas olan müşahede olduğu için, mesuliyeti mudrik bir heyet olarak böyle zahmetli bir çalışmaya girişmiş olduk. Gayret bizden, Muvaffakiyet Allah’tandır!

_______

[1] Tirmizî, Salât, 114; Müslim, Mevâkît, 6; Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, I/375-376
[2] Ebû Dâvûd, Savm, 17; Tirmizî, Savm, 15
[3] Buhârî, Ezân 13, Talak 24, Haberu’l-Vahid 1; Müslim, Sıyam 40; Ebu Dâvûd; Savm 17; Nesaî, Savm 30